• $7,3885
  • €8,9494
  • 437.25
  • 1464.94
05 Ağustos 2011 Cuma

1923-2011

Bu Cumhuriyet 1923 yılında askerler tarafından kuruldu. Bu kurucu paye askerin 2011 yılına kadar bu topraklar üzerinde son söz sahibi olma yanılsamasını da beraberinde getirdi. Kurucu ideolojiden en ufak bir sapmada rejimi kuran asker rejimi kollama göreviyle devreye girdi.
Asker kendi kendisine 'son karar verici' payesini vermedi tabii ki; rejimi iç ve dış tehdide karşı koruma görevi Anayasa tarafından tanınmıştı.
Doğrusu, 'checks and balance' yani sistemin farklı kurumlarının birbirini denetlemesi ve böylece bir denge oluşması üzerine kurulu olmayan Türkiye Cumhuriyeti'nde bu eksiği de asker gideriyordu.
İşler yolunda gitmemeye başladığında bir şekilde asker devreye giriyor, eksen kaymıyor, rejim de bilindik yolunda ilerliyordu.
Ancak neresinden bakarsanız bakın çarpık bir denge mekanizmasıydı bu. Maalesef, halk tarafından da kabul görmüştü. 1982 Anayasası'na yüzde 92 gibi abartılı bir oranla evet demişti Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları. Hadi 'içi görünen' zarflara bağlayalım bunu, peki ya sonraki yıllarda her seferinde askerin en çok güvenilen kurum olarak araştırmaların zirvesinde çıkması?
Türk halkının geleneksel olarak demokratik bir talebi olmadığı ortada. Aynı şekilde 12 Haziran seçimlerinde de demokratik kaygıların seçmen tercihlerinde belirleyici olmadığı ortaya çıktı.
Türkiye'de demokrasi talebi, bu gerçeği kabul edelim etmeyelim, ağırlıklı olarak belli bir elitin telaffuzudur.
Ancak bu demokrasi anlayışı da en az Cumhuriyet'in üzerine inşa edildiği rejim kadar problemlidir. Kendilerine 'endişeli modern' ya da 'Beyaz Türk' diyeceğimiz, nispeten daha okumuş, geliri daha fazla olan, merkez sola oy veren seçmenin de özünde tam anlamıyla bir demokrasi arzusu yok. Çünkü bu seçmen de yıllarca sırtını askere dayayarak, bıçak kemiğe dayandığında Ankara'da Genelkurmay'da 'ışıklarını yakacağı' inancıyla bugünlere kadar geldi.
Halbuki rejim tehlikeye girerse, bütün demokratik sistemlerde olduğu gibi bunu koruma görevi halkta olmalı. Bu halkın sözcüsü, talepleri ve kaygıları dillendirecek kurumlar da muhalefet partileri, sivil toplum ve düşünce kuruluşları gibi 'silahsız kuvvetler'dir.
Muhalefetin erimesinde, hiçbir varlık göstermemesinde, son dokuz yıldır giderek güç kazanan iktidara alternatif oluşturmamasında da askere sırtını dayayan bu tembellik yatmıyor mu? Tıpkı İzmirli laik öğretmen teyzeler gibi, ana muhalefet partisi de bunca yıldır 'Fazla bir şey yapmamıza gerek yok, ne de olsa son kertede ordu devreye girer' deyip durdu.
Bugünlere böyle geldik.
Türk Ordusu'nun artık konuşacak takati kalmadı. Konuşsun, üzerine vazife olmayan işlere bulaşsın demiyorum. Zaten yıllar içinde onlara atfedilen gücün nasıl yozlaştığı, nasıl askerin asli görevini yapmak yerine insanları fişlemeye başladığı, yalan andıçlarla yan yollara saptığını gördük. Askerin açtığı propaganda amaçlı İnternet siteleri, 2007'deki e-muhtıra askerin üzerine vazife olmayan işlere karıştığının en güncel örnekleri.
Son yıllarda askere karşı yıpratma kampanyalarının nasıl sonuçlar verdiğinin, psikolojik savaşın orduyu nasıl yıprattığı da ortada ama. Bunun sonucunda asker savaşamaz hale de geldi. Yaşadığı psikolojik yıpranmanın ardından savaşamaz hale geldi asker, ama biraz da komutanlar keşke başka işlere harcadıkları vakti gerçek görevlerine harcasalardı. Büyükanıt biraz daha az maç izleseydi, Başbuğ biraz daha az basın toplantısı yapsaydı...
Neredeyse her Mehmetçik ölümünün ardından ucu askere uzanan bir skandal çıkıyor.
Genelkurmay Başkanları görevden alınır, ya da istifa eder. Askerin siyasetteki etkisinin kırılması iktidarlarla, dönemlerle, şahıslarla anılmayacak kadar önemli bir olaydır.
2011 bir milattır. İsterseniz 1923'te kurulan Cumhuriyet öldü, yeni bir Cumhuriyet kuruldu deyin. Şurası kesin ki bundan sonra artık Ankara'da ışıklar yanmayacak.
Ama bu aynı zamanda hem iktidar, hem muhalefet için de zor bir süreç.
Her zaman işe yarayan 'Asker elimizi kolumuzu bağlıyor' bahanesi tarihe gömüldü.
'Ne de olsa asker var' diyen tembel-endişeli-laik-modernlerin de ellerini taşın altına koyma, sivilleşme zamanı geldi.
Rejimin garantisi artık askerler değil insanlardır.
twitter.com/orayegin
facebook.com/oryegn

Alametifarika'nın deliği
Alametifarika ajansından Uğurcan Ataoğlu geçen gün yazdığım 'İskender' kitabının aşırma olduğu iddiasına yanıt vermiş şirketin blog'unda. İşi ironiye vurarak iddiayı reddetmeye çalışıyor. Ama görünen köy işte.
'Bu kapak bir ekip işi' demiş, en çok bu cümleye takıldım.
Keşke bunu herkese söylemeseydi. Bu kadar uyduruk bir kapak 'ekip işiyse' sanırım bu ajansla çalışan firmalar anlaşmalarını yeniden gözden geçirecektir. Koca ajans toplanıp ortaya ancak böyle bir kapak çıkarıyorlarsa bu çalmaktan daha büyük sorunları olduğunu da gösterir.
Ataoğlu bana 25 yıllık çalışmalarının yer aldığını kitabını da yollayacağını eklemiş. Zaten bir gün önceden haberim olmuştu, çünkü bir gün önce twitter'da 'Oray Eğin'e ortası 'delik' kitabımı yolluyorum' diye yazmıştı.
Aynen bu şekilde, çirkin imayla.
Bakmayın bunların çok modern göründüklerine, Touchdown'da ya da Otto'da 'Helvetica' belgeseli ya da Malcolm Gladwell kitapları üzerine bilgiçlik taslamalarına.
Bir insanın gerçek yüzü, terbiyesi, içinde gizlediği avam böyle durumlarda ortaya çıkıyor. Kendisine 'Al o deliği' diye başlayan bir dolu cümle kurabilirim.
Ama şimdilik sadece büyük Türk liberteri Serdar Erener'den yamağının kulağını çekmesini rica ederim. Zira benim vaktim yok, şu 25 yılın kitabına dalayım, bakalım nerelerden esinlenmişler.

Tam zamanında izlemişiz
Ertuğrul Özkök ve Kanat Atkaya'yla Kings of Leon'u canlı izlemeye ta şubat ayında karar vermiştik. Biletleri ayırttık, tarihleri önceden belirledik ve ilk kez planladığımız takvime uyup Berlin'e gittik haziranda.
Muhteşem bir konser izledik, tadı damağımızda kalan, 'Bir daha olsa bir daha izleriz' dedirten.
Galiba bir daha izleme fırsatımız olmayacak ama.
Kings of Leon'un solisti o gün Berlin'de sahneye çıkar çıkmaz 'Bu adam pek yaşamaz sanki' diye aramızda espri yapıyorduk. Yüzü çok sağlıksız gözüküyordu, sabahın köründe içmeye başlayan adamlar olur ya, öyle şiş...
Avrupa'dan Amerika'ya geldi grup ama geçenlerde turneyi iptal ettiler. Solist Caleb Followill bayağı dağılmak üzereymiş. Aşırı yorgunluk ve stres yüzünden... Hatta Dallas'ta 15 bin kişinin önünde 'Sesimin yüzde yüzü gitti' dediği bile duyuldu.
Bu aralar grubun bir daha bir araya gelmeyeceği bile konuşuluyor.
Tam da yeni U2 olmak üzere yola çıkıp erkenden havlu atan gruplardan bir başkası mı olacak Kings of Leon acaba?
Neyse ki biz tam zamanında izlemişiz.

<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 'Şayet Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın müs

'Bahçeli'nin Şuşa'da yaptırmak istediği okul kardeşliğin sembolü olacak'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları