• $7,4351
  • €9,0461
  • 439.502
  • 1530.86
21 Şubat 2011 Pazartesi

13 Haziran sabahı

O sabah nasıl bir Türkiye'ye uyanmış olacağız? Bir gün önce yaptığımız tercih, hayatımızı ne ölçüde değiştirmiş olacak... Türkiye'nin alacağı yeni seyir, her birimizin hayatına ne kadar etki edecek, kendi seyrimizi nasıl yeniden şekillendirecek kim bilir.
Bir moral bozukluğuna mı uyanacağız, bir umuda mı...
Yoksa kendimizi 'Bundan sonra da hiçbir şey devam etmez, her şey aynen devam eder' diye avutacak mıyız?
Arkadaşlarımız salınmış olur mu o güne gelene kadar acaba...
Yoksa o gün kimimiz polis baskınıyla uyanıp çanta mı toparlıyor oluruz?
Nasıl bir Türkiye'de yaşadığımızı kimse kestiremiyor ki nasıl bir Türkiye'ye uyanacağımız üzerine tahmin yürütelim.
Ben plan yapabilen biri değilim. Bir gün sonrası için bile bir programım yoktur, önceden verilmiş sözleri unuturum, randevulara uyamam ve fazlasıyla son dakikacıyımdır.
Her gün müsaitim ama her gün doluyum kısacası.
Haziran ayı için bir plan yaptım kendime ama. Hayata geçirebileceğimden bile emin olmadan kalkıştım bu işe...
13 Haziran sabahı nasıl bir Türkiye'ye uyanırsak olalım 14 Haziran akşamı Avrupa'nın en sevdiğim şehrine, Berlin'de olmayı planlıyorum.
O akşam Kings of Leon'u dinleyeceğim.
Belki denk gelirse Potsdamer Platz'daki Cinestar sinemalarının sekizinci salonunda bir film izlerim; o en güzel sinema salonunda.
Sonrasını bilmiyorum, kestiremiyorum, emin değilim.
Geçenlerde bir grup arkadaşım hazirandan sonra Ege'ye yerleşip, bütün bu işleri bırakıp, gazetecilikten de erken emekli olup organik tarıma başlama planlarından bahsetti. Henüz Alaçatılaşmamış bir Ege kasabası var mıdır?
Ben herhalde alır sırt çantamı, kendi kafama göre gezerim önce... Trenlere binerek, havaalanlarında bağlantıları yakalamaya çalışarak, kulağımda bir iPod... Öyle başıboş ve sorumsuz. Tasmasız bir sokak köpeği gibi.
Birkaç sene önce bir yaz başlangıcında büyük umutlarla haziran ayına hazırlanırken hiç beklemediğim bir hayal kırıklığın gelip vurmuştu. O gün de kendimi yollara vurmuştum. Üç gün diye çıkıp, üç hafta gezmiştim Ege'de. Yanımda bir sırt çantasına sığacak kadar eşyayla.
Bir an aynaya baktığımı hatırlıyorum; yüzüm güneşten kapkara olmuş dalgalı saçlarım uzamış ve havalanmıştı. Haftalardır sakal tıraşı da olmamıştım. Bu gönüllü Robinson'luk hali iyi gelmişti bana. O gün bir daha saçımı taramamaya karar verdim.
O yaz İstanbul'da sadece bir hafta sonu kaldım.
Eylül geldiğinde havaalanına doğru yol alırken geride kalan Bodrum bir filmin final sahnesine benziyordu. Araba uzaklaşırken kamera hafifçe yükselmeye başlar ve boşalan bir kentin, sararmaya hazırlanan yaprakların, giderek uzaklaşan arabanın üzerinden isim listesi akar ve belki bir Elliott Smith şarkısı çalar ya hani...
Sonra da eylülde yeni bir hayat başlar... Sahiden başlar mı?

Kimdir ve neye hizmet eder
Yabancı gazetelere bakıyorsunuz, hiç şaşmadan ondan demeç kullanıyorlar. Türkiye'ye yerleşen yabancı gazetecilere ilk olarak onun adı veriliyor. 'Gidin görüşün' diye 'kuşaktan kuşağa' iletişim bilgileri aktarılıyor.
Diplomatlar, büyükelçiler ilk olarak onu ağırlıyor. Davetlerin baş konuğu...
Burs alıp Amerika'ya davet edilen de o, Filistin kamplarında eğitim gören de. Hem de Avrupa Birliği için parasıyla makale yazan...
Parti kuruluşunda yer alıp, siyasetçilik oynayan o. Cumhurbaşkanı Özal'a özel danışman olarak görev yapan...
Hem Amerikancı, hem Hümeynici... Hem sağcı, hem solcu... Daha neler
neler...
Gazetecilik dışındaki bütün enerjisini diplomasi trafiğiyle geçiriyor. Yabancıları bilgilendirmek konusunda kendisini tek temsilci atamış, belli ki.
'Siz başkalarını boşverin, beni dinleyin yeter' diye ikna ediyor. İyi İngilizce konuşuyor.
En son Amerikan Büyükelçisi'ne had bildirmeye kalkmış, hükümetin bir görevlisi gibi konuşmaya, devam eden soruşturmalar hakkında çarpıtılmış yorumlar yapmış.
Belli ki sıradan, bildiğimiz anlamda bir gazeteci değil. Sanki bir misyonu var. Ya da hayatı boyunca değişen misyonlar
ediniyor.
Cengiz Çandar tam olarak kimdir ve ne yapar? Son zamanlarda onun hakkında daha fazla düşünüyorum.

Sunset Park'ın öğrettikleri
- Paul Auster'ın en iyi romanı olmayabilir ama kuşkusuz zamanın ruhunu yakalamakta ustalığına diyecek yok.
- Hepimizi bir gün Brooklyn'de yeni bir hayat bekliyor olabilir; istila edilmiş bir binada, birbirinden farklı ve hayallere sahip arkadaşlarımızla kuracağımız yeni bir hayat var belki de orada.
- Hiçbirimiz hiçbir şeyden emin değiliz: Kendimizden de, sevgilimizden de, sevgimizden de, bir başkasına yönelik hislerimizden de. Bir erkek bir başka erkeği sevebilir ama eşcinsel olmayabilir. Bir erkek, bir kızı kırmamak için kendi hayatını saklayabilir. Her yaşananın adı konmak zorunda değildir.
- Evet, aşk tabii ki hepimize saçma şeyler yaptırabilir.
- Evden kaçanlar, evden kaçmak için çok da geçerli bir sebebi olmayanlar, yedi sene sonra da olsa mutlaka eve döner. 'Beni kimse merak etmiyor' diyen kaçakları emin olun birileri merak ediyordur, hatta takip her adımımızdan bile gizlice haberdardır.
- En yakın arkadaşlarımız ailelerimize çaktırmadan muhbir görevi görür. Arkamızdan iş çevirmek pahasına, bizi merak edenleri endişelendirmemek için onları haberdar ederler ne yaptığımızla ilgili.
- Suçluluk duygusu hep peşimizi kovalar. Geçmişimizden hiçbir zaman kurtulamayız, hep geçmişin gölgesini peşimizde hissederiz. Ama geri döndüğümüzde, o geçmişi affedecek, bizi bağışlayacak, yeniden bağrına basacak, kabul edecek, suçlu olmadığımızı, endişe edecek bir şey olmadığını söyleyecek insanlar vardır.
- Seks hiçbir zaman tek başına bir anlam ifade etmez. Ya da seks bazen sadece seks değildir.

<div><br></div><p><br></p>

Meteoroloji Hava Tahmin Uzmanı açıkladı... İstanbul'a kar yağacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Merve Boluğur yalanlamıştı... Işın Karaca açtı ağzını yumdu gözünü

Gaziantep'te tır kazası! Yol trafiğe kapandı