• $ 5,8089
  • € 6,4683
  • 278.998
  • 97886.4
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

11 Eylül'de neredeydim

New York
Pırıl pırıl bir İstanbul sabahı. Sabahın benim için hiç de alışık olmadığım erken bir saatinde yola çıkıyorum. Florya'ya gideceğim. '12 Dev Adam'dan biriyle buluşmak için. Saat 10.30 gibi kapısındayım. Zili birkaç kere çalıyorum. İçeriden hiç ses gelmiyor. Israrlarıma karşılık evin bir diğer mensubu şiş yüzüyle kapıyı açıyor.
Kendimi tanıtıyorum, şaşırıyor, salona alıyor beni.
Gidip kardeşini uyandırıyor. Geleceğimi unutmuş belli ki. Kibarlıktan hiç ödün vermiyor, uzun uzun konuşuyoruz.
'Kusura bakma' diyorum, 'Bugün uçağım var demiştin, o yüzden bu saatte geldim.'
'Uçağım gece aslında' diyor.
Söyleşiyi bir an önce bitirip çıkmam gerek. Birkaç gün önce yeni işe başladığım bir televizyon kanalında rutin bir gün beni bekliyor.
İşe gidiyorum. Otoparktan binaya yürürken Eylül güneşine aldanıyorum. O kadar güzel, o kadar çekici ki. Kapıdan dönüyorum. Hiç kimseye haber vermeden, hiç kimseyi aramadan. Orada çalışmak istemiyorum, içimden gelmiyor.
Kendimi sahil yoluna atıyorum, saatlerce İstanbul'u dolaşıyorum. Gümüşsuyu'nda sonradan bir cinayete kurban giden bir arkadaşımın restoranına gidiyorum, onunla başbaşa öğlen yemeği yiyorum.
Eve dönmeden önce bir de eczaneye uğrayıp kulağımı deldiriyorum. Çocukluğumdan beri 'Ya canım yanarsa' diye çekiniyordum, korkacak bir şey yokmuş meğerse, onu anlıyorum.
Orada burada oyalanarak epey zaman geçiyor, eve vardığımda hiç aksatmadığım akşamüstü uykularımdan birine yatıyorum.
Bir süre sonra telefon çalıyor. 'Kalk, televizyonu aç hemen, New York'a saldırıyorlar' diyor.
Sonrasını hepimiz biliyoruz zaten.
Sıradan bir gün olarak başlayan bir günü ayrıntılarıyla hatırlamamın tek sebebi, o günün tarihin dönüşümüne denk düşmesi.
'O gün neredeydin' sorusu yakın tarihin belli milatları için sık sık tekrarlanır.
'Neredeydin' sorusunun amacı insanın kendi kişisel tarihiyle beraber tarihin dönemeçlerini de hep hatırlaması, hep aklında tutmasıdır.
Benim 11 Eylül'üm de en ince ayrıntısına kadar aklımda.
11 Eylül 2002'de, yıldönümünde New York'taydım. Yaralarını hala saramamış bir toplum Bruce Springsteen'in 'diriliş' mesajları verdiği albümüyle kendisine moral buluyordu. En ufak bir toz bulutu bir paranoya unsuruydu. Ne yapacağını bilemez halde, yaralarını sarmaktan aciz bir görüntü veriyordu.
Popüler kültür bile bir sene geçmesine rağmen nasıl davranacağına tam karar verememişti.
Hayatımda hiç görmediğim kadar çok Amerikan bayrağını o gün görmüştüm; herhangi bir arabanın tamponunda ya da bir Japon lokantasının kapısına kadar.
11 Eylül 2011'de, tam 10 yıl geçtikten sonra yine New York'tayım.
Bu sefer, toplumsal travmanın nasıl hepimizi şekillendirdiğini, bu toplumda açtığı derin yarayı ve dönüştürücü etkisini daha rahat görüyorum.
Kanıksamak, kabul etmek değil bahsettiğim. Düpedüz bir tarihin ekseninin kayması bu; gündelik hayata kadar geçirdiğimiz her türlü değişimin kökeni 11 Eylül travması.
Dün, İkiz Kuleler'de hayatını kaybedenlerin yakınları kurbanların adlarını okurken sahnedeki genç bir erkek 'Babam öldüğünde 10 yaşındaydım, kardeşim iki yaşındaydı' dedi.
O gün iki yaşındaki çocuk bugün 11 Eylül'ün şekillendirdiği bir dünyanın bireyi; oyunun yeni kurallarına göre büyümüş.
Paranoyanın, komşundan bile kuşku duymanın, birbirinden şüphelenmenin, tehdit altında yaşamanın, itfaiyecilerin kahramanlaştırılmasının, İslamafobinin, havalimanlarındaki güvenliğin, metrolarda rastgele sırt çantasının aranmasının ve birçok başka 'yeni geleneğin' kökenin 11 Eylül'e dayandığını birinci elden bile bilmiyor. Bunların normal sayıldığı, verili kabul edildiği bir dünyanın çocuğu o.
Bütün travmalar gibi 10. yılında 11 Eylül de kendi kuşaklarını yetiştirdi.
twitter.com/orayegin
facebook.com/oryegn

9/11 neleri değiştirdi
l Havalimanlarında aşırı abartılı güvenlik tedbirleri. Amerika'da iç hatlarda uçmak için konan birçok yeni kural, başta da x-ray cihazına ayakkabıların konulması...
l Müslümanlara karşı değişen yaklaşım biçimleri: Ya 'Biz sizin dostunuzuz' diye abartılı sempati, ya da 'Her Müslüman potansiyel teröristtir' diye abartılı önyargı...
l Amerikalıların kendileri dışında da bir dünya olduğu, Amerika'nın sevilmeyebileceği gerçeği...
l Amerikan milliyetçiliğinin değer kazanması, 'Amerikan' algısının sahiplenilmesi...
l 'Sex and the City' dizisinin açılış jeneriği...
l New York'un downtown silueti...
l Amerikan mizahında ironinin ölümü... Dalga geçilebilir konular ve dalga geçmenin sınırlarının yeniden tanımlanması...
l Savaş şeklinin değişmesi, savaşların özelleştirilmesi, özel şirketlerin devletler adına savaş ihaleleri alması...
l Televizyon haberciliği, Fox News'ün yükselişi, milliyetçi retoriğin ilgi toplaması...
l Örümcek Adam'ın İkiz Kuleler'e tırmandığı sahnenin hoyrat bir makasla kesilip atılması...
l Yeni bir Ortadoğu, yeni bir dünya düzeni, Soğuk Savaş sonrası dünyada yeni bir düşman arayışı, yerkürede yeni etkinlik savaşları...
l Amerika'nın dokunulmaz olduğu yanılsaması... Amerika'nın yenilmez olmadığı gerçeği... Terör, bu ülkeyi haritadan silemedi ama milyarlarca dolarlık bir borç batağını tetikledi...
l Yüzlerce ailenin kaderi...
l Gündelik konuşmaya eklenen 'Jumper', 'Never forget', 'Ground Zero' gibi birçok yeni ifade...
l İkiz Kuleler'in yaydığı toz bulutu yüzünden hala o sırada bölgeye yakın olanlarda görülen türlü hastalıklar: Depresyondan nefes darlığına...

Popüler kültüre damga
Bugün artık kanıksadığımız, hatta başyapıt saydığımız pek çok film, kitap, albüm 11 Eylül'deki terör saldırısından sonra şekillendi, 11 Eylül kendi literatürünü de yarattı. Özellikle 11 Eylül romanları gözden kaçırılacak gibi değil.
New York Magazine anma sayısında popüler kültürde 11 Eylül'ün şekillendirdiği kültürün dökümünü vermiş. Kimileri çok biliniyor, kimilerini görünce 'Vay be, bu da mı 11 Eylül'le ilintili' diyor insan.
l ROMANLAR: Don DeLillo-Falling Man, Paul Auster-Man in the Dark, Nicholas Sparks-Dear John, Jonathan Franzen-Freedom, Colum McCann-Let the Great World Spin, Fredric Beigbeder-Windows on the World, Philip Roth-Everyman, Joseph O'Neill-Netherland, Monica Ali-Brick Lane, Ian McEwan-Saturday, Jonathan Safran Foer-Extremely Loud and Incredibly Close, Michael Cunningham-Specimen Days, Jay McInnerney-The Good Life, John Updike-Terrorist...
l FİLMLER: The 25th Hour, 11'09''01, United 93, World Trade Center, Remember Me, Amreeka, Reign Over Me, Knowing...
l MÜZİK: Bruce Springsteen-The Rising, Beastie Boys-An Open Letter to NYC, Neil Young-Let's Roll, Paul McCartney-Freedom, Wu-Tang Clan-Rules...

Oray Eğin Diğer Yazıları

<p>Acun Ilıcalı Gel Konuşalım programına konuk olduğu sırada O Ses Türkiye´nin perde arkasında yaşan

Acun Ilıcalı Canlı Yayında Video İzletirken Şeyma Subaşı´dan Mesaj Geldi

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Fenerbahçe: "Biz de şampiyonluklarımızı istiyoruz"

1 tonluk tespih Guinness yolunda