• $12,4902
  • €14,1202
  • 713.051
  • 1776.41
25 Kasım 2021 Perşembe

Vesayet ve ekonomi denklemi

Sovyet tehlikesine karşı Türkiye'nin NATO'ya girmesi sıradan bir güvenlik teşkilatı üyeliğinden fazlasını ifade etmişti. Türkiye diğer NATO ülkelerinden bile daha fazla uluslararası ve yerel vesayet ağları ile sarılıyor; Türkiye'nin belirlenen çizgiden çıkmaması için çeşitli mekanizmalar oluşturuluyordu.

Bu mekanizmalar seçilmiş hükümetleri etkisiz kılacak askeri ve jüristokratik vesayet mekanizmalarının oluşturulmasıydı. Böylelikle halkın iradesine dayanan hükümetler geldiğinde de onlara belli bir 'oyun alanı' bırakılacak; güvenlik, dış politika gibi konulara 'esas'tan girmeleri engellenecekti.

Özellikle 'seçilmiş hükümetler'in hedef alınması ise şundandı: Seçilmiş hükümetler gücü halktan aldığı ve tekrar seçime gidip sandıktan çıkmak zorunda olduğu için halkın ve ülkenin çıkarlarını korumak, bağımsızlığı için mücadele etmek durumundadır. Bu nedenle millî egemenlik ve millî bağımsızlık prensipleri Fransız İhtilali'nden beri aynı paranın iki yüzü gibi bir arada ilerleyen süreçlerdir ve yine bu nedenle seçilmiş hükümetleri kullanmak, vesayet altına almak hegemonik merkezler için zorken, darbe yönetimleri nihayetinde bir kukla yönetim halindedir. Çünkü darbe yönetimleri kendi sırtını dayayacak bir dış vesayete muhtaçtır ve içeride de halka sandıkta hesap vermek zorunda olmadığı için seçilmiş hükümetlerin veremeyeceği tavizleri bile diğer devletlere verebilir.

Demirel'in ABD'ye direnerek yasaklamadığı haşhaşı yasaklayanlar 12 Mart'ta askeri müdahaleyi yapanlar olmuştur. Batı'nın komprador sermayesinin tekelini kırmaya yönelik her türlü girişim yine 28 Şubat'la ve parti kapatmalarla karşılanmıştır.

2000'ler de aslında "Post-28 Şubat" yılları olarak değerlendirilmelidir. AK Parti 2010'lara kadar 28 Şubat'la yeniden tahkim edilmiş iç ve dış vesayet odaklarına rağmen bir şeyler yapmaya çalışıyor; 'sınır' aşıldığı zaman '367 Karar'ları, parti kapatmalar ve darbe girişimlerine maruz kalıyordu. Dış politikada ilk dönemlerde yapısal bir dönüşümün gerçekleşememesi bununla alakalıydı. Ekonomide de neoliberal ekonomik politikaları sürdürmekten başka bir şey yapmayan dönemin ekonomi yönetimi, bu sıcak para bolluğunu üretime yeteri kadar dönüştürecek kalkınma odaklı bir dönüşümü gerçekleştirememişti. Dahası gerçekleştiremediği gibi bugün kendisini o dönemki ekonomi yönetimine atıfla övmeye çalışanlar demode neoliberal sloganları tekrar etmekten, dış politikada taviz vermeyi ekonomik açılım diye sunmaktan başka bir şey söylememektedir.

İlk işaretini "one-minute"le veren dış vesayeti kırma yönündeki bağımsızlıkçı dış politika dönüşümü 2010'larda hız kazanmış; Türkiye'nin ABD ve AB ile bulunan tek taraflı bağımlılık zincirleri koparılmıştır. Bu zincirleri koparma mücadelesine karşı önce sivil görünümlü kalkışmalar, sonrasında da yargı darbeleri ve en son 15 Temmuz tertiplenmişti. Yetmemiş PKK, FETÖ ve DAEŞ gibi terör örgütleri Türkiye üzerine salınmıştı. Türkiye bu vesayetçi engellerin hepsini büyük mücadelelerle ve Sayın Erdoğan'ın liderliği sayesinde aştı. En son 2018'de bizzat ABD Başkanı'nın ilan ederek başlattığı ekonomik saldırı biçimleri ise devam etmektedir. Kuşkusuz bu ekonomik saldırıya karşı Türkiye'nin korumasını zayıflatan yapısal faktörler de bulunmaktadır.

Ama şu unutulmamalıdır: Türkiye Suriye'de sözde PKK devleti projelerini çökertir, son 5 yılda 33 bin PKK'lıyı etkisiz hale getirir ve 40 yıldır terörle boğuşan ülkeyi terörden tamamen temizlerken; Karabağ'ı işgalden kurtarması için Azerbaycan'ı desteklerken, Libya ve Doğu Akdeniz'de sahada yer alır, Türk Devletleri Teşkilatı'nın kurulmasında başrol oynar ve tüm bu süreçlerde süper güçleri karşısına alırken bunun ekonomik bir maliyeti olmayacağını düşünmek yanlış olacaktır.

Her şeye rağmen Türkiye ihracatın ithalatı karşılama oranında %90'ı bulmuş, kronik sorun olan cari açığa karşı önemli mesafe kat etmiş, yeni enerji ve üretim hamleleriyle gelecek için önemli bir potansiyel ortaya koymuş ve bütün bunları dünya ekonomilerinin pandemi ile sarsıldığı bir dönemde yapmıştır.

<p class='MsoNormal'>Aykut  Enişte 2 filmiyle beyaz perdeye dönmeye hazırlanan Melis Babadağ, iki  s

Gişeci'de Aykut Enişte 2 sohbetleri... Bölüm 2: Melis Babadağ

Galatasaray'a Malatya'da coşku seli

Hibe desteğiyle mantar tesisi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor

400 bin uçuş saatini başarıyla tamamladı! Türkiye'nin ilk milli ve özgün SİHA'sı