• $13,6228
  • €15,3109
  • 793.717
  • 1951.17
10 Şubat 2013 Pazar

İsveç bir köfteden fazladır!

Ama eğer İsveç’in iki ayrı bölgesinde Husky’li kızak turundan çatılardan şehir gezmesine, buzda otomobil testinden ilginç bir nikotin tadımına (!) pek çok şey deneyimlediyseniz, anlatmak istersiniz… İşte bir “Yazıya bak, seversen sen de yap” yazısı…

Yıl 1973… İsveç’in başkenti Stockholm’deki bir bankada (Kreditbanken) bir soygun girişimi olur; soyguncular bir grup banka çalışanını 6 gün boyunca rehin alır. Ve rehineler, o 6 günde soygunculara duygusal olarak bağlanır. Polisin geldiğini onlara haber verirler mesela, daha sonra savunmalarına yardım ederler, hatta aralarından bir kadın nişanlısını terk edip hapisteki hırsızı bekler! Ve bu olay sonrasında rehinenin rehin alanla duygusal bağ kurma durumu ‘Stockholm Sendromu’ olarak adlandırılır. Ve bir klişe olarak, ‘Stockholm’ denildiğinde pek çoğumuzun beyni ‘sendrom’ kelimesini de tamamlar. 
İsveç denince de artık İKEA sağ olsun ‘köftesi’ akıllara geliyor. Ya da Volvo, H&M gibi markalar zihinde beliriyor. Ama tabii ki fazlası var. 
Bir yeri tanımak, anlamak ve onu tarif etmek, o yerde uzun süre bulunmayı gerektirir. Ama bu, kısa sürelerde edinilen deneyimleri paylaşmayı da yasaklamaz! Bu yazı/haber de paylaşma ihtiyacının ürünü. İşte kısa kısa notlarla bir İsveç seçkisi…

KAR SESSİZLİĞİNDE HUSKY’LERLE TUR! 
Malum İsveç soğuk bir ülke ama bazı ‘atraksiyonlar’ için en soğuk yerlerine gitmemiz gerekiyor. İlk durak Stockholm’den aktarmalı olarak gittiğimiz ‘daha kuzey’ Östersund. Kış sporları cenneti. 
En çok rağbet gören turlarından biri ise ‘Alaska Husky’leriyle yapılan kızaklı geziler. Bu gezileri 1-2 saat yapabildiğiniz gibi, 2-3 günlük, konaklamalı olanları da var. Ortalama fiyat 100 euro; içine katılan şeylere göre fiyat artıp azaltabiliyor. Kimi zaman köpeklerin çektiği kızaklarla mini kulübelere ya da çadırlara gidiyor, kimi zaman içki ya da kahve molası veriyor, kimi zaman da buzda balık tutmaya yol alabiliyorsunuz. Bize soğuk nedeniyle, 2 saat yetti! 
Önce 3-4 ayrı sıra, birbiri ardına sıralanmış 10’ar  köpek görüyorsunuz. Kızakları artlarında, çılgınlar gibi havlıyorlar. Eğer ki biraz oyalanırsanız başınız şişiyor (30 kadar köpeğin birlikte havlamasını düşünün). 
Öyle kolay iş değil; en öndeki kızağı, ‘bilen biri’ kullanıyor. Ama siz bir grup halinde gittiyseniz birileri arkadaki kızakların sürücülüğünü yapmak zorunda. Onda da fren var, hız var! Ve hava soğuk! Ama yola bir çıktınız mı... Eşsiz bir sessizlik, mis gibi soğuk hava, harika manzaralar ve bir nevi Noel Baba yolculuğu. Tabii daha keyifli yolculuk için karın kaldığı ama güneşin olduğu bahara yakın ayları öneriyorlar.  

BUZDA V40 İLE TEST SÜRÜŞÜ: Östersund’da kaldığımız ‘Kall Auto Lodge’ öncelikli olarak otomobillere deneme sürüşü yapmak isteyenleri ağırlıyor. Issız bir kasabadan beklenmeyecek harika manzaralı, harika bir mutfağı var. Ve bu otel geçtiğimiz hafta Volvo V40 ve V60’ın dünya lansmanına ev sahipliği yaptı. 
İyi Twitter izleyicileri fark etmiştir Volvo, önceki hafta Türkiye’de de, sosyal medya fenomenlerini de test sürüşleriyle içine katan  ‘O Sensin’ adlı bir kampanya başlatmıştı. (V40 seçiyorsan ‘benzersiz’, V40 Cross Country seçiyorsan ‘maceracı’, V40 R desing seçiyorsan ‘sportif’). Biz de bir grup yabancı gazeteciyle birlikte buz üzerinde deneme sürüşleri yaptık. Hani benim gibi ‘yan koltuk’ insanlarına bile “Pratik yapıp gelecek sene tozunuzu attıracağım” dedirten hızlı, heyecanlı ve keyifli sürüşler. Ben Volvo V60’a da hayran kaldım. Ancak motor gücüne bağlı olarak Türkiye’deki verginin yüksekliği nedeniyle pek pahalıya gelebildiğinden şimdilik burada satılmayacak.

KAPUTTAN HAVA YASTIĞI!
Ama V40 geliyor; en büyük özelliği ne derseniz (sürüş vs dışında); yaya güvenliği. Mesela güvenlik paketiyle satın alınabilen  ‘yaya güvenlik sistemi’ ile bir çarpma durumunda kaputtan ön cama doğru hava yastığı açılıyor. Böylece çarpılan kişi bacağını vs. otomobile çarpmıyor. Bir de trafik işareti algılama sistemi, tüm hız uyarılarını matematiksel olarak algılayıp hız kadranına limiti işaretleyip yazıyor; uymak size kalmış. 
- Bu arada Stockholm’de arka koltukta da emniyet kemeri takmamanın cezası var. Cezayı kemeri takmayan ödüyor!  
DUMANSIZ, AKCİĞERE ETKİSİZ, AROMALI TÜTÜN; ‘SNUS’ ÇILGINLIĞI: Akşam yemeğinde Türk ekibi sigara molası verince masalarımız boşalıyor, İsveçli masa arkadaşımız “Burada çok kişi Snus kullanıyor. İsveç buluşu! Tütün var, nikotin var, aroma var, dumanı, külü, akciğere zararı yok” diyor. 
Yan masadaki beylere soruyoruz ve her biri cebinden minik yuvarlak birer kutu çıkarıyor. İçlerinde minik çay poşetleri misali tütünler var. Hepsi farklı aromalı; “Bu daha kadınsı” diyorlar mesela, kutuların renkleri de ona göre. Peki bu çay poşetine benzer ‘nikotin’ler nasıl ‘içiliyor’? Çok basit, dişinizin üzerindeki bölüm ile dudağınızın arasına yerleştirip emiyorsunuz. Hayatında hiç sigara içmemiş olan ben bile deniyorum; keskin bir tütün tadı. Alışık olmadığım için nikotin hemen başımı döndürüyor. Alışanlar o poşet ile içeceklerini içip, yemek bile yiyormuş. Havaalanlarında onlarca çeşit, 10’lu paketlerle satılıyor. İnternetten sipariş sitesi de var. Zararı mı; dişçilere sormak lazım!
‘BARBIE’LER VE ‘KEN’LER ŞEHRİ STOCKHOLM!: “Kime göre güzel, neye göre güzel, asıl olan karakter” gibi cümleler de kurabiliriz ama dürüst olalım bu ülkede kızlar çok güzel; her biri birer Barbie. Ama erkekler de birer Ken! Ve saçları var! Kellikten, az saçtan bahsetmiyorum. Erkekler sokaklarda gür, havalı, çoğu sarı ve ilginç modelli saçlarıyla, güler yüzleriyle insanın içini açıyorlar! Bir İsveçli, “Klişe ve genelleme ama kızların çoğu esmer erkekten hoşlanır, erkekler de Uzakdoğulu kızlardan” diyor, notumuzu düşelim. Eşcinsel evlilik serbest, çocuklu bir dolu erkek çift de sokaklarda…
SENDROMUN YAŞANDIĞI BANKADA KAHVALTI! Stockholm’ün merkezindeki yani harika lokasyonu olan Nobis Otel’in etkileyici binası 1974’e kadar Kreditbanken imiş. Yani şu Stockholm Sendromu’na kaynak olan soygunun yaşandığı banka. Rehinelerin tutulduğu yerde şimdi kahvaltı salonu var. 
ÇATILARDAN ŞEHİR TURU!: Şehri tepeden görmek çatılarda yürümek ister misiniz? Buyurun ‘roof top tour’a; dağcılık malzemeleriyle çatılarda yürümeye… Tur şehirde oldukça popüler; fiyat 50 ile 80 Euro arasında değişiyor. Bizi bir binanın tavan arasına çıkarıp kar fırtınasının da etkisiyle bayağı giydirdiler. Sonra başımıza kask takıldı, vücudumuz kemerlerle donatıldı. 
Turu yapan ekip çatılarda var olan ray diyebileceğim belli bir güzergâhtan, birbirine bağlı bir şekilde ilerliyor. Elimizde de ‘köpek’ adı verilen (köpek tasmasını andıran) kayışlar var. Bunlar da yerdeki hatta bağlı ve sizinle birlikte ilerliyor. Yükseklik duygusu, düşme hissi yaşatacak durumlar yok. 
Tur ortalama 90 dakika sürüyor. Damdan dama yürüyerek, kiminin içine (tavan arasına) girip şehrin tarihini dinliyorsunuz.Hani denemezseniz feci aklınızın kalacağı, deneyince de boyunuzun uzamayacağı deneyimlerden. Bu arada turu duyan her İstanbullu’nun aklına aynı şey geliyor “Bu turun alası Kapalıçarşı çatılarında yapılır”!
UÇAKTAN OTEL OLUR MU, OLMUŞ: Bir Boeing 747 jumbo jet uçağı havaalanına yakın bir yerde otel haline dönüştürülmüş. Kokpit de evli çiftlere ayrılmış! Adı Jumbo Hostel.
YEMEK: Malum, İsveç malzeme açısından bir Türkiye değil; buna rağmen en azından Stockholm’de muhteşem tatlarla karşılaşmak mümkün. Balıkları sosla pişiriyor, patatese ağırlık veriyorlar. Et suyuyla pişirdikleri köfteleri meşhur. Geyik eti popüler. Kuru, incecik çıtır ekmekleri leziz. Stockholm’deki  Erics, iki Michelin yıldızlı Jonas (çok güzel bir de duvar bahçesi yapmışlar restoranın içine), Fotografiska’nın üst katındaki restoran (özellikle gündüz muhteşem manzarayla) klasik İsveç lezzetlerini başka dünya mutfaklarıyla harmanlayan leziz yerlerden. 
AZICIK GECE HAYATI: Rehberimize göre İsveç’te alkolizmi önlemek adına yemeksiz içki servis edilmezmiş, mutlaka içeçeğin yanında en azından atıştırmalık bir şeyler ikram edilmeliymiş. Ben söylemden çok etkilendim ama aksini de gördüm! Bu arada rehberimizin açıklaması ülkedeki restoran-bar birlikteliğinin çok olmasını açıklıyor olabilir. Berns, çok etkileyici bir restoran (Asya mutfağı), otel ve gece kulübünü bir arada sunan yerlerden. Cafe Opera çok tavsiye edilse de kötü gecesini gördük, Ritchie’den etkilendik, Rose adlı mekân 18 yaş altı müzikler çalsa da eğleneni, kapıda sırası çoktu… 
ALIŞVERİŞ: Tasarımdan bol bir şey yok ve İkea’dan alıştığımız biçimde tasarımların yanında tasarımcıların siyah-beyaz fotoğrafları. Her türlü büyük ve lüks marka, COS ve H&M gibi İsveç markaları bir yana, Marimekko adlı Finlandiya markasının rengarenk, bol desenli markasının ürünleri de burada görülebilir. Fiyatlar ucuz değil; bir de euro değil hâlâ kron-sek kullandıklarından kafa karışıyor! Bu arada çizgi roman, fantastik edebiyat ve bunların ürünlerine meraklıysanız çok güzel dükkânlar bulabiliyorsunuz. Alakasız ama metro duraklarının içinin birer oyun parkı gibi olduğunu söyledim mi?!
AH TÜRKİYE’DE DE OLSA - FOTOGRAFİSKA: 2010 Mayıs’ında açılmış olan bir ‘fotoğraf evi’ Fotografiska. Çok iyi fotoğrafçıların eserlerini sergiliyor, kitap, poster ve ürünler satılıyor, fotoğraf eğitim ve seminerleri yapılıyor; aşağıda kreşi, yukarıda muhteşem manzaralı bir dinlenme, yemek mekânı var. Üstelik çay, kahve, ekmek, su, internet bedava! Ve şu sıralar (Mart ayına kadar) Türkiye’ye geldiğinde hiçbir şey anlamadığım (az eser, fazla gürültü) David LaChapelle’in 3 katı dolduran çok, çok, çok etkileyici bir sergisine (Burning Beauty) ev sahipliği yapıyor. Sergi çıkışında adamın dehasına şapka çıkarıyorsunuz.  İsveç’e bir de baharda gitmek istediğimi söylemiş miydim?

<p> </p>

İlçe belediyelerine tuz yerine kum mu verildi?

Çay tiryakilerine kötü haber! Öyle bir zararı var ki...

Bizi böyle kandırıyorlarmış! Tüm hileleri ortaya çıktı

Çıngıraklı yılanın kuyruğunda bakın ne var!