• $9,4993
  • €11,0555
  • 548.633
  • 1519.25
19 Nisan 2013 Cuma

Doktor

Düşünün ki bir ülkenin en önemli melek grubu toptan iş bırakıyor.
İnsanın canını emanet ettiği insanlardan, doktorlardan, sağlık çalışanlarından bahsediyorum.
Bırakın Türkiye'yi, başka bir ülkede böyle bir grev olduğunda bile bizim haber bültenlerinde dış haberlerin birinci sırasında yer alır.
Peki geçtiğimiz gün yani 17 Nisan'da yapılan bu iş bırakma ne kadar yer aldı haber bültenlerinde dikkat ettiniz mi?
Etmemişsinizdir çünkü altının düşüşü, akillerin ziyaretleri, uçak alım anlaşmaları haberlerinden sonra yayınlandı bu haber. Üstelik 17 Nisan Dr. Ersin Arslan'ın ölüm yıldönümü.
Bir hasta yakını tarafından Gaziantep'te öldürülen gencecik bir doktor.
Ölüm yıldönümünde hala devam ettiği için şiddet, iş bıraktı sağlık çalışanları.
Öyle alınan bir önlem, cezalarda bir artış falan yok.
Eski ve yeni Sağlık Bakanı'nın bu tavrı aslında yapılanları onaylamaktır.
"Hak eden doktoru döveceksin" demektir. Bu kadar şiddet olayına karşın Meclis'ten tek bir yasa bile geçirmemek başka nasıl açıklanabilir?
Medyada hükümetten korkusundan konunun üzerine gidemeyip, verilen tepkileri "mümkünse" görmemeye çalıştıkça adamların ekmeğine yağ sürülüyor.
Dayak atan ceza da almıyor. Olan arada dayak yiyen, hayatını kaybeden doktorlara, hemşirelere, sağlıkçılara oluyor.

Ne kadar para, o kadar vicdan
Daha o görüntülerin etkisinden kurtulamamışken Hüseyin Çelik açıkladı;
"Erdoğan Bayraktar'ın cebinde 2000 TL vardı. Hepsini Dilek'e verdi. Vicdanlı davrandı" dedi. Verdiğin parayı söylemek, yaptığın yardımın miktarının çok olduğunu anlatmak mı vicdanlı olmak?
"Bir elin verdiğini diğer el bilmeyecek" değil miydi bizim öğrendiğimiz?
Kanser hastası bir kızı geçiştirerek eline para sıkıştırmayı, "Vali Bey ilgilen şununla" diye bir insana "Şu" muamelesi yapmayı falan geçtim. "2 bin Lira" verdi demek ne oluyor?
Miktar arttıkça vicdan da mı artıyor?
(Bu arada Dilek kendisinin eline sıkıştırılan paranın 2 bin lira olmadığını söyledi. Artık kime inanırsanız)

Vekile ambulans muamelesi
Bunca yasa görüşmesinin, tartışmanın ve memleket sorununun arasında nasıl oluyor da kendileri için böyle çalışmayı becerebiliyorlar akıl ermiyor gerçekten.
Milletvekillerinden bahsediyorum.
Son olarak hazırladıkları yasa taslağında (ki bu taslağa AKP, CHP ve BDP imza vermiş. MHP bekleniyormuş) emekli olanlar dahil tüm vekillere ömür boyu kırmızı pasaport, emekli vekil maaşlarında bin liralık artış ve trafikte vekil araçlarına geçiş üstünlüğü var.
Maaşlarının Türkiye ortalamasının ne kadar üzerinde olduğu, harcırahlar, geziler, komisyon başkanlarına ve başkan vekillerine makam araçları ve onların yakıtları kısmını geçiyorum. 
Çünkü zaten bunlar artık bize de doğal geliyor. Ama bu milletvekillerine trafikte ambulans, itfaiye aracı muamelesi niye?
Milletin vekili değil misin?
Millet ne çekiyorsa trafikte sen de aynısını çekeceksin ki milletin derdini bilesin, onu çözesin.
Ama hayır...
İlla "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" duygusu olacak.
Bunun için de trafikte kendilerine geçiş önceliği tanınacak. Peki bu nasıl olacak?
Milletvekillerine özel plaka verilecek herhalde. Eğer öyleyse benim önerim şu;
Vekile hangi şehrin temsilcisiyse o şehrin plaka serisiyle başlayan plaka verilsin.
Mesela İstanbul milletvekiliyse 34 olsun... Geçiş önceliğini anlatmak için de "Geçiş Öncelikli Taşıt" yazılsın plakaya.
Son olarak da kaçıncı sıradan vekil seçildiyse o yazılabilir. Rengine de artık kendileri karar versinler.
Kırmızı mı olur, mor mu bilemedim ben.

<p>Rusya'da bubrik, Rize'de kel simit  olarak sofraları süslüyor. 150 yıllık geçmişiyle kentin vazge

“Kel simit” için uzun kuyruk

Türkiye'ye has uçak! Motoru dursa bile uçuyor

Çorum'da anne ile kızı aynı üniversitede eğitim görüyor

Kayseri'de Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait mozaikli yapı bulundu