• $9,6086
  • €11,1735
  • 556.195
  • 1492.93
3 Mart 2012 Cumartesi

Tecavüzü duymaz cinayeti görmeyiz...

Çocukların kendisine karşı suç işleme ehliyetine sahip ergenler olduğu kanaatinde ısrar eden devlete, dağların arasında unuttuğu Pozantı Cezaevi'ndeki çocuklardan mektup vardı.
Mektupta, demir parmaklıklı pencereli ve pembe badanalı Ceza İnfaz Kurumu'nun aslında dört duvar arasına kıstırılmış çocuklara yaptığı 'büyük' kötülükler anlatılıyordu.      
Sokakların, evlerin, okulların, yurtların, atölyelerin çocuklar için dehşetli tekinsiz mekanlar olduğu memleketimizde, herhalde cezaevlerinde tutulan çocukların nasıl örselendiğini tahmin etmek zor değildi.
Sanayi sitelerinde küçük çıraklar, evlerde çocuk gelinler, caddelerde çocuk satıcılarının varlığından rahatsız olmayan devlet, 2 bin küsur çocuğu da 'yetkin suçludur' diye cezaevlerine doldurarak yetiştiriyordu.
Büyüklerle aynı koğuşa atılan bu çocukları, koğuşun ıssız ve kuytuluk köşelerinde nelerin beklediğini kimse bilemezdi.
Ayrıca mahpus çocukların onurunu ve varlığını harap ederek insanlığından bezdirme, cezaevlerimizin arkaik ıslahatından sayılırdı.
Pozantı Cezaevi'nde olduğu gibi adli suçlu büyük çocukların yanına bir-iki tane siyasi suçlu çocuk yerleştirmek ve koğuş mümessillerine bu çocukları 'iyi çocuk!' imasıyla teslim etmek, herhalde modern devletin köktenci ıslah ve rehabilitasyon programına dahildi.
Sonra 'olan bitenlere' kalın duvarların yuttuğu hiçbir çocuk çığlığı yetmemişti.  
Diğer yakıcı husus, Pozantı Cezaevi'nde küçük çocuklarla ilgi 'taciz ve tecavüz' iddialarıyla ilgili TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu ve Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri dahil devlet kurumlarının aylardır bilgilerinin olduğuydu.
İHD Mersin Şubesi, geçen temmuz ayında bu iddialarla ilgili savcılığa şikayette bulunmuştu ancak tam 7 ay geçtikten sonra Adalet Bakanlığı üç müfettiş görevlendirmişti.
Çocuk tacizi ve tecavüzü söz konusu olunca, 'çocuğun rızasını' öne çıkartarak, yetişkinleri 'çocuğumsulaştırarak' esirgeyen hukuk zihniyeti, hele hele cezaevlerinde hem çocuk hem de  'terörist' diye tanımladığı küçükleri, hangi loş köşede kimlerden koruyabilirdi ki?
Çocuk haklarıyla ilgili bütün uluslararası sözleşmelerin altına göstermelik imza atan ülkemizde zaten çocuklara karşı suç işlenemezdi, çocuk hakları gasp edilemezdi, çünkü bizatihi olarak çocuk olmanın kendisi suçtu.
Ve asıl suçluların arsız bir hakkaniyetsizlikle taşımadığı utancı da onların berelemiş ruhlarına yüklerdik. Olur da toplumsal zımni uzlaşmayı bozup büyüklerin onların varlıklarını incittiği bilgisini ifşa eden çocuklar, anında mahkeme kararıyla 'büyütülürdü'.
Tecavüzü duymayan, cinayeti görmeyen, mağdurun süratle failleştirildiği ülkemizde, çocuklar uğradıkları şiddetli travmayı dile getiremeyince açılan soruşturmanın kapandığını mutlaka biliyorsunuzdur. Halbuki insanlık haysiyetiniz hoyratça ve defalarca ayaklar altına alınmışsa, bu dillendirebilir mi, hangi lügat hangi gramer yeter sizce...   
Eğer bir de hapisteki çocuksanız ve orada kalmaya mahkumsanız...
Pozantı Cezaevi'ndeki iddialar sahiden münferitlik 'payesiyle mi' gölgelenecek bu defa da?

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Yer siyah gök beyaz! İşte Beşiktaş'ın Galatasaray galibiyetinden en özel kareler

Düzce'nin 1830 rakımlı Kardüz Yaylası'na kar yağdı

Az bilinen tarihi fotoğraflar ve hikayeleri