• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
10 Mayıs 2011 Salı

Statükonun yeni sahipleri

İktidar partisinin 'kerametini' 27 Nisan muhtırasına borçlu, 'statükoya direnen, dönüşümcü kimliğiyle' girdiği 2007 seçimlerinden 4 yıl sonra, 'statükonun yeni sahipleri' olarak seçimlere gireceğini mutlaka öngörenler olmuştur.
Bu dört yıl içinde iktidar partisinin dönüştüğü ve dönüşümünün 2007'de derinleşip 12 Eylül referandumu sonrasında 'statükonun' kendisi haline geldiği tartışılamazdır.
Geçmişteki devlet zulüm ve baskısını eleştirerek iktidara gelenlerin günbegün artan antidemokratik icraatlarını savunması ve muhaliflerini 'suçlulaştırması' için uzun zaman beklememiz gerekmedi.
Devletin bütün kurumlarını ve askeri-polisiye gücünü ele geçiren iktidar partisinin, Türk/ Sünni/ Muhafazakar/ neo-liberal karakterli hegemonyası şimdi kendi döneminin siyasi mağdurlarını cezaevlerinde biriktiriyor.   
 Yani kısaca haziran seçimlerine iktidar partisi, 2007 seçimlerindeki 'demokrasiye sığınan, reformcu' iddiasıyla değil yakın-uzak resmi tarihimizin despotik rejimlerine eklemlenecek 'yeni müesses nizamın' kurucusu olarak gidiyor.
Yeni müesses nizam da, Türk/Kürt, Sünni/Alevi ve muhafazakar/laik çatışma eksenlerini kızıştırıp, yeniden üreterek seçim meydanlarında arkasına alacağı 'çoğunluğun' derdinde.
Ve iktidarın 'milli irade ve halkın egemenliği' söylemleri bu karşıtlığın bir yanından nemalandığından yani 'Türk/Sünni/Muhafazakar' çoğunluğa yaslandığından, bütün demokratik açılımlar kısa süreli şenliklerdi.
Ve eşyanın tabiatına uygun biçimde iktidarda otoriter/ militer/ statükocu çizgiye yerleşmişti.
2006 yılında 7 bin 700 olan hak ihlalleri 2010 yılında 24 bine yükselmişti...
İKTİDAR MEYDANLARDA NEYİ KONUŞABİLİR Kİ?
Ve seçimlere bir ay kala Başbakan 'milliyetçi ve dini hassasiyetleri' kışkırtıcı ne kadar şoven arkaik söylem varsa, kitlesel trans propagandası adına meydanlara sürüyor.
'Kefen, bayrak, ana, vatan, şehit' milliyetçi popülizmini pompalarken ahlakçı hamasetten de beri duramıyor.
28 milyon oyu çöpe çeviren yüzde 10 barajını savunan, TSK bütçesini denetletmeyen, emniyet bütçesini artıran, özel ordu kuran, 12 Eylül'ün MGK, YSK, YÖK'üne sahip çıkan, AYM ve HSYK'da egemenlik kuran, CHP'nin verdiği faili meçhul cinayetlerin araştırılmasını reddeden, 12 Eylül'ü yargılamayan, TSK İç Hizmet Kanunun 35. maddesini kaldırmayan ama 27 Nisan e-muhtırasını yazan Genelkurmay Başkanı'na 'üstün hizmet ödülü' veren iktidar meydanlarda ne konuşabilir ki?
Referandum kampanyasında bütün muhalefeti toptan 'darbeci, Ergenekoncu bloğa' indirgeyen Başbakan'ın bu defa hedefinde geçmişte devletin baskı ve hata yaptığını kabul ettiği Kürtleri devlet gücüyle sindirerek rıza toplumuna dönüştürmek var. Kışkırtıcı bir dille bütün demokratik etkinlikleri 'terörle' suçlarken 1990'ların ana akım medyasının anti-Kürt manşetlerine bile taş çıkartıyor ve Kürtler ısrarla siyaset alanının dışına çıkartılıyorlar...
Güneydoğu'daki Kürt seçmenlerin oylarına göz dikerek YSK'nın bağımsız milletvekillerini veto etmesini kendisine karşı 'komploya' çeviren iktidar kurnazlığı nerede görüldü?
Ya da KCK davasında tutukladığı 2500 Kürt siyasetçisi 1.5 yıldır hala cezaevindeyken ve Güneydoğu'da, son bir ayda 1000 kişi gözaltına alınıp 25 kişi öldürülürken iktidar şimdi 'Kürt sorunu vardır' diyebilir mi?   
Artık taşıma sulu demokrasinin suyu bitti ve bu defa  'askeri vesayet/seçkinci bürokrasiden' boşalan yere yine 'etnik çatışma hattı' kurulmanın sırası geldi.
Türkiye tehlikeli zamanlara doğru bodoslama sürükleniyor.

<p>Nijerya açıklarında Türk gemisine yönelik bir saldırı gerçekleşti. Saldırıda bir denizci hayatını

Türk gemisine saldırının arkasında Fransa mı var?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kilo vermek için iştah kapatan besinler

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor