• $7,5345
  • €8,9837
  • 411.286
  • 1541.98
10 Ocak 2012 Salı

Ölümüz de dirimiz de hüküm giyer...

Giremediği tek bir dersin hayalinden vazgeçmeyen ve kısacık ömründe atanamayan öğretmenlerin bayrak ismi olan Şafak Bay'ı mezarında üç yıl hapis cezasına çarpan adaletimiz, yine bizi incitmedi mi?
Herhalde tek bir basın açıklamasına katılmanın cezasının üç yıl olduğu ülkede, hepimiz kullanılan bütün demokratik hakların 'kefaretinin' ölü ya da diri adreslerimize tebliğ edilmesine razı gelmiştik.
Belli ki bir yandan piyasacılığın itibarsızlaştırdığı öğretmenlik mesleğinin onurunu, bir yandan da temel hakların vazgeçilmezliğini bütün gücüyle öne çıkaran Şafak Bay, ölümünden altı ay sonra bile mahkemelerimizce 'suçluydu'!
Tam da Şafak'a 2004 yılında Elazığ Postanesi önünde katıldığı basın açıklaması gerekçesiyle ceza kesilirken, ülkemiz yine mutat 'demokratikleşme' ve '12 Eylül'le hesaplaşma' söylemiyle sarsılıyordu.
Halbuki12 Eylül'ün dikta kadrosunun taşeronluğunda piyasacılığı hevesle içselleştirmiş, tankların sosyal ve demokratik hakların üzerinden geçişi bizzat 'sivillerce' alkışlanmış Türkiye'de Şafak'ın atanma talebini de reddeden, mezarında da suç tebliğ eden fiiliyattaki zihin, 12 Eylül yapımı değil miydi?
Ya da cezaevlerimizde çoğu düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanan 10 bini aşkın tutuklu, 100'e yakın gazeteci, yazar ve 500 üniversite öğrencisinin 'terörist' diye suçlandığını ya da sokağa çıkıp basın açıklaması yapanın üç yıl cezaevine yollandığını 'hazmederek', 12 Eylül'le  hesaplaşmak mümkün müydü ?..
Ayrıca 12 Eylül Anayasası'nı çeke çeke 30 yıldır kullandığımızla kalmayıp bu anayasayı bile ikincil kılan Terörle Mücadele Yasası gibi bir metnin tahakkümüne girmemiş miydik?
Ve ne ilginçtir ki Terörle Mücadele Yasası'nın gücünün darbe anayasasında daraltılmış hak ve özgürlüklerin ifade edilmesine bile tahammülü yoktu.
Yasal yayın, pankart, tişört, poster, siyaset bilim metinleri, gazetecilik faaliyetleri, teröristlik delili sayılırken, işten çıkarılan işçiler direniş yapınca patronlar 'bölücü unsur' diye güvenlik güçlerini çağırılırken, toplum algısında 'hak arayanın' bizatihi kendisi 'suçlu' olmuştu.
Ve yine 12 Eylül'le hesaplaşma söylemi bizi bugüne biraz daha 'yabancılaştırarak' kisve değiştiren 'otoriter devlet' ideolojisinin kopmayan sürekliliğini gölgelemeye çalışmak değil miydi?
Ne de olsa 12 Eylül askeri darbesiyle aslında üniformalarının ardına gizlenmiş sermaye birikim modelinin Türkiye'ye girişine ve ülkenin tepeden tırnağa neoliberal dönüşümüne imkan sağlayan toplum tasarımının gerçekleştiğini 32 yıldır hala idrak edemiyorduk.
Elbette Uludere'de kör bir gecede F-16 bombalarının kayalara yapıştırdığı 13-28 yaş arası 35 insanımızı 'zayiat' sayıp, 100 yaşına varmış paşa hayaletleriyle zulüm dönemi sorgulayabilirdik... 
Gününe bu kadar kayıtsız ve 'yabancılaşmış' zihniyetimizle, magazin kültürünün örgütlediği fikirlerimizle hesaplaşmalar tarihini geçiştirmemizde hiçbir mahsur yoktu.

<p>Samsun'da eski eşi E.M.'yi sokak ortasında 5 yaşındaki kızlarının önünde öldüresiye döven İbrahim

Samsun'daki caninin ifadesi ortaya çıktı: Bir anda gözüm döndü ve sinir krizi geçirdim

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Iğdır'da esnaf ziyareti yaptı

Mavi Vatan 2021 Tatbikatı'nın Seçkin Gözlemci Günü başladı

Başkan Erdoğan, Mavi Vatan 2021 Taktik Tatbikatı'na canlı bağlantıyla katıldı