• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
10 Temmuz 2012 Salı

Mezopotamya'ya senfoni...

Birbirlerinin kucağında uyuyan kadim medeniyetler coğrafyası Mezopotamya'da, binlerce yıldır dolaşan 'ölümün' sert adımlarıyla hayat üzerinden ödeşmek, bu defa bir senfoniye düşmüştü.
Fazıl Say'ın Mezopotamya Senfonisi, öldürmeyi bütün 'vahşetinden' arındırarak, ona aleniyet ve aklilik kazandırarak gerekçe üreten uygar zihinlere sesleniyordu. 'Hayatı değerleştiren' senfonik metniyle güçlü çağrısını yapıyordu.
İnsan ve tarih ilişkisinin başladığı, uçsuz bucaksız serilmiş güneşe doğru akan topraklarda eksik olmayan rüzgarın taşıdığı ölümün fısıltısını, bir tetiğin arkasına biriktirilmiş yüzlerce yıllık öfkeyi, ağıtlarla, ezgilerle sarılmış genç ölülerin sesini duyurmaya çalışıyordu. Belki de üstlenmediğimiz ahlaki soruyu Fazıl Say soruyordu.
Zamanın kezzap ruhu, öldürme eylemini mazur, makul, meşru çıkartacak gerekçelere her gün bir yenisini katarken, insanın yaşama özgürlüğünü ve 'kutsallığını' dillendirme cesaretimizi neden yeraltına gömüyorduk?
Ya da sürekli haz odaklı bir hayatı yücelten medeni dünya, ölümün hayatla iç içeliğini parçalayarak 'savaşı' kendi sınırlarının dışına taşıyarak dünyanın geri kalanına 'ölüm kültürünü' dayatmıyor muydu?    
Pek tabii ki bu 'uygarlaştırılmış' ölüm kültürü, kendini tarihe tanıklıkla yükümlü kılan sanatçının temel meselesi olmalıydı.
Fazıl Say, zeminine bir Kürt ezgisi döşediği Mezopotamya Senfonisi'nde ölüm kederinin yerel temsil ve tınılarını armonilere mıhlamıştı. Evrensel müziğin heceleriyle hayatın vazgeçilemez 'pahasının' sesine ulaşıyordu.
Ve sanatçı kendi serüveninde katettiği yolda edindiği birikimini sahih duyuşlarla donatıyordu. Mezopotamya düzlüklerinde iki çocuğun sesinden aktardığı hikayeyi bıçak gibi kesen silahların dehşetini, Mezopotamya'yı koruyan ama çocukları koruyamayan müzik perisinin ölü çocuklar için tuttuğu yasın ezgisinde duyuyorduk.
Fazıl Say'ın alaturkanın battallığına düşmediği, oryantalist içerik kolaylığına kaptırmadığı 'başyapıtım' dediği Mezopotamya Senfonisi onu çağdaş dünya kompozitörleri arasına da taşıyordu. Üstelik, sanat eserlerini akıllı finans yatırımlarına çevirip, milyon dolarlık tablo satışlarıyla 'spekülatif işlemler aleminde' finanslaştıran günümüzde...
Fazıl Say müziğini, 2002-2007 yılları arasında İstanbul'daki bir grup seçkinin imtiyazla izlediği bir etkinlik olmaktan çıkardı. Anadolu'ya gitme niyetini, aralarında Doğu ve Güneydoğu'dan illerin de bulunduğu 12 ilde gerçekleştirdi.
Gittiği yerlerde öğrencilere ve halka gerekirse günde üç konser veren, müziğiyle dokunan Fazıl Say, Mezopotamya'nın zeytin gözlü çocuklarının gözlerinde kırılan yaşam ışığını da o zamanlar fark etmiş olmalıydı.
Tarihin bu en derinleştiği topraklarda 'yeni güncel savaş hazırlıkları' yapılıyordu. Dicle ve Fırat'ın tutkuyla kucakladığı, ay ve güneşin eski tanrılar olarak hayat ve ölüm döngüsünü simgelediği Mezopotamya'da yatan genç ölülerin üzerinde dolaşan sert adımlı 'ölümü' kovmak, belki de özgür sanatçılara düşerdi.
Öyle değil mi? Eğer gerçek sanatçı tarihi etkileme gücüne inanmazsa, hayatı kutsamazsa, diğer sanat teknisyenleri ve promosyoncu şöhretlerden ne farkı kalırdı?

<p>Millet ittifakının ortağı İyi Parti'den, HDP'yi sevindirecek bir açıklama geldi. İyi Parti Genel

İyi Parti'den skandal çağrı: Selahattin Demirtaş serbest bırakılmalı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Karıncaların şaşırtan gücü

İşte Galatasaray'ın gündemindeki golcü oyuncular