• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
27 Ekim 2011 Perşembe

Merkezi afet yönetimindeki 'hasar'...

Türkiye, gösterişli büyüme rakamlarıyla yükselen bölgesel güç algısına halel getirmemek için uluslar- arası yardımları peşinen reddederken, Van'daki depremin dördüncü gününde kilometrelerce çadır kuyruğu uzadıkça uzuyordu. 
Van depremi 'kalkınmasını' dünyaya çılgın yatırım projeleriyle lanse eden Türkiye'nin insan odaklı yatırımlarındaki marazi zafiyetinin de aynası olmuştu.
İlerlemeci kalkınmacılığımızın kuşatamadığı alanda merkezi afet yönetiminin 'yetmezliği' ve çatısı çökmüş, duvarları yıkılmış 'çürük' kamu binaları duruyordu...   
Kızılay'ın 'çadır yetiştirme hızı' ortaya çıkınca da Dışişleri Bakanlığı 30 ülkenin yardım talebini kabul ederek 'çadır, prefabrik konut' ihtiyacını ivedilikle iletmişti...
Afetlerin olağanüstü zamanlar olduğu doğruydu ama devletin tam teşekküllü bütün afet organizasyonu ve hazırlığıyla bölgedeki halka erişmesinin hızı ve etkinliği de 'güçlü devlet algısına' dahildi.
Evsiz, yaslı, yiyeceksiz, susuz kalmış yaşam alanını kaybetmiş vatandaşların temel ihtiyaçlarını sağlayacak 'kağıtlarda kalmayan' afet planını süratle pratiğe geçirilmesi de devletin gücünü ortaya koymak değil miydi?   
Hele hele Van'da yorgun ve ağır travma geçiren, yoğun 'kayıp' duygusuyla tükenmiş halkın taleplerinin karşılanmaması üzerine 'vali istifa' tepkilerini gaz bombasıyla dağıtmak, sıfır derece sıcaklıktaki deprem bölgesindeki halka dağıtılan 'sıcak devlet şefkati miydi'?!.
Geleneksel ve merkezi afet yönetimi kendini sürekli 'ekranlardan savunurken' Türkiye'nin her bir yanından organize edilerek gönderilen yardımların hızına ulaşamamıştı...   
Kamyonlardan vatandaşların kafalarına atılan yardım paketleri ya da sokakta kalmış insanları önce polis nezaretinde kilometrelerce kuyruğa sokup kaymakamlıktan çadır alma izin belgesi alıp sonra  jandarma merkezine yollayan bürokratik zulüm de değişmez 'sosyal' yardım zihniyetini özetliyordu...
Bir yandan aşırı otoriter tedbirler diğer yanda ağır organizasyon boşluklarının yarattığı 'kaos' görüntüleri de ekranlara bolca taşınıyordu.
YA KAMU BİNALARI...
Deprem sonrasında Van'daki kadim ve tarihi yapılar bütün mağruriyetiyle yükselirken başta okullar ve hastaneler artık ağır hasarlı yani kamu hizmeti dışı kalmış binalardı...
Van'daki 100 ilköğretim okulunun hepsinin depremden şiddetle etkilenmesi ve bir tanesinin sadece çatısının kalması, kadınların hastane bahçesinde doğuma alınması öyle kolay kolay geçiştirilemezdi...       
'Yapı denetiminin' piyasalaşmasının trajik sonuçları ortadayken devletin yaptırdığı binaların 'dayanıksızlığını' kim açıklayacaktı ya da kim sorumlu tutulacaktı.  
Mesela Erciş'te hayatını kaybeden aile hekiminin kaldığı enkaz lojman gibi, devlet hastaneleri, sağlık ocakları, TEDAŞ binası, Erciş İlçe Emniyet Müdürlüğü, 7 katlı Yurt-Kur binası gibi 'yeni yapım kamu binalarını' yere yıkan zaafın kaynağı neydi?
Van depreminde hayatlarını kaybeden 63 öğretmen, doktor ve sağlık emekçisinin aziz hatırasını saygıyla selamlıyoruz...

<p>Millet ittifakının ortağı İyi Parti'den, HDP'yi sevindirecek bir açıklama geldi. İyi Parti Genel

İyi Parti'den skandal çağrı: Selahattin Demirtaş serbest bırakılmalı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Karıncaların şaşırtan gücü

İşte Galatasaray'ın gündemindeki golcü oyuncular