• $13,6331
  • €15,5003
  • 781.479
  • 2004.55
26 Mart 2013 Salı

Hey futbolcu neredesin!

Çin Süper Ligi'nin imaj elçiliğini yapmak için 50 milyon euro alan Beckham, hafta sonu Çin'de takım elbise ve şık ayakkabılarıyla topla gösteri yaparken "pozunu ayarlayamadan" düşmüş ve "Beckham'ın karizma yerlerde" haberleri manşet olmuştu...
Yerlerde olan "karizma" kavramının tarihsel ağırlığı mı yoksa show-business küresel futbolun pahalı markası Beckham mıydı tartışılırdı...
Ama bugün tüm etkinlik alanıyla "finansal ağa" dönüşen "oyunsuz" futbolun "gerçek" futbolcusu kim derseniz geçen hafta oynanan Türkiye Andorra maçındaki Andorralı amatör futbolcu Edu Peppe'yi gösterebilirdik...
Maç öncesi spor medyamızın  Edu Peppe'yi sanki gayri ahlaki bir iş yapıyormuşçasına "Andorralı futbolcu bakın nerede çalışıyor", "Şaka değil gerçek! Andorralı futbolcu milli takımımızın kamp yaptığı otelde garson" gibi futbolcuyu küçümseyen haberleri peşi sıra okumakla kalmadık...   
Maç ertesi futbol casinosunun görgüsüz müşteri diliyle "Hey garson üstü kalsın" başlığını da çakmıştık...  
"Maserati otomobil-tuhaf imaj stilizasyonu- özel hayat teşhir vitrin" sahibi futbolcularımız, emek ve meslek kavramlardan kopuk toplumsal zihniyetimiz, "topçu-popçu-manken" düzeyinde kültürel vasıfsızlığımızla gerçek mesleği garsonluk olan Andorralı futbolcuyu küçümseme sakilliğine düşmüştük...
Bu başlıklar "futboldan deliren mesleksizlerin ülkesi" Türkiye'nin futbolun asli ruhuna yabancılığına tam orta yaparken, köşe dönmeci tembelliğimizi, zahmetsizce zıplanan kazanç ve şöhret meftunluğumuzu da resmetmişti...
Parasıyla emekçi ezen patron kesilen Türkiye, geçimlerini çalışarak sağlayan Andorralı amatör oyuncuları küçümsüyordu ama mafyöz para işlemleriyle kirlettiği "sahasını" çakma stil ikonu, pahalı futbolcuları da temizleyemiyordu...   

PEKİ FUTBOL SAHİDEN NEYDİ?

Futbolun İngiltere ve Almanya'daki liman ve kömür işçilerinin dayanışma ruhu üzerinden örgütlenen emekçi sınıfı oyunu olduğunu, futbolun 100 yılı aşkın tarihini söylerken bugün dahi Latin Amerika'nın sokaklarında top koşturan yoksul çocuklar  futbolun zarif ve estetik hareketleriyle yaşam oyununa katıldıklarını biliyorlardı...
İngiliz futbol kulüpleri Liverpool, Derby Country, Nottingham Forest ya da Livorno, St. Etienne taraftarları işçi kimliklerini gururla taşıyorlardı.
Bugün "kapitalizmin çürüterek seyirlik mala dönüştürdüğü" kazanma ve kaybetmeye endekslediği "oyunsuz" futbolun "oyun" olduğunu hatırlıyorlardı...       
Manchester United'lı taraftarların hâlâ "1966 yılı muhteşem bir yıldı çünkü Eric Cantona doğmuştu" diye andıkları 31 yaşında "tutkumu kaybettim" sözleriyle endüstrileşen futbola son çalımını atan Eric Cantona ünlü İngiliz yönetmen Ken Loach'ın "Looking for Eric" filminde futbolun en yetkin tanımını yapar...
Filmde postacı Bishop Cantona'ya "futbol hayatındaki en değerli anları" sorar; Cantona'nın cevabı, attığı goller değildir  "bir pastır" der "çünkü pas ekibin tümünü oyuna dahil eder"...
Futbolun ve hayatın gerçekliğine "takım" arkadaşına verdiğin paslarla uzanılır.
Neyse ki yüzümüzü ağartan açıklama Beşiktaşlı "Halkın Takımı Grubundan" geldi. "Emek düşmanlarına karşı Beşiktaşlıyız, bizler işçiyiz, garsonuz, taraftarız, emek düşmanları anlamaz garsonluk yapıp ülkesinin takımı için dökülen alın terini, belki milyon dolarlar kazanmıyorlar ama forması için savaşıyorlar" diyorlardı.

<p class='MsoNormal'>Eda Cabul sordu, Hukukçu Cüneyd  Altıparmak cevapladı.</p>

FİYATLAR NEDEN ARTIYOR?

Ankara'nın Beypazarı ilçesinde yerlerinden kopan kayalar evlerin üzerine düştü

2021 yılında Türkiye'de en çok yapılan aramalar

Trabzon'da 4 farklı noktada orman yangını