• $7,4265
  • €9,0087
  • 442.608
  • 1540.21
23 Ekim 2012 Salı

Fazıl Say'ı yargılarken!

'Az gelişmiş' demokrasiler fazla gelişmiş 'milli hassasiyetlerini aşağıladığı' gerekçesiyle yargı önüne çıkardıkları entelektüel, sanatçı, yazarların üzerinden kendilerini sürekli üretirler.
Devletin hakim tahakkümcü söylemi ve devrin tarihsel koşulları milli hassasiyetlerimizden neyi öne çıkartıyorsa artık 'komünist mi', 'yobaz mı, Türk düşmanlığı mı' yoksa 'dini değerleri tahkir mi eden mi' ya da 'halkı kin ve düşmanlığa çağıran mı' otokrasimizin tipine göre 'birilerini' yargılayarak ödünsüzce üstlerine gideriz.
Sanatçı Fazıl Say'ın geçen hafta 'halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı' suçlamasıyla 1.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın ilk duruşması yapıldı ve iddianamede Fazıl Say'ın attığı twitter mesajlarının 'kamusal barışı bozmaya elverişli olduğu' ifade ediliyordu.
Dolayısıyla Fazıl Say'ın bir yılda dünyanın dört bir köşesinde verdiği 120 konserle Türkiye'yi 'yücelttiği', eserleriyle ilham kaynağı Anadolu'yu beş kıtaya taşıdığı gerçeğiyle vehim ve korkularla beslenen 'milli değerlerimizin' kırılganlığını yüzleştiremezdik.
Fazıl Say'ın çağın evrensel müzik dehası ve virtüöz kimliğini Çağlayan Adliyesi'ne çağırıp 'sen bu ülkenin maneviyatını aşağıladın' diyebilirdik.
Onun yurtdışında otel odalarında geçen yalnız ve yorucu hayatıyla bedellediği her biri 'bizim' olan eserlerini yok sayarak sanatçı, yazar, düşünürden kitlelere nasıl 'milli hedef' çıkartılır otoriter pratiğini yeniden yaşar ve yaşatırdık.            
Çünkü nasıl inanacağımızı, nasıl düşüneceğimizi ve nasıl yaşayacağımızı dayatan üst irade devlet, onun ideolojisine meşruiyet sağlayan hukuk sistemimiz, siyasi tarihimiz boyunca otoriteye angaje olmayan entelektüel-sanatçı kıyımıyla kendini var etmiştir...
Halbuki despotizm, ırkçılığın ve mezalimin vatanı Batı, tam da bu noktada evrensel hukukun temelini kuran 'bireyin özgürlük  davalarıyla' kerhen de olsa mecburen birey özgürlüklerini güvence altına alarak düşünürünü, aydınını ve sanatçısının 'bireysel alanını ve kişiselliğini' tektipleştirdiği büyük kitlelerden ayırarak ve 'yağmalamayarak' aslında entelektüel ve estetik zihin dünyasını çoğaltmıştır...  
Elbette kibirli Batı dünyası, zifiri karanlığını 'teşhir eden', verili değerlerini tepetaklak eden, devrin egemen söylemini eleştiren düşünür ve sanatçıların aynı zamanda uygarlığın yeniden üretebilme kabiliyeti olduğu ve çürümesine karşı panzehir olduğunu kendi trajik geçmişinden çıkartmıştı...       
Şimdi Fazıl Say'ın mesajındaki Hayyam'ın metafor zengini rubai dizelerini düz mantık ve tek anlamlı okuyan vesveseli 'muhafazakarlık' ya da Hrant Dink'in yazdığı metindeki alegorik anlatımını katiyen idrak etmeyen öfkeli 'milliyetçilik', omuz omuza verdiği Türkiye Fazıl Say'ı yargılayarak otokrasi tarihini daha da berkitiyor...
Diğer yandan 'halkın bir kesimi' olan Alevi, Roman, Ermeni ve en son da 5 bin yıllık Anadolu sakinleri Ezidilerin dini ve kültürel hassasiyetleri, Başbakan'ın dilinde dilim dilim paralanırken Fazıl Say'ı tribünlere 'milli hedef' diye göstermek hakkaniyet miydi?..    
Ayrıca bir ülkenin evrenselliğe ulaşmış entelektüel ve estetik değerleri sadece o ülkenin değil, tüm insanlığın 'manevi şahsiyetini' gönendirir ve yüceltir henüz akletmemiş olsak bile...

<h3>Başkan Erdoğan'dan esnafa kredi müjdesi</h3><h3>6 AY ERTELENECEK</h3><p>Başkan Erdoğan, Halkbank

25 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Pompalı tüfekle polisten kaçan zanlının yakalanma anı güvenlik kamerasında

Dünyanın en saçma yasakları! Bunları ilk kez duyacaksınız