• $13,7314
  • €15,5476
  • 786.568
  • 1927.39
27 Temmuz 2013 Cumartesi

İsteyene tombala isteyene mütalaa

‘Nerede o eski Ramazanlar?’ serisine sosyal hayattan enstantanelerle devam ediyoruz. Sahura kadar oynanan, ödülü ‘oğlak, hindi ya da tavuk’ olan avanti tombalayı bilir misiniz? Peki, reçel yapmayan kadınların ‘pasaklı ve terelelli’ bulunduklarını… 

Tarih boyunca Anadolu, (sayıları giderek azalsa da) farklı din ve inançlara mensup insanların hoşgörü içinde yaşadıkları büyük bir coğrafya olmuş. Asırlar boyunca çeşitli dini inançlara mensup insanlar, özellikle de kutsal kabul ettikleri günlerde, birbirlerine saygılı olmaya büyük özen göstermişler. Museviler’in Pesah’ı, Hıristiyanlar’ın Paskalya’sı daima karşılıklı sevgi ve saygıyla kutlanmış. Müslüman olmayanlar, Ramazan ayı boyunca tutulan oruca saygıda kusur etmemişler. Güzel olan da ne biliyor musunuz; bütün bunların baskıdan değil de bir arada yaşama kültüründen kaynaklanıyor olması… Farklı dinlere mensup, aynı sokakta yaşayan insanların birbirleriyle olan yakınlıklarını anlatan ne çok hikâye dinlemişizdir. İnsan olduğumuzu hatırlatan, hayatı zenginleştiren, yarınları daha güvenli kılan ne çok hikâye…

SEVGİ İKLİMİ

1903 yılında Müslüman ve Müslüman olmayan nüfusun eşit oranda yaşadığı İzmir’de yayımlanan bir gazetede çıkan şu yazı, bu ‘saygı iklimi’ni pek güzel yansıtıyor: “İftar vaktine kadar bir iş için Kordon’da bulundum. Top atıldı. Taam (yemek) için eve gitmeyi göze kestiremedim. Üçüncü Kordon’daki lokantaya girdim. Yemekten sonra lokantanın karşısındaki Paradi dö Dam’a girdim. Saat iki buçuğa kadar oturdum. İçeride benden başka dört beş kişi vardı. Aklıma gelen bir şey üzerine Strazburg, Korino, Kramer gibi ne kadar gazino, meyhane varsa hepsini gözden geçirdim. Bomboş. Saat dörde gelmeden bir tane bile açık gazino kalmadı. Eyyam-ı adiyede (normal zamanlarda) bunlar sabaha kadar kapanmaz.”

MÜTALAAHANELER VARDI

Ramazan ayında hemen her kesimden insanı bir araya getiren şey de, iftar sonrası eğlenceleriymiş eskiden… İftar ve teravih sonrasında, uzun uzun kahve ve nargile sohbetleri yapılır; bazen kahvelerde Karagöz oynatılır, bazen de tombala oynanırmış. Gazeteci-yazar Nail Moralı’dan öğreniyoruz ki, 20. yüzyılın başlarında Ramazan boyunca ve bayram geceleri Karagöz oynatan, isimlerin başında ‘Hayalî’ mahlasını taşıyan kişiler pek meşhurmuş. Ünlü ‘Hayalî’lerden biri olan Namazgâhlı Salahattin ise, her Ramazan ayında başka bir şehre gitmeyi âdet edinmiş. Hayali Salahattin Bey’in izine Girit’in Kandiye (Heraklion) kentinde de rastlıyoruz, Yahya Kemal’in Üsküp’ünde de… Museviler’in Ramazan ayı boyunca kahvelerde ‘avanti tombala’ diye bağırarak heyecanlı bir tombala oyunu oynattıklarını da biliyoruz. Rivayet odur ki, bu oyun para verilerek oynanır ama asla para kazanan olmazmış. Tombalayı kazananlara ertesi akşam iftarda yenmesi için oğlak, tavuk, hindi gibi ödüller verilirmiş. Bu gürültülü ortamlarda bulunmak istemeyenler; yani Ramazan’ı ‘kıraat ve mütalaa’ içinde geçirmek isteyenler de, sadece kahve içilen ve devletin organize ettiği ‘Osmanlı Kıraathane ve Mütalaahanesi’ni tercih ederlermiş. 

KUMPANYALAR YOLLARDA

19. yüzyılın sonlarında, Ramazan gecelerinin eğlenceleri arasına tiyatro da dâhil olmuş. 1887 yılının Ramazan ayında, Benliyan Efendi’nin yönetimindeki ‘Temaşa-i Osmanî Kumpanyası’nın İstanbul’dan ayrılıp çıktığı turne, gazetelere bile haber olmuş. 20. yüzyılın başlarında ise hayata yeni bir eğlence daha katılmış: Sinema... Ramazan geceleri sinemalarda, filmlerin yanı sıra kukla gösterileri de izlenirmiş. Büyüklerin bu eğlencelerine karşılık çocuklar da sahura kadar sokakta kalıp türlü oyunlar oynarmış. Kâğıt fenerlerle sokakları arşınlayan çocuklar, gündüz satın aldıkları renk renk mumları, maytapları yakarlar; çatır patır, patlak ve tıraka mıraka gibi çeşitli araçlarla kendi aralarında neşelenirlermiş. Sahur topuyla beraber çalan davullar da yeni bir Ramazan gününün başladığının habercisiymiş.  

SAHURDA REÇEL ÂDETİ

Günümüz diyetisyenleri pek önermiyorlar ama eskiden sahurda reçel yemek âdettenmiş. Gün boyu aç kalan vücudun şeker ihtiyacını dengelemek için olsa gerek… Eski Ramazanlara ilişkin önemli bilgiler edindiğimiz Hadiye Fahriye Hanım, ‘Tatlıcıbaşı’ adlı eserinde şöyle diyor: “Şekerciler meyvelerin mevsiminde yaptıkları reçel ve şurupları, en ziyade zaman olan Ramazan-ı Şerif’e kadar saklamak mecburiyetinde olduklarından, bir kazan koyu vişne veya çilek reçelini, Ramazan’dan birkaç gün evvel matlup derecede sulandırarak iki veyahut üç kazan yapar ve öylelikle satarlardı.” İstanbul’da Ahmet Kâmil Matbaası’nda 1924 yılında basılan kitabın kapağında ise, ‘Alaturka ve alafranga tatlılarıyla Türk şekerciliğinden bahis, ameli ve mükemmel bir eserdir’ ibaresi yer almaktadır.

PASAKLI VE TERELELLİ 

Akşam Gazetesi’nin 1931-1945 yılları arasında en meşhur yazarlarından olan Sermet Muhtar Alus da, reçelini kendi yapmayan ev hanımlarını ‘pasaklı ve terelelli’ olarak niteliyor ve bu hanımların “Ramazan kapıya çattığı sıralar Bahçekapısı’ndaki Hacı Bekir’e, Meydancık’taki Rifat’a, Şehzadebaşı’ndaki Ûdî Cemil’e, Fatih’teki Şekercigüzeli’ne” başvurduklarını,  hafiften alay ederek yazıyor. Artık tamamen tarihe karışsa da, çocukluğumuza ilişkin Ramazan anılarında davulcuların yeri ayrıdır. Özellikle manilerini unutmak ne mümkün… Yazımı, Ramazan davulcularının yeme-içme üzerine söyledikleri bir maniyle bitirmek istiyorum: 
“Davulumu taktım çıktım 
Külâhımı yana yıktım 
Sade suya taratordun 
Aman dedim çoktan bıktım” 
Eski Ramazanlar daha mı güzeldi ne?

‘TEMCİT PİLAVI’ SÖZÜ RAMAZAN’DAN GELİR 

Hacivat: Kalk Karagöz, kalk, sahur vakti... Akşamdan kalma pilavı getirdim, yiyelim.
Karagöz: (Uyku arasında) Bırak Hacivat... Tatlı tatlı rüya görüyordum. A’lâ yemeklerle iftar ettim. Diş kirası alacağım zaman beni uyandırıyorsun.  
Karagöz iskemlede uyukluyor; rüyasında da zengin bir konak sahibinin kendisine bir kese içinde ‘diş kirası’ verdiğini, önündeki tabakta da bir tavuk durduğunu görüyor. Hacivat’ın elinde akşamdan kalma pilav var. Ramazan’da sahurdan önce müezzin ‘Temcit’ denilen bir ilahi söylediği için, sahur yemeği olarak tekrar ısıtılan akşamdan kalan pilava ‘Temcit pilavı’ denirmiş.  

<p class='MsoNormal'>Peki, bu karar neden önemliydi? Akşam Gazetesi Yazarı  Oğuzhan Bilgin tüm merak

Artık her yerde 'Türkiye'

İsrail hapishanesinden kaçan Filistinli tutuklular mahkemede darbedildi

Bir çiftçi tarafından bulundu! İçinden servet çıktı

Kedilerin en çılgın halleri