• $12,7195
  • €14,358
  • 731.836
  • 1776.41
16 Mart 2013 Cumartesi

Gurme bir bestecinin masasında

Bütün sanatçı-şair takımını, ‘Kelebeğin Rüyası’ filminin şahane kahramanları Rüştü Onur ile Muzaffer Tayyip Uslu gibi (Hayatı, şiiri, aşkı ve ölümü paylaşmış iki gencin hikâyesinde 1940’lar Türkiyesi’nin gerçekleri var…) beslenen zayıf ve kavruk insanlar sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Ama haksız sayılmazsınız. Her ne kadar bizde de Refik Halit Karay, Yahya Kemal, Ahmet Rasim gibi boğazına düşkün oldukları yazılarından ve göbek çevrelerinden kolayca anlaşılan edebî kimlikler varsa da, genel olarak edebiyatçı-sanatçı tipiyle gurmeliği yan yana getirmek zordur. 

Bunda yazının, şiirin hatta genel olarak sanat ürünlerinin ülkemizde pek kadir-kıymet görmemesinin de etkisi büyüktür. Batı’da ise durum, tahmin edeceğiniz gibi biraz daha farklı… Büyük bestecilerin, önemli ressamların, yaşadıkları döneme damgasını vurmuş edebiyatçıların çoğunun yemek işine düşkünlükleri bilinir ve yazılıp çizilir. 



ROSSINI VE YEMEKLERİ
Böyle olduğunu geçen hafta ‘Mutfak Dostları Derneği’nin (MDD) düzenlediği gala gecesinde de açıkça gördük. Derneğin The Marmara Oteli’nde düzenlediği gala yemeğinde, ‘Mutfak Dostları’na yakışan bir ilk yaşandı. Gala’nın konsepti ‘Rossini Yemekleri’ adını taşıyordu. İlk bakışta yan yana gelemeyecekmiş gibi duran iki sözcük: Rossini ve yemekleri… MDD’nin yönetim kurulunda birlikte çalıştığımız gazeteci arkadaşım Serhan Yedig’in sunuculuğunu üstlendiği geceden izlenimleri ve öğrendiklerimi sizlerle de paylaşmak istiyorum. 

TÜRKLER’DEN İLHAM ALDI
Rossini müzik tarihinin yetiştirdiği en büyük bestecilerden biri… Üstelik bestelediği iki önemli operada da, konu olarak Türklerden ilham almış: ‘İtalya’da Bir Türk’ (Il Turco in Italia) ile  ‘Korinthos Kuşatması’ (Le Siège de Corinthe)… İlkini 1824, ikincisini 1826 yılında bestelemiş. Ancak onun müzik dışında en büyük tutkusu, yemek yemek... ‘Sevil Berberi’ ve daha birçok olağanüstü esere imza atan bestecinin yemekle olan derin bağı pek meşhur... 
Rivayet ediliyor ki, Rossini, hayatında üç kez gözyaşı dökmüş. Birincisi, 1810’da yazdığı ilk opera ‘Evlilik Sözleşmesi’ (La Cambiale di Matrimonio) yuhalanınca; ikincisi, ünlü kemancı Paganini’yi dinlerken; üçüncüsü, harcında bol beyaz trüf mantarı (Türkiye’de ‘domalan’ diye bilinir) bulunan hindi dolması, piknik yapmak için bindiği kayıktan suya düşünce…  

RISOTTO YERKEN YAZDI
Dahası var… Besteci, ‘Kül Kedisi Sinderella’ operasının en sevilen aryasını, meyhanede, şarap ve yemeklerle donatılmış bir masanın başında bestelemiş. ‘Tancredi’ operasındaki bir aryayı ise, Venedik’te siparişini verdiği ‘risotto’ pişirilip sofraya gelinceye dek yazmaya devam etmiş. ‘Di Tanti Palpiti’ başlıklı bu arya, opera severler tarafından ‘Pirinç Aryası’ olarak anılıyor. Ünlü besteci, oluşturduğu müzik tarzını da şöyle tanımlıyor: “Yemek yemek, aşk, şarkı söylemek ve içmek… İşte hayat denilen komik operanın dört perdesi…” 
Fazla söze gerek var mı?
Rossini’nin bu denli tutkulu bir mutfak dostu olması, müzikseverlere ve ünlü aşçılara ilham kaynağı olmuş. O kadar ki, birçok yemeğe bestecinin adı verilmiş: Alla Rossini Salata, Tournedos Rossini (bir tür fileminyon), Yumurta Rossini ve daha niceleri… Düşünsenize, sırf Rossini’nin adı verilmiş yemeklerle bir ziyafet mönüsü oluşturmak bile mümkün… 
Bu durum Mutfak Dostları’nın da gözünden kaçmamış ve The Marmara Oteli’nin baş aşçısı Rudolf van Nunen ile birlikte nefis bir mönü hazırlanmış. Vinkara’nın katkılarıyla da bu mönünün şarap eşleşmeleri yapılmış. Yaşamından ilginç kesitler ve harika müziğiyle Rossini’nin geceye katılanları mest ettiğini söylemeliyim. Rudolf’un inanılmaz katkılarının da altını ısrarla çizerek… 

YAŞASIN, ‘OT ŞENLİKLERİ’ BAŞLIYOR
Arzu ederseniz, ajandanıza not edebilirsiniz. Çünkü ne mutlu ki, her yıl giderek artan sayıda ot şenliği, bayramı ya da etkinliği yapılmaya başladı.  
22-24 Mart tarihleri arasında, şenliklerin en eskilerinden birini Slow Food Urla Birliği, ‘Mart Dokuzu’ adıyla bir kez daha düzenliyor. Urla’da üç gün boyunca herkese açık etkinlikler var. En önemlisi de, pazar günü yapılacak olan ‘Otları Tanıyalım, Sevelim, Yiyelim’ şenliği…
30-31 Mart’ta ise Karaburun’da Ergin Ayvaz’ın öncülüğünde, Slow Food birliklerinin de desteklediği ‘Otuma Dokunma!’ etkinlikleri var. Son zamanlarda çeşitli biçimde doğası bozulma tehlikesiyle karşı karşıya olan Karaburun İlçesi’nin duyarlı insanları, belli ki otlarına ve daha birçok şeye sahip çıktıklarını gösterecekler.  
Biz burada ‘Ot Şenlikleri’ yaparız da, karşı kıyıdaki dostlar boş durur mu? 30-31 Mart’ta Kuşadası’nın tam karşısındaki Sisam Adası’nda da bir ‘Ot Bayramı’ var. 
6-7 Nisan’da ot severlerin buluşma noktası ise Bodrum…  
Bu sezonun benim bildiğim son ot şenliği Alaçatı’da… 13-14 Nisan’da en medyatik ve turistik şenlik olan ‘Alaçatı Ot Festivali’ kapsamında, bu yıl ‘şevketi bostan’ otuna dikkat çekilecek. ‘Alaçatı Bitkileri Uygulama Bahçesi’ tanıtılacak. 

EGE OTLARIYLA TRAKYA KUZUSU BİRİNCİ
Bocuse d’Or Türkiye Aşçılık Yarışması’nda Şef Gürcan Gülmez, Ege otlarıyla yorumladığı Trakya kıvırcık kuzu eti ve kan portakalı sosuyla hazırladığı lagos balığı ile birinci oldu ve Mayıs 2014’te İsveç’te düzenlenecek olan Avrupa Finali’nde Türkiye’yi temsil etme hakkını kazandı. Avrupa seçmeleri, birçok ünlü ve lider şefi bir araya getirecek, Türkiye’ye dünya standartlarındaki bu etkinliğin kapılarını açmış olacak.     Türkiye’yi temsil etmek için yarışan dört genç şef arasından Gürcan Gülmez’in seçilmesi beni şaşırtmadı. Çünkü şefler ilk tanışmamızda bize birer yemek yapmışlardı ve orada bulunan bazı meslek büyüklerimizin aksine Gürcan’ın hazırladığı lagos buğulamayı tam da Bocuse’ün istediği şekilde, yani ‘hem yerel lezzette, hem de çağdaş normlarda’ hazırlamıştı. Yarışmayı an be an izledik, pişirilen yemekler, ana ve tedarikçi sponsor olan Metro Toptancı Market tarafından temin edilen ‘Trakya kıvırcık kuzusu’ ve Saroz Körfezi’nden yakalanmış rengi koyu lagos balıkları temel malzeme alınarak yapılmıştı. Her yemekte mutlaka Türk mutfağının kokusu vardı. Zaten İsveç’te de şefimizin karşılaşacağı ilk soru, “Ülkenin mutfağından buraya ne getirdin?” olacak…

<p class='MsoNormal'>Aykut  Enişte 2 filmiyle beyaz perdeye dönmeye hazırlanan Melis Babadağ, iki  s

Gişeci'de Aykut Enişte 2 sohbetleri... Bölüm 2: Melis Babadağ

Fenerbahçe'ye İzmir'de coşku seli

Galatasaray'a Malatya'da coşku seli

Hibe desteğiyle mantar tesisi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor