• $7,4096
  • €8,9867
  • 445.348
  • 1569.35
07 Temmuz 2012 Cumartesi

Bodrum’da yaz bir başka lezzetli...

Nedim Atilla
Nedim Atilla
YAZARIN SAYFASI

Nedim Atilla, geçtiğimiz hafta Alaçatı’dan başladığı ‘lezzet turuna’ Bodrum ile devam ediyor. Koskoca Bodrum Yarımadası’nı bir sayfaya sığdırmak zor da olsa yazarımız deneyip hoşnut kaldığı, lezzet olarak atlanmaması gereken yerlerin altını çizdi. Rakı-balık cumhuriyetinden en şık restoranlara, müze-meyhane tadındaki mekânlardan en iyi ahtapotun yeneceği adrese işte Bodrum lezzet haritası…

Geçen hafta Alaçatı’yı dolamıştım dilime ‘yaz lezzetleri’ bahanesiyle; turumuza Bodrum ile devam ediyorum. Baştan söyleyeyim, son yıllarda birçok konuda olduğu gibi damak zevki konusunda da Bodrum bir adım önde gibi... Her hafta sonu İstanbul-Bodrum arası mekik dokuyan, ‘para harcamayı seven’ ve ‘ağzının tadını da bilen’ yerli müşteriler, hallerinden pek memnunlar. Bodrum’un yabancı turiste ihtiyacı da yok zaten. Koskoca Bodrum Yarımadası’nı bu köşeye sığdıramam tahmin edeceğiniz gibi; ben sadece lezzet olarak atlanmaması gereken ve deneyip hoşnut kaldığım yerlerin altını çizmek istiyorum. Öncelikle, Alaçatı’da olduğu gibi Bodrum’da da oldukça havalı ve ‘görelim-görünelim’ tarzı yerler çok. Üstelik bu tür işletmelerin akşam yemeği servisleri de şık ve fiyatlar da ona göre. Bu yıl açılan ve açıkçası ‘paralı’ müşteriye hitap eden üç restorandan söz etmeden olmaz. Çünkü, turizmde bir yandan herkesin yakındığı ama bir türlü vazgeç-e-mediği ‘her şey dahil’ sistemi devam ederken, bir yandan da farklı zevklere hitap eden seçeneklerin olması doğru ve hoş bir şey.

CİPRİANİ, MİMOLETT VE...
Bu bağlamda geçen hafta açılan Cipriani, İstanbul’dakinden farksız diyebilirim; eksiği de yok fazlası da…  Torba’nın ‘elit’ oteli Casa Dell’Arte ise, Murat Bozok’un ‘Mimolett’ ve Jale Balcı’nın Antiochia adlı restoranlarını yan yana getirip bünyesine dahil etmiş. Bozok, oteldeki markasını ‘Mimolett Ege’ yapmış. İkisi de başarılarını kanıtlamış isimlerdir; Torba’da nam salacaklarına kuşkum yok. Ama…

DA SILVANO OLAYI
Yeri gelmişken şunu da bilin isterim. Bodrum’da yaşanan bir Da Silvano olayı vardır; bu yüzden otellerde restoran açarken dikkatli olmak gerekir. New York’un en ünlü İtalyan lokantası Da Silvano’nun burnu havada patronu Silvano Marchetto, Bodrum’a gelerek meşhur lokantasını açtı. Kendisi de sık sık Bodrum’a gelip gidiyordu. Sonra ne olduysa oldu ve aniden sözleşmesi bitiverdi.

“Küçük güzeldir” deyip şirin bir pansiyonu tercih eden ama yöresel-evrensel tatların peşinde koşmayı da ihmal etmeyen çok sayıda Bodrum âşığı ise hâlâ var. Evet, Bodrum her yaz biraz daha lezzetli ama özellikle Yarımada’nın Kuzeyi bu açıdan daha zengin. Biz de küçüklerden başlayalım önce.

‘KISMET’SE...
Kentin en iyi öğle yemeği lokantası Konacık’taki Kısmet… Yazın kalabalık işin keyfini biraz kaçırsa da zeytinyağlılar, fırında pişmiş et yemekleri ama ille de kendi ekmekleri harika. Et yemeklerine düşkünseniz, Edirne usulü ciğeri seviyorsanız, Gürece kavşağındaki Keyifli’yi bir kenara yazın derim. Ortakent’teki Garaguy ise, eski Bodrum’u yaşayabileceğiniz, ‘yerel ve doğal’ lezzetlerin bulunduğu bir mekân. Yine eski Bodrum’u özleyenler için, İstanköy’ün tam karşısındaki Akyarlar Köyü ve Fener Meyhanesi tavsiyeyi şayan.

MANDALİNALAR İÇİNDE
Gün batarken Bodrum’un aldığı o güzelim renkleri makul fiyatlarla tatlandırmak isteyenler için de Bitez Yalısı’na gitmeden yasal koruma altındaki mandalina bahçeleri içinde yer alan Çilingir Sofrası’nı ısrarla önerebilirim. Oradan hemen kıyıya inince Bağarası adında, yine mandalina ağaçları arasında sevimli bir köy lokantası var, gidilip görülesi bir yer. Üstelik enteresan lezzetleri var; şaraplı yeşil domates, portakallı kabak, tarçınlı barbunya, çıtır mantı gibi... Balık çeşitleri de cabası…

VİLLA KILIÇ VE VOCO
Yaz gelince magazin sayfalarında en çok adı geçen Bodrum yerleşimi Göl-Türkbükü’nde ise nadir de olsa lezzetli işletmeler var. Örneğin, Villa Kılıç’ın tatları, Voco Restoran’ın ‘organik kahvaltısı’ denenmeli… Kahvaltıda ikram edilen (eskiden süngercilerin ve şimdilerde ‘Mavi Yolculuk’ meraklılarının tercih ettikleri) ‘karacaotlu peynir’ fikri müthiş… Mis gibi kokan yerli domatesin üzerine önce bu kuru ‘çökelek’ten bolca serpin, sonra Milas zeytinyağını üzerine şöyle bir gezdirin ve dikkat edin parmaklarınızı yemeyin.
Göl-Türkbükü’ne gelen herkesin lezzetleri konusunda hemfikir olduğu bir başka yer ise Orkide… Son yılların en iyi ahtapotlarını orada ‘götürdük’ diyebilirim. Otlu gözlemeleri de çıtır ve ince.

Ayrıca Gölköy’deki eski Havana’nın yerine bu yıl Otto-flamm açılmış. Lezzetler yerel ama fiyatlar yüksek. (Yedirmişler, içirmişler, yazdırıyorlar diye düşünmeyin. Bendeniz önlem olarak bir mekânın adını anacaksam eğer, ödemelerimi kredi kartı ile yapmaya özen gösteriyorum ki belgem olsun. N’olur ne olmaz...)

RÜZGÂR-LEZZET İLİŞKİSİ
Sizler de bilirsiniz, Bodrum’un köyleri şirindir ama Kuzey’de ‘lezzetler’, Güney’de ‘deniz’ daha güzeldir. Kuzey köylerinin bir başka farkıysa, temmuz-ağustos aylarını yaşanabilir kılan ve arada bir esen ‘şahane’ poyrazdır. Poyrazın hâkim olduğu Ege köylerinde genel olarak yiyeceklerin de lezzetli olduğunu söylemeliyim. Rüzgârla lezzet arasında bir ilişki olmalı.

KUYTU MÜZE-MEYHANE
Bitmedi, Merkez’den de bir-iki önerim var: Bodrum’u Bodrum’u yapan Halikarnas Balıkçısı’nın eski evi Kuytu Meyhane olmuş, müze-meyhane gibi… Ve elbette 1927’den beri açık olan Körfez… Burası ilkbaharda, sonbaharda daha iyidir ama yaz kalabalığının da fazla bozamadığı yerlerdendir. Eskiden Körfez’de kafa çeker, ‘cilaya’ Mavi Bar’a giderdik. Kaç şarkı yazıldı Mavi’de sayısını kimse bilmez. Mavi ilk günlerdeki kadar ilgi çekmiyor olabilir ama nostaljik bir Bodrum gerçeği olduğu da unutulmamalıdır.

SAKALLI VE ÖZSAKALLI
Bir başka nostaljik gerçek ise ‘Sakallı’ köfteciler... Köfte-piyaz sunan ‘Sakallı Köfteci’ adlı dükkân, ilkin 1940’ta açılmış. Girit mübadili kurucusu ‘Sakallı’ Mustafa Akçalan 1985’te vefat etmiş. Günümüzde yeğeni Ali Doksan ‘Sakallı’, damadı Bilal Alpay ise ‘Özsakallı’ adıyla ayrı ayrı yollarına devam ediyorlar.

RAKI-BALIK CUMHURİYETİ
Gümüşlük’e de uğramadan olmaz. Malumunuz, orası ayrı bir rakı-balık cumhuriyeti… Eskiden soyu tükendiği için avlanması yasak olan, Ege Denizi’nin nadide güzelliği ‘karavida’ da satarlardı; son gidişimde göremeyince sevindim. Gökova lahosu ise artık bir efsane olmuş; “Pakistan lahosu ile idare ediverin gari” diyor, Gümüşlük’teki lokantacılar. Eski adı Farilya olan (benim hâlâ Farilya diye anmayı sevdiğim) Gündoğan’daki Reana ise hâlâ pek güzel. Burada balıkları Zafer Akbaş pişirir, mezeleri Remziye Hanım yapardı eskiden... İşler büyümüş ama aile fertlerini zaman zaman yine işin başında görmek hoş.

İHTİYAR KARDEŞLER...
Biraz da tatlıcılardan konuşalım… 1960’lı yıllardan beri, bir anlamda da Karadenizliler’in Bodrum’u keşfettiğinden beri, ‘Yunuslar Karadeniz Fırını’ yerinde. Bodrumlu Yunus Efendi ile Çamlıhemşin’den Talat Efendi’nin kurduğu ortaklık keyifle sürüyor. “Eski Bodrum Çarşısı’ndan geriye ne kaldı?” derseniz, “Yunuslar” derim. Pasta ve turtalarını tadan herkes müdavimi oluyormuş. Bitez Yalısı’ndaki ‘İhtiyar Kardeşler’in dondurmasını da anmadan ve tatmadan geçmeyelim.

GAZOZ İÇMEDEN OLMAZ
Koca Yarımada’nın başka başka yerlerinde, kıyıda köşede, kim bilir daha ne lezzetli ve sevimli yerler vardır. Arayıp bulmak, hakkını teslim etmek gerekir. Bir dahaki sefere diyelim… Şimdi son bir önerim olacak. Bodrum’a kadar gidip de ‘Bodrum Mandalin Gazozu’ içmeden dönmeyin. Hatta eli boş gelmek olmaz; eş dost için de satın alın. (Bakkallarda tanesi 1 lira 25 kuruş.) Buradan Bodrum’u sevenlere, koruyanlara ve Turunçgil Üreticileri Birliği’ne selam olsun.

<p>Futbolda sıcak gelişmeleri ve merak edilen başlıkları Akşam Gazetesi Spor Editörü Tamer Ayeri, yo

Muslera'nın dönüşü Galatasaray'a ne katar?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Türksat-5A'nın alt sistem testleri tamamlandı

Bakan Kasapoğlu, Samsun'da kano durgunsu parkuru inşaatında inceleme yaptı