• $7,3773
  • €8,9459
  • 436.746
  • 1470.68
01 Eylül 2011 Perşembe

Zehirli milliyetçilik

Nagehan Alçı
Nagehan Alçı
YAZARIN SAYFASI

Kıbrıs'a her geldiğimde aynı şeyi düşünüyorum: Hayat ne tuhaf! Dünyalar güzeli bir adada Bakırköy'ün nüfusundan az sayıda, bir avuç insan mutlu mesut yaşayabilecekken cehennemi yaşatıyorlar birbirlerine. Askerler, sınırlar, güç oyunları, ötekileştirmeler...
***
Ancak yine de birkaç senedir bir umut ışığı var, özellikle Türk tarafı için. Çünkü artık Talat'ın attığı adımlar sayesinde adalılar karşı yakaya geçip iki tarafı birbirine düşman eden zehirli milliyetçilik oyunlarını bir nebze olsun alt edebiliyorlar. Bu alt ediş özellikle KKTC'ye yaramış. Sınırın açılmasıyla birlikte (Türkiyeliler hariç bütün dünyaya açıldı o sınır) Rum kesimine gelenler, Türk kesimine de girebiliyor. Böylece artık KKTC sadece Türkiye'den ayak basanlarla değil dünyanın dört bir yanından Rum kesimine gelenlerle de kucaklaşıyor. Bu 'açılım' Kuzey Kıbrıs'ta müthiş bir canlanmayı beraberinde getirmiş. İki gündür Girne'nin meşhur Merit Oteli'nde kalıyoruz. Otel dolup taşıyor. Hem Türkiye'den hem de yurtdışından gelen turistlerle...
***
Adanın kuzeyi güneyinden hem doğal hem de kültürel zenginlik olarak çok daha güzel. Bunu birçok Kıbrıslı gibi Merit'in sahibi ve Türkiye'nin müzmin liberali Besim Tibuk da söylüyor. Hatta son dönemdeki canlanmadan öyle umutlu ki Merit'in yanında yeni bir inşaata daha girişmiş...
***
İzolasyonlar sürse ve çözüm hala ufukta görünmese de Kıbrıslılar de facto durumlar yaratarak kendilerine daha güzel hayat alanları açmakta kararlı. Kendilerini yönetenler kucaklaşmasa da halk birbiriyle kucaklaşıyor artık. Birbirine gidip geliyor, birbirine aşık oluyor, birbirinin 'yakasında' iş buluyor...
Sevgili babam şoven milliyetçilik için 'insanlığın yalnızca bir kısmını sevmektir' derdi. Kıbrıs bunun en mikro ve can alıcı örneklerinden. Ama adada artık sıra 'öteki kısmına' da geliyor...

Takdir ediliyorum öyleyse varım!
Elime birkaç yıl önce okuduğum Alain de Botton'un Statü Endişesi adlı kitabı geçti. Çoğu zaman fark etmeden kapılıp gittiğimiz hırslarımız, üzüntülerimiz, boş yere yarattığımız gerginliklerimizi deşifre etmeye gönderilmiş gibi... Paralellikler bulacağınızı düşündüğüm için başlangıç bölümünden alıntılar yaptım bugün...
STATÜ ENDİŞESİ
- Yaşamımızı büyük ölçüde yiyip bitirebilecek kadar büyük ve azılı bir korku. İçinde yaşadığımız toplumun bize dayattığı başarı silüetinin içini dolduramadığımız, gün gelip de çaptan düşeceğimiz, bunun sonucunda da itibarımızı ve haysiyetimizi kaybedeceğimiz gibi düşünceleri beraberinde getiren köklü bir endişe. 
- Statü endişesi güç kaybetme, kendini işlevsiz hissetme, emeklilik, bizimle aynı sektörde çalışan kişilerle yapılan sohbetler, ünlülerin gazetede yayınlanan yaşam öyküleri ve arkadaşlarımızın bizden daha büyük başarılar elde etmeleri gibi öğeler tarafından tetiklenir. Ancak içimizde büyük bir gerilime yol açan bu endişeyi dışa vurmak toplumsal açıdan pek hoş kaçmaz. Bu yüzden tıpkı kıskançlık gibi, statü endişesinin de yansıtıldığına pek rastlanmaz. Yansıtılsa bile bu bir anda dikkatimizin dağılması ve bakışlarımızın dalıp gitmesiyle, zoraki bir gülümsemeyle ya da bir başkasının başarılı olduğu haberi karşısında yaşanan uzunca bir sessizlikle sınırlıdır. 
- Merdivendeki konumumuz bizim için çok önemlidir çünkü benlik imgemiz başkalarının bizi nasıl algıladığıyla bire bir alakalıdır. Nadir istisnalar dışında hepimiz kendimize tahammül edebilmek için dünyanın bize saygı duyduğuna dair birtakım işaretler arar, onlara bel bağlarız.

<h3>Başkan Erdoğan’dan CHP’ye erken seçim yanıtı</h3><p>“2023’E KADAR BEK

27 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları