• $9,2266
  • €10,7923
  • 528.944
  • 1432.8
20 Mart 2012 Salı

Nostalji

Koyu bir kış kadar uzun süren, ağır bir gribin ardından yeniden beş duyunun yerine gelmesi ne mucizevi, ne muhteşem bir duygu veriyor insana... Uzun zaman sonra yüzünü gösteren güneş ve birdenbire gelen bahar havasıyla ben de yeniden doğdum sanki! Bugün her şey daha bir ışıltılı, hayat daha bir kolay, dünya daha bir güzel sanki. Öyle bir tazelik var ki gökyüzünde... İnsanı alıyor, uzaklara ışınlayıveriyor. 
***
Böyle günlerde sahada gazetecilik yaptığım, bir ülkeden diğerine seyahat ettiğim zamanlarda buluyorum kendimi.  Ne yalan söyleyeyim, çok özledim o seyahatleri. Daha doğrusu 'hikaye avcılığını'. Merak ettiğim bir ismin ya da bir hikayenin peşinden dünyayı dolaşmayı. Ah bu merak nerelere götürmüştü beni... Güney Afrika'da Apartheid'ı sonlandıran siyasetçilere, Gazze bombalanırken Şam'daki Hamas'ın karargahına, Beyrut vurulurken Lübnan'ın cumhurbaşkanına, Amerika'nın parmak sayılarak seçim yapılan eyaletlerine, Brüksel'in gıpgri sabahlarında AB müzakerelerine, Irak Kürdistan'ında Barzani'nin karargahına, Baltıklar'ın karlar altındaki köylerine, Müslüman Kardeşler'in Kahire'deki liderine...
***
Ama hepsi bir yana, bugün üç yıl önce yaptığım Dağlık Karabağ seyahati geliyor tüm ayrıntılarıyla gözümün önüne.  Karşılaştığım en umutsuz, en klostrofobik, en 'yaşamsız' coğrafyalardan biriydi Karabağ. Orada geçirdiğim 10 gün boyunca sadece çatışma ve hayatta kalma hikayeleri dinledik. Neredeyse tek bir Azeri bırakmamıştı Ermeni yönetim. 'Kalan birkaç kişi var, biri dağların arkasındaki bir köyde' dediklerini, bunun üzerine bizim de külüstür bir otomobille saatler süren bir yolculuğa çıktığımızı hatırlıyorum. Böylece bulmuştuk Gülizar'ı. Karabağ'da bir Ermeni dağ köyünde fakir mi fakir bir evde yaşayan Azeri kadın Gülizar... Bizi görünce ağlamış, ellerimizi öpmüş 'ne olur ailemi bulun, fotoğrafımı basın, belki savaşta ölmemişlerdir' diye yalvarmıştı. Ermenilerin içinde, onları severek ve yanlış politikaları bir ırka fatura etmek gibi modern dünyanın silahıyla zehirlenmemiş şekilde yaşıyordu Gülizar. Köyün ileri gelenlerinin o evde bizim için kurdukları sofrayı, açtıkları 'kanyak'ı, söyledikleri şarkıları, biz ayrılırken hediye olarak verdikleri canlı tavuğu dün gibi hatırlıyorum...
***
Nereden mi çıktı bunlar? E biraz bahar, biraz burada kalmanın yarattığı nostalji, biraz da dünyayı hatırlama sevdası...

Nefes ve Nevruz
Gülizar üzerinden etnik kavga ve çatışmalar meselesini anımsamışken geçen gün yeniden izlediğim 'Nefes' filminden bahsetmeden geçmeyeceğim. Terörün Kürt meselesinden ne kadar ayrı bir yerde, ne feci bir bela olduğunu öyle kendiliğinden, öyle vurucu şekilde ortaya koyuyor ki Nefes. Bu ülkenin binlerce gencinin nasıl günahsızca öldüğünü öyle dosdoğru gösteriyor ki... Hem Gülizar'ın ölen yakınları hem de PKK'nın öldürdüğü binlerce Türk ve Kürt genci beni aynı yere götürdü: Şiddetin kaynağına asla taviz vermemeliyiz. Öte yandan şiddeti hiçbir koşulda bir grup ya da millet ile özdeşleştirmemeliyiz. Konda'nın araştırmasında gösterdiği gibi Kürtlere ayrıştırıcı gözle bakan Türkleri de, Kürt sorununa duyarlı görünen bazı kalemlerin PKK güzellemesini de aynı şekilde lanetlemeliyiz!
***
Kısacası hem ırkçılığa hem de şiddete, nereden gelirse gelsin,  karşı durmak ana kriter olmalı. Daha doğrusu samimi bir çözüm isteyen herkesin kriteri bu olmalı. Nevruz üzerinden yapılan tartışmaların da bu gözle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.  Nevruz elbette kutlanmalı. Bu kutlama Kürtlerin en doğal hakkı. İçişleri Bakanı'nın bir yanlışa daha imza atmasına izin verilmemeli! Ama kutlamalar bir şiddet ve terör aracına dönüşürse de hesap sorulmalı.

<p>Batı, CHP ve HDP,  Gezi ve 15 Temmuz davaları sanığı Osman  Kavala için seferber olmuş durumda.

Halk TV'nin Osman Kavala sevdası

21. yüzyılın en iyi dizisi seçildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nijerya Cumhurbaşkanı ile ortak basın toplantısı düzenledi

Mersin'de TURKOVAC Faz-3 çalışması kapsamında gönüllüler aşılanıyor