• $7,4702
  • €9,0607
  • 441.872
  • 1565.01
02 Ağustos 2012 Perşembe

Mexico City'de 3 gün

Nagehan Alçı
Nagehan Alçı
YAZARIN SAYFASI

3 gün gecikmeyle de olsa nihayet Mexico City günleri başladı. Vera Cruz'dan bindiğimiz otobüs bizi sabah 5'te yeniden şehre getirdi. Etraf kapkaranlık. Yağmur yağıyor. Hava serin. Tedirgin bir şekilde taksi bulmak için yürümeye başlıyoruz. İnsanın kendini güvende hissetmesi her şeyden önemliymiş meğer. Burası her an her şey olabilir hissi veriyor insana. Otelde havanın aydınlanmasını bekliyoruz ve sabahın ik ışıklarıyla ana meydan Zocalo'ya adım atıyoruz.
Öyle bir kalabalık var ki... Dev meydanda insanlar gruplar halinde toplanmışlar. Çadırlar kurulmuş, bayraklar açılmış. Ne oluyor derken bir grup, slogan atarak yürümeye başlıyor. İşte o zaman anlıyoruz, daha doğrusu Vera Cruz'da da gördüğümüz resmi tamamlıyoruz: Bir Meksika klasiği yaşanıyor şu günlerde. Seçimler temmuz başı yapıldı ama sandıktan çıkan Nieto'ya rakibi Obrador itiraz ediyor. Oylamaya hile karıştığını, Nieto'nun kara para kullandığını iddia ediyor ve seçimin iptalini istiyor. Onun destekçileri de arkasında. Bu itirazlar öyle bir noktaya vardı ki oyların bir kısmının yeniden sayılmasına karar verildi bile. Bu kez hile karıştı mı karışmadı mı bilmiyorum ama Meksika sandıktan çıkana riayet eden bir ülke hiç değil. Hatta sandıktan çıkanın güya 'devrim'le devrilmesi de adeta bir gelenek. E yakın zamana kadar bize yabancı olmayan bir tablo bu. O nedenle tanık olduğumuz kargaşa hiç şaşırtmıyor bizi maalesef...
Meydanda seçime itiraz edenlerin yanı sıra başkaları da var. Bir grup, bizim Kızılderili dediğimiz Amerikan yerlileri, otlar yakmışlar, davullar çalıp kötü ruhları kovuyorlar. Yanlarına gidinleri  ağaç dallarıyla kötü enerjiden temizleyip, tütsüyle iyiliği çağırıyorlar. Başka bir köşede gençler kay kaylarıyla dans gösterisi yapıyor. Bir yerde uzun bir sıra. Mısırcı gelmiş, haşlanmış mısırlarını margarine bulayarak satıyor...
Mexico City bir mega kent. Bu mega kent birçok merkezden oluşuyor. Tarihi merkez yukarıda anlattığım Zocala olarak bilinen Anayasa Meydanı. Bu, şehrin pek de yaşayan kısmı değil. Meydanın bir ucunda, içinde Diego Rivera'nın Meksika tarihini anlattığı resimlerin duvarlarını süslediği Palacio Nacional Hükümet Sarayı, diğer ucunda da bir Aztek tapınağının yerine inşa edilen ihtişamlı Metropolitana Katedrali var.
Şehrin  yaşayan bölgeleri Condesa ve  Polanco. İki semt de yan yana dizili restoranları, kafeleri ve hareketli sokak yaşamıyla tam anlamıyla Batılı. Güvenlik endişesi buralarda pek akla gelmiyor ama yine de sokaktan geçen herhangi bir taksiye binmeme ve hava kararınca bu bölgelerden çıkmama tembihi sık sık kulağımızda. Bu bölgeler, özellikle de Polanco şehrin zengin ve Batılı yüzü. Hem de öyle böyle değil, tepelere doğru çıktıkça zenginlik inanılmaz derecede artıyor. Müthiş pahalı butikler, akla gelebilecek en pahalı arabalar... Bir yanda böyle bir zenginlik varken Mexico City'nin ana ekseninin hemen dışına çıkınca da büyük bir sefaletle karşılaşıyorsunuz. Brezilya'nın favelalarından farksız gecekondular kilometrelerce uzanıyor, bütün tepeleri kaplıyor. Her ne kadar bazı Meksikalılar ülkelerini kötü göstermemek dürtüsüyle olsa gerek- bunlara favela deyince kızıyor, 'favelalar ayrı, bunlara pueblo diyoruz, bunlarda elektrik var, çoğunda su var' gibi meşrulaştırma çabalarına girişseler de karşımızdaki tablo korkunç: Milyonlarca insanın yaşadığı gıpgri dağ tepe yan yana dizilmiş hayalet gecekondu şehirleri...
FRİDA'NIN MAVİ EV'İ
Mexico City denince akla ilk gelenlerden biri hatta benim için ilki olan Frida Kahlo'yu en sona sakladım. Frida ve ona büyük acılar çektiren Diego Rivera'nın aşkları Meksika'yı görünce daha çok ete kemiğe bürünüyor. Hele bir de Coyoacan'daki Frida'nın Diego ile bir süre birlikte yaşadığı, fırtınalı ilişkilerinde ayrılık süreci yaşayınca tek başına döndüğü baba evi Casa Azul'e gidince... 'Mavi ev' anlamına gelen Casa Azul masmavi duvarları, rengarenk bahçesi ve her köşede Frida'yı yansıtan çalışma odası ve mutfağıyla Kahlo'nun resimlerinde anlattığı dünya. Bu ev kendi  küçük ama hayal gücü dev ressamın dünyasını öyle bir ortaya koyuyor ki... Frida'nın külleri bile hala orada, yattığı odadaki komidinde duruyor...

<p>‘Dünya artık dijitalleşiyor’ demek son yılların en popüler söylemi oldu. Dijital düny

Doymayan emperyalistler ve aşı eşitsizliği

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Defineciler, iki türbeyi tahrip etti

Edirne Müftülüğünde meydana gelen yangında ahşap bina kullanılamaz hale geldi