• $9,509
  • €11,0357
  • 549.044
  • 1519.25
31 Mart 2012 Cumartesi

ABD'deki İslamofaşizm

Salı günü Fransa'da Sarkozy'nin İslam karşıtı seçim kampanyası ve bu kampanyanın ortasına denk gelen saldırının üzerinden İslamofobi'nin Batı'daki gelişimine değinmiş ve ABD örneği üzerinde durmuştum. ABD'yi özellikle seçtim çünkü ırkçılık üzerinden uzun mücadeleler sonucu elde edilmiş büyük kazanımlar var ABD'de. Nefret söyleminin önüne çok iyi işleyen mekanizmalarla geçiliyor. Ancak bu mekanizmalar konu İslam ve Müslümanlar olunca yerle bir oluyor.
***
Henüz güçlü bir Müslüman toplum oluşmadığı için ırk, Yahudi soykırımı, kadın sorunu gibi alanlarda bazen aşırıya kaçan hassasiyeti olan Amerikan toplumunda Müslümanlara küfretmek, onları hedef göstermek serbest. Geçtiğimiz günlerde çok kıymetli bir isim olan ve Batı'da da dikkatle takip edilen Prof. Dr. Nilüfer Göle, Radikal gazetesine bir röportaj verdi ve İslamofobi ve terörle İslam'ın bağdaştırılması üzerine tespitlerde bulundu. 'İslami terör' kavramına karşı gösterilen hassasiyetlere ve itirazlara değinen Göle 'Bu itirazlar haklı bile olsa terörün Batı'da İslam ile bağdaştırıldığı bir gerçek. Önemli olan bunun tartışılabilir olmasıdır' dedi. Ben bu yorumun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Cihat kavramı üzerinden radikalize olarak ve dini kullanarak terör yapanlar olduğu tartışmasız. Batı'da yapılan hata bunu bütün bir dine ve mensuplarına mal etmek. Ancak Müslümanların hatası da Batı'nın yanlışını görüp bu tartışmalara İslam'ın sokulmasını tümden reddetmek.
***
Peki ABD'de Müslümanlara ve İslam'a karşı nefret söylemi nasıl gelişti? Kitlesel olarak yaygınlaşmasını ateşleyen tarih 11 Eylül. 11 Eylül'den sonra ABD politikası 'İslam'la savaş= demokrasi için savaş' sloganı üzerinden hareket etmeye başladı. Nereden baksanız vahim olan söyleme karşı çıkanlar oldu tabii ama terör saldırılarının travması nedeniyle paralize olmuş toplum korku ortak paydası üzerinden büyük oranda manipüle edilebildi. Bu manipülasyonda medyanın rolü çok büyüktü. Gazeteci ve aydınların desteğiyle İslami aşırılık yanlılarını Naziler'in 1940'larda oluşturduğu tehdide denk görme fikri gelişti. Kur'an, Hitler'in 'Kavgam' (Mein Kampf) isimli kitabı ile karşılaştırıldı (Bill O'Reilly ünlü televizyon şovunda en ağır şekilde yaptı bu karşılaştırmayı). Usame Bin Ladin, Saddam Hüseyin ve Mahmud Ahmedinecad Hitler'in yeniden dirilmiş hali olarak gösterildi. Özellikle neoconlar Müslüman aşırılık yanlılarıyla İslam arasındaki ayrımı 'İslamofaşizm' gibi terimler üreterek bulandırmaya çalıştılar. (Ekber Ahmed-İslam'a Yolculuk).
***
Asılsız bir şekilde terör eylem planları ve Müslümanların Batı'ya sızma girişimleri haberleri medyaya pompalandı. Güya bildiğimiz Batı medeniyetini aniden sona erdirecek yakın bir tehdit vardı. Ünlü gazeteci Charles Krauthammer'e göre İslamcı mahkumlardan bilgi alınmasına yardımcı olacaksa işkence politikası benimsenmeliydi. Bu tüyler ürperten fikir Hollywood'a da hakim oldu. Başrolünü Samuel Jackson'ın oynadığı 'Unthinkable' adlı filmde en ağır işkencenin meşru olduğu gösteriliyordu!
***
Kısacası ABD'de bırakın koruyan, Müslümanlara toptan saldıran, onları şeytanlaştıran bir dil hakim. Bu dil medya üzerinden topluma işleniyor. Müslüman aydınların sesini yükseltmesi, ırkçılık, Yahudi soykırımı gibi konularda gelişmiş olan hassasiyeti Müslümanlar konusunda da oluşturmak için devreye girmeleri şart. Geçtiğimiz aylarda bu konuda çok faydalı bir kitap yazan Mustafa Akyol gibi isimlere önemli görevler düşüyor...

<p>Eğitimlerini aldılar, küreklerini hazırladılar. Bu kez doktorlarıyla beraber hastanede değil, kay

Kansere karşı kürek çektiler

Türkiye'ye has uçak! Motoru dursa bile uçuyor

Çorum'da anne ile kızı aynı üniversitede eğitim görüyor

Kayseri'de Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait mozaikli yapı bulundu