• $9,5167
  • €11,0503
  • 546.374
  • 1510.19
28 Eylül 2021 Salı

Erdoğan Türkiyesi'ni yönetmeyecek bir ‘liyakatli'!

Önce partisinin, sonra Türkiye'nin siyasi liderliğini üstlenmiş bir isim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.

Daha önce hangi partiye oy vermiş olursa olsun, hepsinden oy alacak güveni vermiş.

Bu güvenin karşılığını da vermiş ve girdiği her seçimi ve referandumu kazanmış.

Sadece sandıkta değil, sandıktan çıkana karşı silaha sarılanlarla girdiği mücadeleleri de kazanmış.

Ayrıca yurtiçinde terörle ve yıkıcı kalabalıkla yaratılmak istenen kargaşaya karşı mücadeleyi de kazanmış.

Yine sınırlar ötesinden terör saldırılarını, terör kuşağı oluşturma çabalarını durdurmuş.

Savunma sanayii ambargolarına, ekonomik yaptırımlara, uluslararası yatırımları durdurma ve finansal saldırı operasyonlarına karşı ekonomiyi ayakta tutmuş.

Bunları yaparken, küresel göçe karşı en büyük yükü sırtlanmış, üzerine Türkiye'yi küresel insani yardımlarını en çok artıran ülke haline getirmiş.

Türkiye'nin çıkarlarını gözetme ve savunma halkasını, kara ve deniz sınırlarının çok ötesine, Suriye'ye, Irak'a, Afganistan'a, Libya'ya genişletmiş.

Aynı anda Türkiye'nin teknoloji ülkesi olmasına yönelik milat niteliğindeki adımları atmış.

Uçak ve jet motor fabrikalarında yerli ve milli üretime yönelmiş, yenilerini kurmuş, insansız hava araçlarında Türkiye'yi dünya liginin üstüne taşımış...

Tersanelerini çalıştırmış, limanlarını ihracat gemileriyle doldurmuş.

Küresel ölçekteki dev projeleriyle ülkeyi kara, hava ve demir yolları ağıyla örmüş, hızlı trenle tanıştırmış, erişilmedik yer bırakmamış.

Bütün şehirlerine üniversiteler, öğrenci yurtları yapmış, burs/kredi imkanlarını genişletmiş.

En övünülecek işlerin başına sağlık reformu ve bilimsel üretimi koymuş.

...

Adalet duygusundan nasibini almış herkes, bu listeyi uzatabilir.

***

'Muhalefet Bloku'nu oluşturan partiler ise Millet İttifakı'nın görünen ortakları CHP, İyi Parti ve SP, görünmeyeni ise HDP...

Yeni kurulan partilerden özellikle AK Parti'den ayrılan isimlerin kurduğu partiler de onlarla ittifak arıyor.

O yüzden hepsi için ittifak yerine şimdilik 'muhalefet bloku' ifadesini kullanmak daha doğru.

***

Muhalefet bloku, bir yıldır erken seçim istemesine rağmen, seçimde kimi aday göstereceğini belirleyemedi.

Ben adayım diyen kimse yok.

Aksine, iki partinin genel başkanı da 'ben aday değilim' diyor.

Her gün seçim isteyen ama 'aday olmama yarışı' yapan genel başkanlar!

Her biri ayrı bir cumhurbaşkanı adayı tarifi yapıyor.

Ben zahmet edip toparladım.

Bu tariflerden muhalefet liderlerinden hiçbiri çıkmıyor.

Şöyle bir şey çıkıyor:

Solcu olmayacak ama sağcı da olmayacak.

Kürt hiç olmayacak.

Ama CHP'nin sol oyunu kaybetmeden, üstüne sağdan, hatta AK Parti seçmeninden de oy alacak.

HDP oylarını da da alacak ama Kemalistleri küstürmeyecek.

Ehliyetli, liyakatli olacak ama seçilirse Türkiye'yi yönetmeye de kalkmayacak.

Sadece Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni değiştirmeye söz verecek. 'Kendisini oraya getiren irade' ne dediyse onu yapacak!

***

Üç paragraf yukarıda siyasi liderliğin 'yapılmışı' var.

Burada da o yapılanların 'yıkılmışı' için bir tarif!

Salim kafayla bir kıyaslayın...

***

Muhalefet bloku sadece 'Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni değiştirmeye odaklı bir işbirliği olarak kendini anlatıyor.

Ancak bu ikinci aşama ve neden imkansıza yakın zorlukta olduğunu anlatacağım.

Asıl hedef "Erdoğan gitsin"...

Çünkü yakında önünüze şu tablo gelecek:

Bir;

Muhalefet blokunun, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni değiştirmesi için cumhurbaşkanı seçmesi yeterli değil.

Zira cumhurbaşkanı, anayasa değişikliği yapamaz, kendisi hazırlayıp referanduma götüremez.

Aynı seçimde muhalefet bloku partilerinin TBMM'de en azından referandum çoğunluğunu da sağlaması lazım.

AK Parti'nin en düşük tahminle bile oyu buna izin vermiyor.

O yüzden bugünlerde muhalefet liderleri, "cumhurbaşkanını seçersek, TBMM'de AK Parti milletvekilleri de anayasa değişikliğine oy verir" söylentisini yaymaya başladı.

Var sayılamayacak bir 'varsayım'dan başka dayanak gösteremiyorlar.

İki;

Seçimden sonra yeni Meclis 'parlamenter sisteme dönüş' için çalışırken, bir tarafta da Cumhurbaşkanlığı Kabinesi kurulacak.

Muhalefet blokunun "Türkiye'yi yönetmeme" üzerine söz vermiş cumhurbaşkanının kabinesini ve politikalarını kim belirleyecek?

CHP, İyi Parti, SP, diğerleri ve HDP hangi bakanlıkları, hangi başkanlıkları alacak, kimleri nerelere atayacak?

Hükümet politikalarını kim belirleyecek, hangi parti hangi konuda belirleyici olacak?

Üç;

TBMM'de anayasa değişikliği hazırlığı ve referandum çoğunluğunu bulma kulisleri, velev ki çoğunluk bulundu, referandum kampanya süreci ne kadar zaman alacak?

Bakanlar, atamalar, ekonomi, yatırımlar, birbirine benzemez partilerin hükümet politikalarına etkisi ile TBMM'deki 'oy avcılığı', olası milletvekili transferi, anayasa tartışmaları, sistem değişti-değişmedi beklentileri arasında Türkiye nasıl yönetilecek?

Bu süre zarfında, başında en az 5 benzemez partinin genel başkanı ve kadroları bulunan 'sözde' cumhurbaşkanı, yine 5 parti tarafından atanmış kadrolarıyla Türkiye ekonomisini, terörle mücadeleyi, Suriye, Irak, Libya, göç, savunma sanayii, ABD, AB, Rusya ilişkileri gibi konuları nasıl yönetecek?

Dört;

Bütün bu süreçlerde ve 'velev ki' olası süreçlerde AK Parti'nin muhalefetini, MHP ile birlikte sürdüreceklerini açıkladıkları Cumhur İttifakı'nın kampanyasını 'yok' saymak nasıl bir 'varsayım'dır?

***

Muhalefet blokunun 'cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini değiştirmek ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmek' diye açıkladığı hedef yanıltıcıdır.

Asıl hedef, "Erdoğan gitsin"dir.

Sonrası muhalefet partileri için bile belirsizdir.

Zira şimdi şimdi bunu konuşmaya başladılar...

Muhalefet blokuna katılmaya hevesli bir yeni genel başkan, cumhurbaşkanı adayının 'parlamenter sisteme geçişin yol haritasını imzalaması gerektiğini' söyledi.

26 Şubat 2021'de 'Referandum: Kim için ne kadar mümkün?' başlıklı yazımda vurguladığım bir 'riski' de dikkate getirerek: "Ne kadar parlamenter sistem istiyorum dese de o koltuğa bugünkü sistemin yetkileriyle oturacak. Özü sözü bir insan değilse ya da güç kullanımının başını döndürme ihtimali olan bir insan olursa o zaman iş çok zor. Tam tersine, seçilen cumhurbaşkanı parlamenter sisteme geçmenin önünde büyük bir takoz olabilir. Kişi çok önemli."

CHP, İyi Parti ve HDP'nin bugüne kadar söylemekten ısrarla kaçındığı, işin bu yönünü laf kalabalığına getirdiği bu risk, "Biz TBMM çoğunluğuydu, anayasa değişikliği çalışmasıydı, referandumdu derken aslında sistemi de biri yönetecek" itirafıdır bu.

Ama burada da gizlenen, laf kalabalığına getirilen konu, "Erdoğan'ın halk desteğine ve AK Parti muhalefetine rağmen bunu nasıl başaracağız" sorusunun cevabıdır.

Bunu konuşmayacaklar, konuşamayacaklar, laf kalabalığına getirecekler.

Çünkü bir cevapları yok.

O yüzden de ortak bir cumhurbaşkanı adayı bulabileceklerinden emin değilim.

Her parti kendi adayıyla seçime girecek, ikinci tura kalsın diye umut edecekler.

20 Nisan 2018'de 'ortak aday' gündeme geldiğinde de böyle olmuştu.

O gün Star'da yazmıştım.

Dönemin CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, 'gönüllerdeki adayın' Genel Başkan Kılıçdaroğlu olduğunu açıklamıştı.

Kılıçdaroğlu ise "Bunu yetkili organlarımız belirler" diyordu.

Partide Kılıçdaroğlu'ra 'aday ol' baskısı yüksekti.

Ama 'mecburen' ve 'kerhen' Muharrem İnce aday gösterildi.

Diğer partiler de kendi adaylarını çıkardı.

Ama 'yeniden başbakanlık sistemine dönmek' kampanyasıyla yapılan seçimde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ilk cumhurbaşkanı olarak yeniden Erdoğan seçildi.

Yazımda şöyle demiştim: "CHP, devleti yönetmeye aday bir isim bulmak zorunda. Bu isim de yarın doğmayacak. Bu nedenle, CHP'nin genel başkanını aday gösterme konusunda ısrarcı olacağı kanaatimi koruyorum.

Aksi olursa, CHP'nin cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetmeyi baştan kabul ettiği, genel başkanın milletvekilliğini kurtarmayı seçtiği anlamına gelir. 'Genel Başkanlığını kurtarmayı' demedim!.."

Öyle de oldu.

CHP cumhurbaşkanlığını kaybetti, genel başkan koltuğunu korudu!

'Tolerans'tan 'muhataplığın kabulü'ne gelindi

Muhalefet, 2018 seçimlerinde CHP, İyi Parti, SP ve DP ile Millet İttifakı'nı oluşturdu. Yanlarına 'destekçi' olarak HDP'yi aldılar.

Böylece "HDP ile ittifak kurmuyoruz" derken yalan söylememiş oluyorlar!

Yan yana gelmiyorlar? Diğer partilerle görüştüklerinde 'birlikte' fotoğraf vererek açıklama yapıyorlar, HDP ile 'fotoğrafsız'...

Çünkü CHP ve SP için HDP "PKK ile arasına mesafe koymayan parti"...

İyi Parti için ise doğrudan "PKK'nın yanında konumlanıyor"...

Bugün ise PKK'nın 'terörle' çözmeye çalıştığını iddia ettiği 'Kürt sorunu'nun çözümü için o HDP'yi 'muhatap' kabul ettiler!

12 Mart ve 18 Mayıs 2021'de yazdığım 'İyi Parti-HDP ilişkisi için tolerans üretimi' konulu iki yazımda, aynı sürecin CHP-HDP arasında yaşandığını ve üretilen toleransın sonra 'rıza' ve 'kabul' yarattığına işaret etmiştim.

(Tolerans üretimi, Orhan Miroğlu'ndan alıntıdır.) HDP, DEP, DEHAP, BDP gibi kapanan partilerinin 'PKK ile mesafesiz, yanında' olan tutumunu ve taleplerini korurken, CHP, İyi Parti ve diğerlerinin HDP'nin taleplerine yaklaşması, 'rıza ve kabul' süreçlerinde mesafe alındığını gösteriyor.

Karamollaoğlu: Adayı şimdi açıklarsak

paçavrasını çıkarırlar

Daha vahimini SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu söyledi: "Millet İttifakı'nın adayının şimdiden açıklanması doğru olmaz. Şimdiden 'adayımız bu' deseniz, yarın paçavrasını çıkarırlar, her türlü şaibe gündeme gelebilir."

Adaylarının 'hakkında her türlü şaibenin gündeme gelebileceği, bir günde paçavrasının çıkarılabileceği bir profil' olacağını baştan kabul etmek nasıl bir ruh halidir?

"Son anda açıklayalım, seçim sathı mailinde millet uyanana kadar ittire kaktıra seçtirirdik, seçtirdik..." demek bu!

Hakikaten insan gerçekten hayret ediyor...

<p>Irak  ve Suriye'ye 2, Lübnan'a 1 yıl asker gönderme süresinin uzatılmasına ilişkin  Cumhurbaşkanl

CHP Tezkereye 'Hayır' Oyu Vereceğini Açıkladı

Kepçe ile yol kapatıp drift yaptılar

Muğla'daki fosil alanında yeni buluntulara ulaşıldı

''UÇBEY''in ilk kez kullanıldığı operasyonda gri listedeki terörist vuruldu