• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
20 Nisan 2021 Salı

Bir tür ‘Hurşit Külter nerede' yalanı olarak 128!

Yalanın şeytani bir yapısı var ya...

Olanı, gerçeği anlatmak, yalanı durdurmaya yetmiyor.

Çünkü bütün yalanlar, alıcısı hazır bir kitle hedeflenerek üretilir.

Yunanistan...

Ege'de 12 mil hak iddia edip neredeyse Türkiye sahillerini de ister.

Lozan'ı ihlal ederek adaları askerileştirir.

Yine Lozan'ı ihlal ederek Batı Trakya Türk azınlığının başmüftü seçmesine izin vermez, 'Türk' adını bile yasaklar.

Zaman zaman Fransa ve Almanya işbirliğiyle Türkiye karasularını ihlal eder.

AB denetimine rağmen göçmenleri denize atar, botlarını deler, yakar.

Ama bir şey daha yapar;

Her haksız ve kışkırtıcı adımından sonra "Biz diyalogdan yanayız" açıklaması yapar!

Türkiye 'eski hesap' 6 mil üzerinden hareket ettiğinde Brüksel'e koşup "Türkiye bana saldırıyor" der.

"Türkiye bizi işgal edecek" yalanıyla AB ve ABD'ye koşar...

Karşılığını da para ve silah olarak alır!

Türkiye yaptığını anlatana kadar Yunan yalanı dünyayı arkasına alıyor.

Yalanlara inandıklarından değil, onların da işine geldiği için...

Yunanistan son örnek. Geriye doğru hatırlarsanız yüzlercesini bulabilirsiniz.

Yalanın Türkiye iç siyasetinde de çokça örneği var.

Yine sonuncudan gidelim, '128 milyar' hadisesi...

Kaynağının bir FETÖ'cünün tweeti olduğuna ilişkin medyadaki bilgileri not ettikten sonra, gelişimine bakalım.

CHP ve yanlıları önce '128 milyar dolar buharlaştı, kayboldu' dediler.

Bu konuya hakim olanları utandıracak kadar bariz bir yalan olabilirdi ama seçmen konuya hakim değildi ve üstelik kendi seçmeni bunu almaya hazır bekliyordu!

Yine de seçmenin aklıyla çok da alay etmemek için 'kayboldu'yu bırakıp -daha az aptalca olmayan- 'nerede' demeye başladılar.

Onun da etkisi sağlanınca 'kime satıldı'yı devreye aldılar...

HDP'nin, aylarca "Hurşit Külter nerede" diye kampanya yürüterek, "Devlet faili meçhul yapıyor" algısı oluşturduğunu, sonra da Hurşit'in Kuzey Irak'ta ortaya çıktığını unutmadınız değil mi?

Ve bu yaygarayı bağırarak yapanların sonradan bırakın özür dilemeyi, Hurşit hiç var olmamış gibi davrandıklarını...

Hükümetten, AK Parti'den, Merkez Bankası'ndan açıklamalar geldi.

Ama kampanya durmadı...

En son geçen hafta Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, soru cevap şeklinde tane tane anlattı.

- Koronavirüs salgınının küresel etkileri, alınan tedbirler ve bölgesel riskler nedeniyle oluşan döviz talebi nedeniyle bankalara satış yapıldığını söyledi.

- Şubat 2017'de yurtiçi ve yurtdışı piyasa yapıcı bankalarla dövizde fiyatın arz-talep dengesiyle oluşmasının sağlandığını hatırlattı.

- Döviz satışının piyasa yapıcı bankalar üzerinden yapıldığını, piyasa fiyatları üzerinden gerçekleştiğini, kimin alacağının önceden bilinmediğini, bu yüzden herhangi bir kişi, şirket veya bankaya ayrıcalıklı döviz satışı yapılmadığını izah etti.

- Döviz satışı karşılığında piyasadan Türk Lirası çekildiğini, ortada kaybolmuş bir varlıktan bahsetmenin mümkün olmadığını vurguladı.

- Merkez Bankası'nın bilgi ve verileri uluslararası standartların gereği olarak şeffaf bir şekilde açıkladığını, günlük analitik bilanço ile rezervlerin gelişimine ilişkin detaylı verilerin duyurulduğunu söyledi.

- 'Döviz kime satıldı' diyenlerin bunu 'kasten' sorduğunu, sadece Türkiye'de değil dünyanın hiçbir yerinde 'alıcı ayrıntılarının paylaşılmadığını' pekala bildiklerinin altını çizdi.

- Bu tartışmanın yerli ve uluslararası yatırımcılarda güven kaybı, Türkiye'nin risk primlerinde artış yaratacağına dikkat çekti.

Dün de Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, "Kimsenin burada bir yolsuzluk yapması söz konusu değildir. Ne kadarlık döviz satılmış, alınmış hepsini görebilme imkanınız var, tamamen açık ve şeffaf. Piyasa yapıcı yerli ve yabancı bankalar yer alıyor, buralarda herhangi bir şahıs yok. Ancak işlem gerçekleştikten sonra hangi bankanın ne aldığını görebiliyorsunuz" dedi.

Elvan, döviz işlemlerini açıklamanın MB'nin yetkisinde olduğunu da vurgulayarak, bilgi kirliliğini ortadan kaldırmak açısından açıklamanın düşünülebileceğine işaret etti.

'Buharlaştı' ile bir etki yaratıldı.

Sonra 'nerede' diye etkisi büyütüldü.

Ardından 'kime satıldı' diye 'kural olarak açıklanmayacağı' bilinen bir soruyla devam edildi.

Yatırımcının güvenini düşürmeye, Türkiye'nin risk primini yükseltmeye ayarlı bir kampanya bu.

Çünkü bundan dövizci faizci kazanırken Türkiye zarar görüyor, CHP bu kez de bunun üzerinden yine iktidara 'muhalefet' edebiliyor!

Bu 'muhalefet' tarzının Türkiye'ye zarar verdiği uyarılarına karşı da, "Biz ne yapıyoruz ki, sadece soru soruyoruz, soru da mı sormayalım" diyebiliyorlar.

İktidar şeytan taşlamaktan iş yapmaya fırsat buluyor.

Bir de yapılan işlere yönelik yalanlara cevap yetiştiriyor.

KESİCİ KADAR BİR FARKA BİLE TAHAMMÜL YOK!

CHP ve 'mahallesi', siyasi 'ajans' kampanyalarına 'nispeten' uzak duran devlet deneyimli 'adamlarına' bile tahammül edemiyor.

Örneğin CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici, "Merkez Bankası bilançosu okumayı bilen herkes bunu görür. Kaybolmaz bir kere, onu söyleyeyim" dedi. Bunun yanında, partisinin iddiasına zarar gelmemesi için de epey gayret sarf etti.

Kesici'nin katıldığı TV programını izledim. Geçen aralıkta TBMM'deki bütçe konuşmasından da bazı notlar almıştım. Eski bir DPT müsteşarı olarak -kendisinin de sıkça kullandığı eski deyimle- izzetinefsini de koruma adına en azından 'akıl dışı konuşmamaya' özen gösterdi. En azından eski Hazine Müsteşarı Faik Öztrak'ın yaptığını yapmadı. Ancak CHP'den öyle bir linç yedi ki, "Partimle aynı düşünüyorum" tweeti atmak zorunda kaldı.

O mahalledeki linç kültürünün ne kadar güçlü ve vahşi olduğu, aynı günlerde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'ın türküsüne düzenleme yapan müzisyen Erkan Oğur'a 'özeleştiri verdirilmesi' ile de ortaya çıkmıştı.

Kesici, geçtiğimiz yaz da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 770 bin sterline satın aldığı Fatih tablosunun orijinalliğini sorgulayınca da pişman edilmişti. Bir ulusal kanalda "Tablonun kimin olduğu belli değil. Böyle reklam yapılmaz. Üstelik kendi belediyemiz, çok yanlış" diyen Kesici, 3 gün sonra partiye yakın bir tv kanalında "Biraz sert girmişim. Yumuşatarak söylemem gerekiyordu" diyerek 'özeleştiri' vermişti.

İlhan Kesici kadar bir farka bile tahammülü olmayan anlayış Türkiye'nin ulusal birliğini nasıl sağlayabilir?

Hem faşizm konuşma yasağı değil 'söyleme mecburiyeti' değil miydi?

<p>İsrail'in aşılamaz dediği füze savunma sistemi Demir Kubbe'yi Hamas nasıl aştı?</p><p><span>ABD'n

İsrail'in hava savunma sistemi 'Demir Kubbe' çöktü mü?

Yer siyah, gök beyaz; şampiyon Beşiktaş!

Filistinlilerin evleri yerle bir oldu

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı