• $31,2922
  • €33,8806
  • 2058.65
  • 9193.69
29 Kasım 2022 Salı

Avrupa'dan alınacak dersler

ABD'li etkin siyasi internet gazetesi Politico, ABD'nin 'Rusya-Ukrayna savaşını kazanç kapısı haline getirdiğini' ve bu duruma artık AB'nin daha yüksek ses çıkarmaya başladığını yazdı.

Haberin ayrıntılarını AKŞAM'ın manşetinde topladık.

ABD gazı, Avrupa'ya '4 kat' daha pahalı satılıyormuş.

ABD ayrıca, kendi sanayisi için yeni destekler, ithalat için ise yeni vergiler koyuyormuş.

Böylece Avrupa '4 kat pahalıya' ürettiği malları, iyice ucuzlatılmış ve vergilerle korunmuş Amerikan pazarına sokamıyormuş.

Avrupalılar, "Washington hâlâ müttefikimiz mi, değil mi?" diye soruyormuş.

***

ABD'liler ise "Fiyatı ABD'li şirketler değil, Avrupalı şirketler artırıyor; gaz ithalatçıları bu yıl kâr rekoru kırmışlar. Ayrıca Avrupa'nın enerji kaynaklarına sahip olmaması bizim suçumuz değil. Aslında sayemizde Rusya'ya bağımlılıktan kurtuluyorlar" diyormuş.

Avrupalılar da şimdi "ABD'ye bağımlılıktan" kurtulmanın yollarını aramak için toplanıyormuş...

***

Geçmiş olsun...

***

14 Haziran 2022 Salı günkü "Washington'dan bakılınca öyle görünüyor" başlıklı yazımda;

Rusya'nın savaşı evinin yanına çekmekle kaybettiğini;

Ukrayna'nın doğrudan işgal edilmekle kaybettiğini;

Avrupa'nın enerji kaynaklarını ve büyük bir pazarını kaybederek, ABD'ye daha fazla bağımlı hale gelerek kaybettiğini;

ABD'nin ise Ukrayna'yı gösterip İsveç ve Finlandiya'yı NATO'ya alarak Rusya'yı kuzeyden çevrelediğini; Avrupa'yı sadece askeri olarak değil enerjide de kendine bağımlı hale getirdiğini; bunun ekonomik ve siyasi bağımlılık anlamına geldiğini; yani her bakımdan 'kazandığını' yazmıştım.

Avrupa'nın aklı, 'üşümeye başlayınca' başına gelmiş!..

Ama Politico'nun haberinde de okuduğunuz gibi, ABD'nin çok da umurunda değil.

***

Buradan alınacak hayati bir ders var.

Eğer Türkiye de Avrupa gibi ABD'nin güdümüne girmiş olsaydı, aynı şeklide sızlanıyor olacaktık.

Savaştan önce;

"Avrupa ile birlikte hareket etmeliyiz" diyenler vardı.

"NATO üyesiyiz, kararlara uymalıyız" diyenler vardı.

Avrupa'nın ABD güdümünde hareket ettiğinin farkında değillerdi.

Türkiye'nin "NATO kararlarına uyan" değil, "NATO'da karar verici" bir ülke olduğunun farkında değillerdi.

Türkiye, coğrafi konumunun, tarihi mirasının, devlet geleceğinin, insani potansiyelinin, kısaca gerçek değerinin farkında olmayanların yönetiminde on yıllarını kaybetti.

Şimdi hem bu değerinin hakkını alan hem de gücünü artıran bir yönetimi var.

Siyaseten eğri oturan da doğruları konuşmalı artık.

Kİ DARBEYE DAİR TARİHİ BİR ÇALIŞMA

27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbelerini, dış desteklerini, medyanın katkısını, işbirlikçi siyasetin kirli yüzünü anlatan iki ciltlik kitap, nazik bir takdim mektubuyla birlikte geçen ay elime ulaşmıştı.

Bugüne kadar yazamamak benim eksikliğim.

Dönemin gazetelerine yansımış haberler, ilk kez gördüğüm belgeler ve darbecilerin 'propaganda malzemeleri' ile zenginleştirilmiş iki kitap.

Projeyi TBMM Başkanı Prof. Mustafa Şentop hayata geçirmiş.

Prof. Hamit Emrah Beriş, büyük emek isteyen bir çalışma sonucu, etkileyici bir eser ortaya koymuş.

Darbe için muhalif seçmenin ve özellikle gençlerin nasıl 'propagandaya' maruz bırakıldığını, medyanın nasıl kullanıldığını, sözde aydınların nasıl bu propagandanın aracı hatta aktörü haline gelebildiğini çarpıcı görsellerle, alıntılarla gözler önüne sermiş.

Kitapların pdf ve e-kitap olarak da ücretsiz erişime açık olması, 'bilmiyorduk' mazeretini ortadan kaldırıyor.

https://www.tbmm.gov.tr/Yayinlar/TBMMYayinlari adresinden, evinizde bilgisayarda, metroda, otobüste, uçakta cep telefonunda okuyabilirsiniz.

Çok da iyi edersiniz.

BÜLENT ECZACIBAŞI'NIN HATIRLATTIKLARI

Eczacıbaşı Grubu'nun ikinci kuşak patronu Bülent Eczacıbaşı'nın iki kitabı da bu hafta ulaştı.

2018 basımı 'İşim Gücüm Budur Benim' kitabının yeni baskısı ve yeni çıkan 'Aklımızda Bulunsun / İş İnsanları İçin denemeler'...

Yine nazik bir takdim mektubu iliştirilmiş, ithafla imzalanmış iki kitabı da okudum.

İkinci, üçüncü kuşak iş insanları ve yeni girişimciler için 'sermaye' niteliğinde hikayeler var.

Örnek alınacak yaşanmış başarılar, 'ders' alınacak başarısızlıklar...

Sanat, kültür ve sosyal sorumluluğun, 'prestij' ve 'imaj'ın dışında, bir 'kurumsal karakter' özelliği haline nasıl getirildiği...

Ve bütün bunları iktisap etmiş ikinci kuşak bir işadamının samimi değerlendirmeleri, denemeleri...

Özel olarak başka fırsatlar da sundu bana.

Yıllardır tartışılan "TÜSİAD'cı işadamlarının siyasete müdahaleleri"ne 'içeriden' bakış imkanı örneğin.

Batı'ya Türkiye'den, Türkiye'ye Batı'dan bakma veyahut Batı'ya karşı 'edilgen' ama Türkiye içinde 'etkin' olma duygusu üzerinde daha fazla düşünmeye sevk etti beni.

Bir eleştiri veyahut özeleştiri anlamında da...

Denemelerin başlığı 'iş insanları için' olsa da, hayatının merkezine 'bir işe yaramayı' koyan her insan için yararlı.

İki kitap da YKY'den yayınlandı.

'ÖYLE BİR KAZANACAĞIZ Kİ KİMSE KAYBETMEYECEK'

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin İstanbul İl Başkanlığı tarafından Galatasaray NEF Stadyumu'nda düzenlenen görkemli bir toplantıyla seçim kampanyasını başlatmış oldu.

AK Parti İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe ve ekibi, takdir edilecek bir iş çıkardı.

Liderinin önüne, 'hazırız' tablosu koydu.

"Vatandaşımızla yüz günde yüz yüze geldik. Kulak olduk ses dinledik, yoldaş olduk dert dinledik, kardeş olduk söz söyledik. Sözümüzü, davamızı yeniden ve yılmadan tekrar tekrar anlattık. Kapı kapı dolaşarak, 4.5 milyon haneyi ziyaret edeceğiz" dedi.

Bugüne kadar AK Parti'ye, Erdoğan'a oy veren milyonların da beklentilerine cevap verdi.

Bir parti teşkilatı için kendine güvenmek, halka güven vermek ve liderinin güvenini boşa çıkarmamak esastır.

Bu yönde güçlü bir tablo ortaya kondu.

Erdoğan da bu tabloyu, "Türkiye'yi, Cumhuriyetimizi yeni yüzyıla biz hazırlıyoruz. İstanbul da Türkiye'nin lokomotifliğini yürütüyor" sözleriyle takdir etti.

***

Dikkatimi çeken bir başka şey de stadyuma boydan boya yazılan şu slogan:

'Öyle bir kazanacağız ki, kimse kaybetmeyecek.'

Farklı partilerin seçmenlerine de güven veren bir slogan.

Biraz baktım, yeni değil.

Ama en çok böyle güçlü başlayan bir kampanyaya yakışmış.

<p>Gregoryen takviminde, Julius Caesar tarafından oluşturulan ve Jülyen takviminde, Temmuz ve Ağusto

Şubat ayı neden 4 yılda bir 29 çeker?

Eskişehir'de binanın garajı yandı! 30 kişi dumandan etkilendi

İkinci el otomobil alacaklar dikkat! Bu arabalar 150.000 TL ile 350.000 TL arası…

Pandalar 17 yıl sonra Çin'e gönderildi