• $8,8426
  • €10,3692
  • 496.64
  • 1384.68
13 Ağustos 2021 Cuma

Ankara olayından ders çıkarmak gerek

Ankara Altındağ'da çıkan bir kavgada bir genç bıçaklanarak öldürüldü. Yabancı uyruklu 2 zanlı yakalandı ve tutuklandı.

Olay 'mahallenin gençleri' arasında geçse ve zanlılar tutuklanmış olsa, gençlerin kavga nedenleri üzerinde durabilir, 'aman aileler olayı kan davasına dönüştürmesin' diye endişelenebilirdik; derdimiz bu olurdu.

Ama zanlıların göçmen olması tepkiyi farklılaştırdı.

Suriyelilerin yaşadığı ve işyerleri açtığı sokağa yürüyen bir grup, evlerine ve işyerlerine saldırıda bulundu.

Oysa olayın zanlıları cezaevindeydi ve saldırıya uğrayanların olayla bir ilgileri yoktu.

Bunu salt bir 'toplumsal tepki' olarak göremeyiz.

Zira, Ankara Emniyet Müdürlüğü, sosyal medyada 'başka bir ülkeden alınmış' görüntüleri paylaşarak kışkırtma yaptığı ve Suriyelilerin ev ve işyerlerine saldırılara karıştığı gerekçesiyle gözaltına alınan 76 kişiden 38'inin daha önce adam yaralama, hırsızlık, uyuşturucu ve yağma suçlarından sabıkalı olduğunu açıkladı.

Mahalle halkının suça öfkesi ayrı, suç işlemek için bunu kullanmaya çalışan sabıkalıların linç girişimi ayrıdır.

Türkiye'nin göç konusunda üç önemli sorumluluğu var:

Sınırlarından girişi durdurmak.

Sınırları ötesinde göçe neden olan gerekçeleri önlemek için diplomatik, askeri, mali girişimlerde bulunmak.

Türkiye, sınırda duvarlar inşa ediyor, Suriye'de yeni göçlerin olmaması için İdlib'de çatışmasızlığı yönetiyor, güvenli bölgelere geri dönüşleri sağlıyor, Afganistan'ın güvenlik ve istikrarı için sorumluluk almak istiyor.

Ancak üçüncü konu, daha yakın bir risk taşıyor:

Türkiye'de yaşayan göçmenlerin bir toplumsal gerginlik gerekçesi olmamasını sağlamak.

Zira, göçmen karşıtlığını siyasi muhalefet aracı olarak kullanan partiler var.

Ve bu gerginlik biriktiriyor.

Sonuçlarını Ankara'da gördük.

Mesele 'Suriyeliler, Afganlar gitsin/kalsın' meselesi değildir.

1991 şartlarında Türkiye Halepçe katliamından kaçan çoğu Kürt 500 binin üzerinde Iraklı'ya kapılarını açarken bu tartışmayı toplumsal boyutta bu kadar yaşamadık.

Yazık ki, 60 yıllık 'gurbetçi' deneyimimize rağmen 'empati/diğergamlık'tan da yeterince nasipli değiliz.

Siyasi olarak göç yönetimi eleştirilebilir.

Ancak göçmenleri hedefe koyduğunuzda, siyasi taraftarlarınız önce göçmen karşıtlığını, sonra da göçmenlere saldırıyı 'suç' olarak değil, 'siyasi tepki' olarak meşru görmeye başlar.

Bu meşruiyet algısı ve 'cezasızlık' beklentisi saldırganlığa zemin hazırlar.

Bunun kimseye, hiçbir siyasi partiye veya anlayışa yararı yoktur.

Bundan Türkiye zarar görür.

Daha düşünceli, dikkatli ve özenli olmak zorundayız.

Büyük harflerle 'Suriyelileri geri göndereceğim' dedikten sonra küçük harflerle 'ülkelerindeki durum düzelince' diye konuşan siyasetçilerin;

"Suriyelilere suyu 10 kat pahalı vereceğim" diyen belediye başkanlarının;

Bu olayda ve göçmenlerin karıştığı diğer suç olaylarında, konuyu polisiye olmaktan çıkarıp göçmen ve yabancı karşıtlığına çekenlerin;

Sosyal medyadan farklı ülkelerde farklı zamanlarda olmuş olayları Türkiye'de olmuş gibi yayanların;

Olaya yalan unsurlar ekleyenlerin sorumluluğu büyüktür.

Göçmenlerin hiç mi sorumluluğu yok!

Elbette var.

İğneyi kendimize batırdıktan sonra çuvaldıza gelebiliriz.

Türkiye'ye göç edenlerin sadece kamplarda yaşamasını, yardımlarla geçinmesini beklemek haksızlık olur.

Bütün birikimini veya varını yoğunu satarak elde ettiklerini Türkiye'ye getirenlerin yasal şartlar içinde iş kurması doğaldır.

Aynı şekilde, güç ve meslek sahibi olanların yine yasal şartlar içinde çalışarak geçimini sağlaması da.

Bunlar Türkiye'ye yük getirmez, aksine katkı sağlar.

Öte yandan;

Türkiye'nin yasaları, toplumsal kuralları ve yaşam tarzına da uyum sağlamalarını beklemek de vatandaşlarımızın hakkıdır.

Müslüman Türk milletinden beklenen 'ensar'lık kadar, Müslüman göçmenlerin de 'muhacirlik' özelliklerini göstermesi beklenir.

Ancak, son tahlilde Türkiye'de göçmen varlığı, 'göçmen karşıtı siyasete rağmen' iyi yönetilmek zorunda.

Buna, polisiye olayların 'siyasi olay'a dönüştürülmesini önlemek de dahil.

Nihayet Türkiye hepimizin ve bu da hepimize etki alanlarımız ölçüsünde sorumluluk yüklüyor.

Toplumsal barışımız her şeyden önemlidir.

<p>Bu programda ezber yok, kimin ne konuşacağı belli değil. aksam.com.tr Genel Yayın Yönetmeni Serka

'Ortaya Karışık' Başladı

''Yola çıkmalı'' dedirten 5 film

Mezarlıkta toprağa yarı gömülü halde bulundu!

Kilo vermek isteyenler dikkat! Limon diyetiyle ayda 10 kilo vermek mümkün