• $13,5691
  • €15,3814
  • 770.285
  • 1809.65
6 Eylül 2013 Cuma

Sıra 28 Şubat'ın çapulcularında

28 Şubat yargılaması başladı. Savcılık, özellikle soruşturma aşamasında son derece dikkatli ve titiz bir çalışma yürüterek, Balyoz ve Ergenekon davalarında ortaya çıkan eleştirilerin önünü bu davada kesmiş oldu. 

Gerçi Balyoz ve Ergenekon davaları konusunda günlerce masumiyet tefrikaları yayımlayarak bu konuda adeta uzmanlaşan gazeteciler, 28 Şubat’la pek ilgilenmiyorlar. Davanın başladığı ilk günden bu yana gazetelerinde, televizyonlarında adeta 28 Şubat ambargosu uyguluyorlar. Muhtemelen, dosyaların kapağı her kaldırıldığında kendi günah defterleriyle karşılaşmaktan endişe ediyorlar. 
Ama yağma yok, Aczmendilerin, Fadime Şahinlerin, Kalkancıların arkasına saklanarak bu işten paçayı yırtamazsınız. Hemen altını çizelim, bir barbarlık projesi olan 28 Şubat askerlerin, medyanın, üniversitenin, sermayenin, bürokrasinin, yargının, ABD’nin ve İsrail’in ortak yapımıdır. 
Ayrıca bir gerçeğin altını çizmekte yarar var; 28 Şubat’ta topyekun milleti hedef alan, yüz binlerce başörtülü kız öğrenciye ırkçı muameleyi reva gören, bazı sivil toplum önderlerini ülkeyi terk etmek zorunda bırakan karanlık akla hizmet sunan ‘28 Şubat çapulcuları’, Gezi eylemlerinde de aynı yıkıcı rolü üstlenmekten çekinmediler. 
Nasıl 28 Şubat’ta gazetecilerden bazıları kumanda merkezinde yer almış, bazıları operatörlük yapmış, bazıları da fikren destek olmuşsa, Gezi’de de hemen hemen aynı isimler benzer rollerle iktidar yıkma eylemine katılmışlardır. 
Çünkü Gezi de, iç ve dış ortakları itibarıyla tıpkı 28 Şubat’ta olduğu gibi, post- modern bir iktidar kovma eylemidir. Gezi tayfasını ‘millet iradesi’ne karşı bu denli azgınlaştıran da işte bu çok ortaklı konsorsiyumdur. 28 Şubat’ın ortaklarıyla, Gezi’nin arkasındaki ittifakın fotoğrafını yan yana koysak küçük bir nüans farkıyla aynı olduğunu görürüz. 
Mesela, uluslararası insan hakları kuruluşlarından İsrail’e, Avrupa ülkelerinden Amerika’daki Neocon çetelerine, içeride ise gazetecilerden iş dünyasına kadar herkes Gezi’de farklı roller üstlendiler. Medya, iş dünyası, sözde sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte ağırlıklı olarak Amerika ve İsrail’in yer aldığı benzer bir fotoğrafı 28 Şubat’ta da görmek mümkün. Dönemin Amerikan Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’in 1997’de söyledikleri hâlâ hafızalarımızda. Albright bir toplantıda aynen şunları söylüyor: ”Short of a coup, Erbakan government gotta go!” Yani, “askeri darbe yoluyla olmaksızın Erbakan hükümeti gitmelidir!” Yani, postmodern darbeyle… 
Biliyorum bugünlerde, telaşla 28 Şubat’ın aktörlerini aklamaya ve kendilerini gizlemeye çalışıyorlar. Ama şu bir gerçek ki, 28 Şubat’ın karanlık işlerine bulaşmış zihniyetin bütün unsurları yargılanmadan Türkiye’nin normalleşmesi mümkün olamayacaktır. 
Hem gazetelerinizde attığınız manşetlerde, köşelerinizde yazdığınız yazılarda İmam Hatiplerin tehlikeli nesiller yetiştirdiğini bağıracaksınız, açıktan darbe çağrısı yaparak askeri kışkırtacaksınız, sonra da çıkıp utanmadan “Biz sadece gazetecilik yaptık” diyerek demokrasiye karşı işlediğiniz cürümden yırtmaya çalışacaksınız. O kadar basit değil... 
Önce attığınız manşetlere adam gibi sahip çıkın ve bu millete yaptığınız kötülüklerden dolayı özür dileyin. Bir kere, cuntacılarla girdiğiniz yüz kızartıcı ilişkinin mutlaka bir karşılığı olmalı. Bu kimileri için ahlaki, kimileri için etik, kimileri için ise yasal hesap vermeyi zorunlu kılmaktadır. Hiç şüphe yok ki, kumanda merkezinde yer alarak askerin suç ortağı olan herkes kanun önünde sorumludur ve mutlaka hesap vermelidir. 
Lafı dolaştırmadan söyleyelim, son günlerde her gördüğü merdivenin başında “diktatör masalları” uyduran “cunta oyuncağı” kalemlerin, 28 Şubat’ta darbecilerle cilveleşmelerini hakimlerin önünde göğüslerini gere gere anlatmalarını bekliyoruz. 

BAROYA DA ONE MINUTE

ST. Petersburg 

Başbakan Tayyip Erdoğan, G-20 Zirvesi için çıktığımız St. Petersburg yolunda Suriye krizinden son yargı yılının açılışında Baro Başkanı Feyzioğlu’nun siyasete, yürütmeye ve yargıya yönelik sert eleştirilerine kadar her konuda önemli mesajlar verdi. 
Baro Başkanı’nın yargı yılının açılışında yaptığı konuşmada, adeta 28 Şubat’ın vesayet dilini çağrıştıran ve de sandıktaki millet iradesini küçümseyen bir üslupla siyasete ders vermeye çalışması, Türk solunun demokrasi ve ‘vesayet’ arasında nerede duracağına bir türlü karar veremediğinin en önemli göstergesi. 
Hem baro başkanı olarak ‘çoğunlukçu’ yöntemle işbaşına geleceksiniz ama iktidarı ‘çoğulcu’ olmamakla suçlayacaksınız. Aynı zamanda da 28 Şubat ruhuna sıkı sıkıya bağlı kalarak, Yargıtay’ın başörtülü avukatların önünü açan kararına karşı baro alarak savaş açacaksınız. İşte tam da bu, darbeci zihniyetin en açık tezahürüdür. 
Uçaktaki değerlendirmelerinde bu çarpık zihniyetin altını çizen Başbakan Erdoğan, Feyzioğlu’nun hükümetin baro seçimlerine de ‘çoğulcu’ bir sistem getirme hazırlığında olmasından endişe ettiğini söyledi.  Başbakan Erdoğan diyor ki:Baro başkanının yargı yılının açılışında konuşması yanlış. Yargıtay kanununda böyle bir hakkı yok. 
Baro başkanı konuşmasında siyaseti, yürütmeyi ve yargıyı suçladı ama bizim buna cevap verme hakkımız yok. Bir daha böyle bir durum söz konusu olursa, açılışa asla gitmem. Ayrıca, yargı yılı açılışı gereksiz bir durum. Hükümet yılı açılışı var mı? Yargı açılışını kendi içinde yapsın.” 

 

<p>Coronavirüsün en çok mutasyona uğramış versiyonu olan ve 30'dan fazla mutasyonun tespit edildiği

Çok mutasyonlu yeni Covid-19 varyantı: Omicron

Yunus polislerinin zorlu eğitiminden kareler

Misafirlerini kendi tasarladığı 'dönen ev'de ağırlıyor

Çöpe gidecek malzemeleri dönüştürüp dünyaya pazarlıyor