• $ 5,6937
  • € 6,2929
  • 275.341
  • 100471
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Yaşadıklarımızın anlamı ne?

Yeni bir dünya düzeni kuruluyor. Bu hepimizin gözleri önünde ve maalesef yine çok kanlı bir biçimde gerçekleşiyor.

Aslında böyle olmak zorunda değildi. Hiçbir zaman da değildir. Her zaman daha başka türlü seçenekler vardır. Ancak henüz insanoğlu, özellikle gücü elinde daha çok bulunduranlar bu yöntemin dünyayı bir felakete götürdüğünün farkında değiller. Maalesef gelişmiş Batı ülkelerinde bu konuda bir atalet var.

Dünya kaynakları üzerindeki rekabet yine kanlı bir boğazlaşmayı başlattı. Suriye, Irak, Libya ve pek çok bölgede olanlar bunun bir tezahürü. Yüz binlerce, milyonlarca insan bir bilgisayar oyunu oynanır gibi hegemonya mücadelesine kurban ediliyor.

Türkiye de bu hegemonya savaşında hedef olan merkez ülkelerden birisi. Yaşadığımız terör saldırıları, şehitlerimiz, son olarak da Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un haince bir suikasta kurban gitmesi aynı sürecin parçaları.

Terör saldırılarıyla Türkiye’nin toplumsal barışı ve devlet organizasyonu akamete uğratılmak, bunun üzerinden de kontrol edilmek isteniyor. 15 Temmuz, daha önceki 17/25 Aralık gibi birçok darbe girişimi başarısız olunca “altın vuruş” olarak devreye girmişti. 15 Temmuz da başarısız olunca, bu sefer büyük kentlerin, sadece asker ve polisimizin değil, sivillerin de hedef alındığı terör saldırıları ve suikastlar tertiplenmeye başlandı.

Bu noktada, tüm terör örgütlerinin, birbirleriyle ne kadar tezat dursa, hatta Suriye’de birbirleriyle savaşıyor gibi yapsalar da, aslında aynı merkez veya merkezlerden yönetildiği bir kez daha kanıtlanmış oldu.

Bu arada, evvelki gün Moskova’da Suriye krizi için toplanan zirve ile Büyükelçi Karlov’un suikastı doğrudan bağlantılıydı. Nitekim uçak krizi de Rusya ile birlikte Cerablus harekâtının yapılmasından hemen önceye denk getirilmişti. Suikast da, bu savaşı bitirecek potansiyele sahip Türkiye, Rusya ve İran arasındaki zirveye odaklı yapıldı.

Daha önceki uçak krizinden ders çıkarıldığı için, bu ağır provokasyon iki ülkenin sağduyusu ve liderlerin işbirliğiyle aşıldı. Zirve her şeye rağmen ve aslında suikasta, onun amacına cevaben zamanında gerçekleştirildi. Zirveden Suriye konusunda ortak çalışma konusunda önemli bir mutabakat çıktı. Mutabakat bu üç önemli ülkenin süreçte işbirliği yapması, garantörlük, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve terör örgütlerinden temizlenmesi üzerinden gerçekleşti. Cenevre’de havanda su döven zirvelerin bundan sonra çözüm odaklı olarak Astana’da yapılması konusunda ise daha önce anlaşılmıştı.

Tabii ki Türkiye’nin 2013’ten itibaren uğradığı komplike saldırılar, ülkenin son 14 yılda yaşadığı güçlenme ve bağımsız karar alma yeteneğinin artması nedeniyle de yaşanıyor. Ancak unutmayalım ki, Türkiye’de ne olursa olsun, bu hesaplaşmaya SSCB’nin dağılması ve Soğuk Savaş dengelerinin bozulmasıyla zaten yaşanacaktı.

Lakin, eğer Türkiye şu son 14 yıllık sıçramayı gerçekleştirmese, ülke liderliği konusunda Erdoğan gibi güçlü bir aktöre sahip olmasa, devlet millet bütünleşmesi sağlanmasaydı, biz bugün ülkemizin uğradığı operasyonları sadece çaresizce seyrediyor olabilecektik. Ülke bugün yaşadığı acılardan çok daha fazlasını yaşayacak, ancak elden çok daha az şey gelecekti.

Şanslıyız ki, bu hesaplaşma Türkiye 2001 krizini yaşarken, koalisyonlarla yönetilirken gerçekleşmedi.

Meclis’e gelen cumhurbaşkanlığı sistemine bir de bu gözle, aslında tamamen bu gözle bakmakta fayda var.

<p>Turizm amaçlı Rize’ye gelen bir grubu gezdiren Osman Albardak, arkadaşı Musatafa Şeramet ve Tulum

Türkü Söylerken Kendilerini Bir Anda Şelalede Buldular

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Hayat kurtaran 10 pratik yemek tarifi!

İzmir'de buzdolabı patlayan ev harabeye döndü