• $8,5102
  • €10,2964
  • 498.458
  • 1441.33
31 Ocak 2019 Perşembe

Yani her şey içinize sindi de…

Venezuela’ya bakarak acaba bazı şeylerin değişmeye başladığı kanaatine varabilir miyiz? Sabah gazetesinden Melih Altınok’un Caracas’tan bildirdiği haberleri takip ederken, ordunun ABD’ye karşı ülkelerinin bağımsızlığına sahip çıkmak için sokaklara döküldüğünü okuyoruz.

Altınok’ın tespitine göre “Chavez’in orduya çaldığı yurtsever maya tutmuşa benziyor.

Herhalde en azından şunu söyleyebiliriz. “Arka bahçe”ye bu müdahale 70’lerde gerçekleşmiş olsa herhalde bu denli dirençle karşılaşmaz çoktan sonuç alınırdı.

Türkiye ise ne 60, ne 70, ne de 80 darbelerine engel olabilmişti.

Ancak 2013’ün başından beri sergilenen, 15 Temmuz’da doruğa ulaşan, 10 Ağustos’ta ise şansını bir kez daha deneyen darbe girişimleri başarısız oldu.

Salih Tuna ise dün “Diktatör Erdoğan” kampanyasına katılan bazı isimlerin Venezuela hadisesinde ve hatta 15 Temmuz’daki doğru duruşlarını derlemiş, Erdoğan’a dönük bu çifte standartı sorgulamıştı. Peki Erdoğan ve Türkiye’nin başına gelenler neden farklı olsun ki?

Acaba, Venezuela hadisesi ile en azından bir kesim antiemperyalist yerli fikir cenahlarında bir uyanış olur mu? Olmalıdır şüphesiz; çünkü mesele Erdoğan meselesi değildir.

Tıpkı Gezi’de meselenin ağaç meselesi olmadığı gibi. Emperyal müdahale ve darbe teknolojileri iç muhalefetin kaldıracı, ortağı olamaz. “Düşmanımın düşmanı dostumdur” zihniyeti bir çürümedir.

Her şeyden önce birbirimizin düşmanı değiliz. İkincisi ise,düşmanımızın düşmanı bizim de pekâlâ düşmanımız olabilir.

Böyle bir ilkesizlikle muhalefet yapılmaz. Yapanlar da ne zaman ve nasıl bu kadar dibe battıklarını takip edemeyebilirler bile.

Bugün 31 Mart seçimlerine giderken Cumhur İttifakı karşısındaki beş benzemezlerin hazin durumu böyle bir çürümenin sonucu değil midir? Tek hedefleri “Erdoğan’ı hal etmek” olanların içine düştükleri paradoks ve utanç yeterli ders değil midir?

Sayın Akşener “İttifak içime tam sinmedi” derken, hayatın olağan akışındaki bu şüpheli sapmaların millet tarafından sadece bu sözle sarfınazar edileceğini mi düşünmektedir?

İnsanları cam fanus içindeki kitapla selfi çektirme noktasına getirip, bu kurgusal “Erdoğan nefreti”nin her ayıbı örteceğini, her şüpheyi gölgeleyeceğini ve bunun sonsuz kere tekrarlanacağını mı düşünmeliyiz?

Dindar da, seküler de, inançsız veya gayrımüslim de bu ülkenin evladıdır. Ve tüm bu özellikleri ile kendisi gibi olabileceği tek yer Türkiye’dir. Bunun için de vatanımıza sahip çıkmalıyız.

Bu vatanı güçlü, demokratik, zengin kılmalıyız. Buna ben dahil kim zarar veriyorsa, emperyallerden daha günahkardır.

En azından şu basit ilkede uzlaşamaz mıyız?

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

NASA Mars'ın 3 boyutlu görüntülerini yayınladı

Düştüğü dere yatağında 5 gün mahsur kaldı

Mersin sahilinde bulundu! Sahil güvenlik hemen çalışma başlattı