• $8,4643
  • €10,286
  • 501.181
  • 1441.33
12 Mayıs 2016 Perşembe

Ok yaydan çıktı…

Türkiye’nin yaşadığı olağanüstülüklerin dünyanın yeni yüzyıldaki güç dengelerinin nasıl oluşacağına dair verilen mücadele ile doğrudan ilgili olduğunu görüyoruz.

Ülkenin altüst oluştan etkilenmemesi mümkün değil; zira 100 yıl önce yeni dünya düzeni Osmanlı’nın yıkılışı temelinde inşa edildi. Şu meşhur Sykes-Picot’ya kadar Osmanlı sonrası dünya paylaşımı üzerine toplam beş açık/gizli anlaşma yapıldı. Sevr de onların sonuncusuydu.

Türkiye öz topraklarına dahi müdahaleyi ima eden Sevr’i parçaladı attı ama, mesela Sykes-Picot’ya gücü yetmedi. Yetmesi için ya Sultan Abdülhamid’i hal etmemiş ve 1.Dünya Savaşı’na girmemiş ya da bu savaşı Almanya ile kazanabilmiş olması gerekiyordu.

İttihatçı troykanın hayalperst hedeflerle 1.Dünya Savaşı’na girmesinin ne kadar yanlış olduğunu, Çanakkale ve Kut’ül Amare savaşlarını kazandıktan kısa bir süre sonra İstanbul ve Kut’ül Amare’yi elimizle İngilizlere teslim ederken anlamıştık. Almanya’nın piyadesi olmanın bedelini acı bir şekilde ödedik.

Bugün bu düzenin artık kendi cüssesini taşıyamıyor olması, yeni bir dünya düzeni kurmayı zorunlu kılıyor. Ortadoğu ve Türkiye hâlâ coğrafya olarak iktidar üretilen bir yer. Sadece petrol ve doğalgaz yatakları nedeniyle değil; dünyayı birleştiren bir merkez olma özelliğiyle de.

Artık ne Ortadoğu, ne Asya, ne Güney Amerika ne de Türkiye eskisi kadar kolay kontrol edilebiliyor. Türkiye’yi 2002’ye kadar laikçi elit ve bürokratik vesayet ile uzaktan yönetebilmişlerdi. Hangi siyasi meşrepten olursa olsun, milli ve halkçı liderlerin ataklarını da darbelerle kestiler.

Ancak, bilgi tekelinin kırılmasından, enformasyon devriminden tutun da küreselleşmenin etkileri ve çok kutuplu dünyaya geçiş ile açıklanabilecek pek çok faktör, artık dünyayı 20. Yüzyıl kuralları ile yönetmeyi imkânsız kılıyor. Bir çatlak oluştu ve o çatlaktan Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, Güney Kore ve Türkiye gibi ülkeler başlarını uzatıyorlar.

Türkiye ise 2023 hedeflerini eğer gerçekleştirebilirse, bölgesinde tarihi bağları ile birlikte karşı konması zor bir çekim merkezi oluşturacağını fark ettirmiş durumda. PKK’sından tutun paralel örgütüne kadar uzaktan kumandaya tabi yapılanmaların harekete geçirilmesi, CHP ve HDP’nin buna ayak uydurması, medyanın da bu kavgada merkezi rol oynaması bundan.

Brezilya’da ve Türkiye’de eşzamanlı şekilde seçilmiş siyasi aktörlere karşı yaşanan operasyonlar ve ilginç bir benzerlikle bunlara yolsuzluk ambalajı giydirilmiş olması, halkın kafasını karıştırmaya, bir oldu bittiyle bu sıçramayı tersine çevirmeye dönük. Modern demokrasilerin parlak argümanlarını, düşünce, ifade ve medya özgürlüğünü birer Truva atına dönüştürüp, yaşanan müdahalenin bir halk hareketi veya meşru bir demokrasi talebi olduğunu göstermeye çalışıyorlar.

İşin karıştığı yer ise, bu ülkelerin gerçekten demokratik sorunları olması… Ama bizzat dün yeğe göğe sığdıramadıkları Batı destekli diktatörlerin veya askeri yönetimlerin günahlarını temizlemeye çalışan sivil siyasi aktörleri diktatörlük söylemleri ile yıpratmaya çalışmak, el altından terör örgütlerine göz kırpmak halkın dikkatinden de kaçmıyor. Medya, STK ve insan hakları örgütleri üzerinde tekel oluşturdukları için bu ülkeler aslında ne yaşandığını anlatmakta zorluk çekiyorlar.

Yüzlerce yıl emek vererek oluşturulmuş dünya düzenini yapısöküme uğratmak sabır, cesaret, kararlılık ve özgüven istiyor.

Ne iyi ki bunlar bizlerde fazlasıyla var.

<p>Libya açıklarında batmak üzere olan şişme bottaki 97 düzensiz göçmen, bölgedeki Deniz Kuvvetleri

MSB duyurdu: Mehmetçiğin dikkati faciayı önledi

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi