• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
17 Ekim 2016 Pazartesi

Kardeşinin gözündeki çöp...

İnsanların yanlış amaçları doğru gibi belleyerek hayatlarını ona adamalarına engel olunamaz. Bu insanın köklü trajedilerinden birisi. Yargılayıp öyle kenara atabileceğimiz bir şey de değil bu durum. Çünkü hakikati kavramakla ilgili ciddi sorunlarımız var. Hakikat bilgisinin doğru kaynağını bulsak bile kab ancak kendisi kadar dolar. Üstelik dış dünyayla ilişkiye geçerken kullandığımız algılarımızın düzgün çalıştığından emin olamayız. Birçok şeyi eksik/yanlış anlama olasılığımız oldukça yüksektir. Ama bunun farkına varmamız için kimse bize yardım edemez. Ancak zamanla, sonuçlarına maruz kaldıkça bir şeylerin ters gittiğini hissedebilir ve oraya bakma ihtiyacı duyarız. Neyi yanlış yaptığımızı ancak ciddi şekilde zarar gördüğümüzde merak ederiz.

Kâbus tablosunu tamamlayalım: İnsan zarar gördüğünde bile değişmeye çok hevesli olmayacaktır. Çünkü edindiğimiz düşünce biçimleri bizlere bir fauna yaratır ve biz onları otomatik pilota bağlayarak çok düşünmeden yaşamayı tercih ederiz. Mesela ilk kez bir çay bahçesine gittiniz. Bir sürü masa arasında tercih yaparken enerji harcayıp, düşündünüz. Nihayetinde denize en yakın, en rahat masayı seçebildiniz. İkinci, üçüncü gidişinizde de muhtemelen artık düşünmeyecek ve artık hep aynı masaya oturacaksınız. Duygusal ve düşünsel alışkanlıklarımız da böyledir. Beyin en az enerjiyi harcayarak çözümler üretmeye programlıdır. Ona ancak siz müdahale ettiğinizde yeni bir sayfa açılır. Ama rahatınız yerindeyken niye müdahale edesiniz ki?

Üçüncü unsur ise, düşünsel/duygusal alışkanlıkların zamanla kimliğin dış çeperine yapışmasıdır. Onlardan birisinin reddi kimliğimizin reddi, varlığımızın hiçlenmesi ve değersizliği gibi algılanır. Ateşle sınandıktan sonra küllerinden doğmak pek hazzedilir bulunmaz. İçinde kuluçka kurduğumuz faunamızdan olmak istemeyiz. O nedenle önümüzde dikilen yüzleşmeyi ya erteler ya da zararlarını gördüğümüz o karar, duygu veya düşünceyi savunmaya çalışırız. Bu da olmazsa karmaşıklaştırma yöntemine başvururuz. Her şey çok karışık, anlaşılması zordur ve bir karara varmak mantıklı olmayacaktır. Felsefe iyidir ama genellikle karşılaşmadan kaçınmak isteyenlere sonsuz kapılar açar.

Peki elimizde ne var?

Modern insandan hunharca çalınmış bir bilgi... Akıl sadece bilgi ve çıkarımlarla çalışmaz. Bir de duyusal bir akıl yürütme yeteneğimiz vardır. Duygular vardır. Tüm bilgiler bize A’nın doğru olduğunu söyleyebilir ancak duygularımız ve altıncı hissimiz bize B’nin doğru olduğunu fısıldar. Eğer ona kulak verme nezaket ve sağduyusunu gösterebilirsek, çoğunluk yanılmadığımızı görmüşüzdür. Çünkü mutlak bir bilgimiz yoktur. Modern bilim sürekli kendini yıkarak ilerler. Bir bilgi ancak dar bağlamında, hata payları hesaba katılarak kullanılabilir. Doğru bilgi dediğimiz sürekli kendini kanıtlayan şeylerin çoğunluğu genelin ona doğruluk atfetmesiyle kendi tanıklığını yine kendisi yapar. (Sosyal bilimler hele tam bir kendin pişir kendin ye şölenidir.)

Duygusal akıl ve sağduyu denen şey, ruhumuz ve vahiy ile aşkın hakikat kaynağından aldığımız yardımlar dışında, insanlığın hafızasından da faydalanır. On binlece yıldır deneme yanılma ile biriken bir toplumsal hafıza bagajı, doğuşumuzda genetik olarak bizimle dünyaya gelir. Atalarımızın yaşadıkları çevreye karşı geliştirmiş oldukları uyum kapasiteleri bize aktarılır. Beyin bu bilgiyle yüklü şekilde doğar. İhtiyaç hissedildiğinde o bilgi oradadır.

İşte ancak tüm bilgi türleri ve tüm bilgi işleme mekanizmalarını yan yana getirebilir ve bunu bir de ötekilerle diyaloji ile geliştirebilirsek daha iyi, anlamlı ve insani yaşam şartlarını oluşturabiliriz. Oluşturamazsak da doğruluğundan emin olduğumuz bir yönümüz olur.

İnsan uygarlığının hep daha kötüye gittiğine inananlardan değilim. Kötülüğün olgunlaşmasına henüz var. İyilik ve kötülük savaşına devam ediyor. İşi daha da karmaşıklaştıran, ne iyilerin tam iyi, ne de kötülerin tam kötü olmasıdır. Bu aslında iyi haberdir. Her müminin içinde bir kafir, her kafirin içinde bir mümin kıvranır durur. Kimin ne zaman neyi nasıl yapacağını bilemezsiniz. Bazen Allah kralları rezil rüsva ederken, dünyayı bir düşküne değiştirtir. Herkesin yargıladığı, horladığı veya gerçekten kötülüğe batmış bir kişinin içinden bir kahraman çıkabilir. Tersi de sıkça olmakta, gurur/kibir çoklarımızı yok etmektedir.

En iyisi had bilmek ve kendi kabımızı temiz tutmaya çalışmaktır. Bundan fazlası yoldan çıkarır...

<p>İstanbul Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eray Güçlüer, terör örgütü DHKP-C operasyonuna i

Kılıçdaroğlu'nun iddiası yeniden gündemde

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi