• $ 5,7139
  • € 6,417
  • 258.309
  • 98046.9
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

FT hiç memnun kalmamış

Financial Times gazetesinin dün yayımladığı haberde ABD ile yaşanan vize krizinde “Eğer uygun bir şekilde ele alınsaydı bir haftalık bir mini kriz olacaktı” iddiası yer aldı. Tabii uygun davranmayan taraf Türkiye/Erdoğan idi. Cumhurbaşkanı diplomatların şipşak halledecekleri mini minnoş krizcikleri devasa hale getiriyor, krizler derinleşiyordu.

Sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’de yürütmenin başı değilmiş, bir başka ülkenin içişlerine karışıyormuş gibi, sinsice bile değil, açıkça ve son derece zayıf bir biçimde bir tür nifak yaratılmaya çalışılıyordu.

Bunlar Türkiye’nin ne denli doğru bir yolda olduğunu gösteren işaretlerdir.

Yani siz, diplomatik koruma içinde yer almayan, kayıt dışı bir konsolosluk görevlisi için meşru bir yargı süreci yürüteceksiniz ama ABD buna tepki olarak bütün Türkiye vatandaşlarını cezalandıran devasa bir harekette bulunacak ve siz de bunu yutup içişlerinize müdahale anlamına gelecek tavizler vereceksiniz.

Burada krizi büyüten ABD’nin bu orantısız güç kullanma teşebbüsü olmayacak da, Türkiye’nin mütekabiliyet esasına göre cevap vermesi olacak.

Türkiye FT’nin beklediği gibi biatta bulunsaydı neler olurdu, dik durduğu için neler oldu bir bakalım. Bakalım ki, FT’nin iddialarında doğruluk payı var mı, yok mu görelim.

Eğer Türkiye boyun eğseydi, biz FETÖ ile mücadelenin sınırlarını Pensilvanya’dan Ankara’nın içine taşımış olacaktık. FETÖ ile mücadeleden, yurtdışında bulunan teröristlerin istenmesi ve/ya yakalanmasından, elebaşının iadesi taleplerinin hepsinden fiili şekilde vazgeçmiş olacaktık.

Yani, FETÖ’nün soruşturulması noktasında yabancı bir ülke, ülke sınırları içinde sınır koymuş ve inisiyatifi almış olacaktı. Oysa şu anda ABD’den gelen mesajlar krizin çözülme aşamasında olduğunu gösterdiği gibi, Türkiye’nin haklılığını da ortaya çıkarmıştır. Washington Times gibi gazetelerde “Gülen’in Türkiye’de hesap vermesi gerektiği”ne dönük yazılar vize krizi sonrasında boy göstermiştir.

Bunu görmeyen bir kişi, dış ilişkiler konusunda bence hiç kalem oynatmasın, görüş serdetmesin.

Öte yandan, Türkiye özellikle ABD ve AB ile eşit düzeyde ilişki talebinden de vazgeçmiş olacaktı ki, bu geri adım, Ankara’nın Ortadoğu başta olmak üzere tüm milli menfaatlerinden vazgeçmesi anlamına gelecekti.

Geçmişte böyle bir anlayış Türkiye’de hakim olmuş olabilir. Son 15 yıldır tüm mücadele bu kötü Soğuk Savaş alışkanlığını bitirmek ve eşit ilişki safhasına geçmek içindi. Eğer eski yöntem sürdürülmüş olsaydı, bugün Suriye’nin kuzeyinde Kuzey Irak’ı de içine alan terör koridoru çoktan devletleşmiş, referandum yapılamamış, koalisyonların kucağında, bölünme aşamasındaki bir ülkede can çekişiyor olurduk.

FT’deki bu haber, bir düş kırıklığının, bir öfkenin ifadesidir.

Türk Dışişleri’ne atfedilen iddialar da fitne çıkarma amaçlı, yalan dolana dayalı hezeyanlardır.

Türkiye, Cumhurbaşkanı, Hükümeti, Dışişleri ve tüm kurumlarıyla son yılların en güçlü, en bütünleşik, en verimli duruşunu sergilemektedir. Zaten, böyle bir dönemi hasarsız ve hatta kazançlı geçirmenin de başka bir yolu yoktur.

Böyle yazılar okuduğunuzda sinirlenmeyin, sadece yapılanın doğruluğunun sağlaması olarak görün.

<p>Yaşam kalitesini kötü yönde etkileyen huzursuz bağırsak sendromu nedir? Kimlerde daha çok görülür

Huzursuz Bağırsak Sendromu Nedir? Belirtileri Nelerdir? | Doç. Dr. Alpaslan Tanoğlu

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Kredi garanti fonu girişimciye açılıyor

Mısır'ın en gizemli piramidi ziyarete açıldı!