• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
28 Mayıs 2016 Cumartesi

Erdoğan’ın yolu, hikâyenin gücü…

Bir Post-Erdoğan (Erdoğan’sız dönem) açmak konusunda dereden tepeden gelip birleşenler adına bir fikir kırıntısı bulabilmek için uğraşıyorum. Ve tabii ki CHP, Paralel ve PKK’dan bahsetmiyorum, onların durduğu yer net.
Post-Erdoğan dönemini kapatmanın gayesi sadece pozisyon kaygısı ise, vay halimize!

Benim düşünceme göre, bir “fikri” ayrılık söz konusu ise, bunun nedeni “Erdoğan’ın yolu”.
İzlediği yol ve yöntemler…

Erdoğan’ın bence en çok tepki çeken tarafı, ortalama sağduyuyu temsil ederken başarıdan başarıya koşuyor olması.
“Ortalama” sözcüğünü burada doğru anlamıyla, ülkenin ortalama sağduyusu ve yerel özelliklerini temsil etme anlamında zikrediyorum.

Biz ya Batı hayranlığına, ya da Batı düşmanlığına alıştırıldık. Bu durum Batıcılaşma, devşirilme sürecimizin bir sonucu. Erdoğan ne öyle, ne de böyle… Kültürel, sosyal özellikleri bakımından bizlerden biri, iyi bir baba, iyi bir mümin. Batıcılar gibi kendisiyle kavgalı değil. Hatasız değil elbette, ama yanlışlarından öğrenme kapasitesine sahip.
Tabanı ise kendisi ile son derece rasyonel bir ilişki içerisinde. İlahlaştırma, kültleştirme “eleştirileri” taktik. Hizmet ediyor, halk iradesini koruyor, halkın hayat kalitesini, itibarını yükseltiyor ve bu nedenlerle de çok seviliyor.

Yolunu halkın taleplerine bakarak buluyor. Tarihi, toplumu, muarızlarını, büyük hikâyeyi iyi biliyor. Devrimci değil, reformcu. Sahici ve sağduyusu güçlü… Bu manada ilk post-modern sonrası politik liderlerden. Köhnemiş ideolojik ezberleri yok. Evrensel değerlerden besleniyor. Kendisini halka korutuyor. Nasıl mı yapıyor bunu? Halkın içinden çıkmıyor. Hem fiziken, hem de ruhen onların arasında duruyor.

Onlara göre, bu millileşme, yerlileşme süreci intihardan farksız. “Türkiye ancak Batı’ya biat ederek, onun vesayeti ile hayatta kalabilir. Bu sınırları aşmak maceracılıktır. Batı, insan tekâmülünün son noktasıdır. Batı’nın fikri ve dolayısıyla fiziki vesayetinde kalmak Türkiye için en hayırlısıdır.”

“Tamam, ulusalcı eski vesayeti aşalım ama, orada duralım” diyorlar.

Peki, biz yanılıyor olabiliriz değil mi? Karşılıklı bir fikir tartışmasına girmekten daha güzel ne olabilir ki şu hayatta? Tartışır, daha doğrusunu, daha yumuşak hakikatleri bulabiliriz.

Ama bakıyorsunuz, o anlamda ortada yoklar. Erdoğan’ı Külliye’de hapsetme umutlarını yitirdiklerinde bile “Benim fikrim şudur” diye açıkça ortaya çıkmıyorlar. Erdoğan’ı doğrudan eleştiremiyorlar.

Neden ki? Başına gelmedik kalmayan bir hınç paratoneri oysa Erdoğan.

Erdoğan bizleri gerçekten bir felakete sürüklüyorsa, hiç mi acımıyorlar bu millete? Neden ortaya çıkmıyorlar? Neden Erdoğan’ı açıkça, dürüstçe eleştirmek, hatta bir siyasi hareket oluşturmak yerine, güya Erdoğan’ı ayrı tutup, onun fikirlerini savunanları linç etmeye kalkıyorlar?
Yoksa içeride mi kalmak istiyorlar?
Söyleyeyim; doğrusunun Erdoğan’ın yolu olduğunu biliyorlar. Davanın bağımsızlaşma olduğunu da. Buna karşı çıktıklarında halkı karşılarına alacaklarını da.

“Erdoğan’ı ilahlaştırıyorlar” diye mızmızlananların gayesi açık; ya bu hikâyeye yabancılar, ya da bir türlü Erdoğan dönemini bitirememenin öfkesini bu şekilde yansıtıyorlar. Tabii bu bir tür taktik ama tutmuyor.
Onları yenen ve bundan sonra da yenecek olan Erdoğan’dan önce bu hikâyenin gerçekliği halbuki.
O yüzden sahteler. Ve anlaşılır nedenlerle ışıktan kaçıyorlar.

<p>Bedir Acar: </p><p>'Kur'an'da iki yerde geçen ve Hz. Ya'kūb'un ikinci adı veya lakabı olan İ

Vicdan öldüğünde geriye ne kalır?

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi