• $8,2772
  • €10,0166
  • 482.891
  • 1427.73
26 Eylül 2016 Pazartesi

Erdoğan 15 yıldır ne yapıyor sizce?

FETÖ’nün hancı, Erdoğan’ın ise yolcu olması Türkiye için çizilmiş çerçeveydi. Bürokrasi başta olmak üzere ordusu, sivil toplumu ve medyası “tamamen” ele geçirilmiş bir ülkeyi istediğiniz gibi yönetmek veya üzerinde ameliyat yapmak oldukça sancısız olurdu.

“Tamamen” kelimesini boşuna kullanmadık. Çünkü Tanzimat’ın yoldan çıkarılmasıyla, önceki yazılarımda ifade ettiğim gibi, öncelikle sivil/askeri bürokrasi zihnen fethedilmiş idi Batı tarafından.

Ancak muhafazakârlar “yeteri kadar” dönüşmemiş, fethedilmemişti. İşte “o yetmeyen kısımdan” Erdoğan ve kitlesi zuhur etti çünkü. FETÖ bu olmasın diye dizayn edilmişti. “Fethedilmiş sekülerlere muhafazakârları ekleyip” projeyi tamamlamak için…

1950’lilere kadar büyük devletler Türkiye ile ilgilenmiyordu bile. Asıl mesele önce Nazi, sonra da Rus tehdidi olacaktı. 1921 ila 1960 arası bu manada gerçekten Türkiye’nin bir şeyler yapabileceği “kontrolsüzlüğü” sağlamıştı ama Türkiye 1. Dünya Savaşı’nda maddi ve manevi o kadar çökertilmişti ki, Soğuk Savaş’ın sert kamplaşmalarında bağımsız hamleler yapmayı engelleyecek bağdaşıklıklara kendi isteğimizle girmek durumunda kaldık.

Yani Lozan maalesef bize değil, büyük devletlere zaman kazadırmış oldu. Erdoğan 15 yıldır işte bu mesafeyi kapatmaya çalışıyor.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Çarlık yıkılmasa ve Britanya ile Rusya Boğazlar ve Akdeniz hakimiyeti için savaşa devam etmeyi göze almış olsaydı, bu mola verilmeyecekti muhtemelen.

İşte şimdi o molanın bittiği noktadayız. Suriye savaşının anlamı Ukrayna krizi ve Akdeniz/Ortadoğu hakimiyetidir. Yani büyük devletler Suriye dışında her şey için orada bulunuyorlar.

Britanya’nın AB’den çıkması neden şaşkınlıkla karşılandı bilmem. Britanya kendi güvenliği tehlikeye girmediği müddetçe (Nazi saldırganlığı gibi) Kıta Avrupası ile hiçbir zaman ilgili olmamıştır. Avrupa’nın güvenliğini Fransa’ya delege etmiş ve 1750-1850 arası kargaşalarda vekalet savaşları ile kıtadan uzak durmuştur. Onun hedefi Akdeniz havzası, Ortadoğu petrolleri, Hindistan yolu ve Uzak Asya olmuştur. Tek hamleyle bir yanda Avrupa’da Almanya’nın güçlenmesini önleyip, güneyde tarihsel amaçlarına kaynak/enerji ayırmanın gerekliliğini yerine getirdi.

Rusya için ise, Polonya, Ukrayna, Finlandiya ve tabii Baltık ülkeleri son bin yıldır onun savunulması için elzem bir hedefken, sıcak denizlere inmek ikinci dış politika parametresidir. Rusya bunu istese bile değiştiremez. Hasılı, Batı’nın Ukrayna hamlesi, Rusya için Moskova’nın işgali demektir ve buna müsaade edilemez. (Bu ahmaklık hangi özgüvenle yapıldı bilemiyorum.)

Dolayısıyla Ukrayna ile Suriye arasındaki tek ülke olan Türkiye’nin nasıl bir kavganın içinde olduğunu anlıyoruz değil mi? Lozan molasından sonra Türkiye’yi Doğu’dan Akdeniz sahiline kadar çevreleyecek bir terör devleti bu manada bir komplo değildir. 15 Temmuz’un anlamı da, Kremlin’in 15 Temmuz gecesi sabaha kadar uyumaması da bununla ilgilidir.

Unutmayalım ki, Rusya’nın bir geleneği de “korumaya alarak” etki alanını genişletmektir.

Dış ilişkilerde dostluk olmaz. İttifakları ve ülkelerin tarihsel dış politika gerçeklerini doğru okumak Türkiye için elzemdir. Düşeceğimiz her zor durum karşısında alacağımız her desteğin bir bedeli olacaktır.

O nedenle zor durumlara düşmemeye, diplomatik kartlar yaratmaya özen göstermeliyiz.

<p>Gündemdeki gelişmeleri Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eray Güçlüer, AKŞAM TV'ye değerlen

Biden dış politikası... NATO'dan hangi sonuçlar çıkar?

Yusufeli Barajı gövde inşaatında sona gelindi

Kahramanmaraş'ta heyelan sonrası oluşan Turkuaz Göl, turizme kazandırılacak

Mudanya Yat Limanı deniz salyasıyla kaplandı