• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
19 Eylül 2016 Pazartesi

Devirelim de nasıl olursa olsun devirelim

Erdoğan’ı devirme takıntısı bu ülkeye çok zarar verdi.

Seçilmiş bir lideri yine seçimle göndermenin siyasi çabasını vermek yerine, o bilindik kadrocu ayakoyunlarına yöneldiler.

FETÖ tarafından daha AK Parti’den önce devralınmaya başlanmış/tarih dışı kalmış cuntalardan medet umdular.

17 Eylül’de sene-i devriyesini idrak ettiğimiz merhum Menderes’in idamı yıllar boyu milletle yürümek isteyen seçilmişlerin üzerinde bir demirden sopa olmuştu.

Hatta belki sadece böyle olsun diye Menderes’i asmak için bu kadar ısrarcı olmuşlardı. Onu en ağır şekilde itibarsızlaştırarak katlettiler ki, bir daha kimse millete güvenip müesses nizamın hilafına başka yollara girmesin.

12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’ta sonuç almak, onlara işin kolayından devlete hükmetme alışkanlığını kazandırdı. Esasen Tanzimat’tan beri bu işler böyle yürür bu memlekette.

Millet kim ki! Basarsın Bab-ı Ali’yi, Nazım Paşa’yı alnının çatından vurursun, devlete hakim olursun.

Aynı şeyi Erdoğan’a yapmak istediler.

O kadar ahmaktılar ki, Erdoğan’ın hallinin gittikçe ülkenin halli manasına geldiğini göremediler. Bir PKK devletinin, ülkenin mezhep ve etnik yapılar üzerinden bölünmesinin önündeki yegane güç olduğunu göremediler.

Kerli ferli aydınlar, CHP, eski merkez medya, devrimciliği cuntayla seçilmiş hükümetleri devirmek olarak algılayan ideolojik kesimler günün sonunda FETÖ’nün oyuncağı haline geldi.

Devirelim de nasıl olursa olsun devirelim ahlaksızlığı...

Bir türlü millete gitmeyi göze alamama kibri...

“Rantımıza dokunmayacaksa kim gelirse gelsin” kendini bilmezliği... “Erdoğan da çok geriyor artık kenara çekilmeli” tezleriyle muhafazakar bloku yüzde 30’lara budama tamahkarlığı...

Oysa, AK Parti ülkenin tek merkez partisi, Erdoğan da ülke lideri olarak FETÖ, PKK ve DAEŞ’in maşasını tutan üst akılla mücadele verebilecek tek güçtür bu ülkede.

Erdoğan’dan kurtulma takıntısı, zaten hasar görmüş olan üst kimlik şemsiyesini delik deşik etti.

Bir ülkede ortak amaçları ve değerleri ima eden üst kimliğin gücü, o devletin reaksiyon gösterme ve ayakta durma kapasitesini verir. Bin dereden su taşıdıkları kutuplaşma/diktatörlük değirmeninde bu ülkenin toplumlarını birbiriyle çatışmaya hazır hale getirmeye çalıştılar.

Hepimizin sıklıkla kullandığı “Beyaz Türk”, “dindarlar”, PKK’yı ima eden “Kürt Siyasi Hareketi” gibi kategorizasyonları artık gündemden düşürmek ve ortak değer/amaçlar üzerinden her kesimin olduğu gibi gelip katılabileceği bir üst kimlik yaratmak durumundayız.

15 Temmuz tüm bu oyunları, sentetik algıları, tez ve tanımları yerle bir ettiği gibi, bunun için de tarihi bir fırsat verdi bize.

Aslında aziz millet 15 Temmuz’da üst kimliği onardı ve güncelledi. Benim altını yıllardır çizdiğim, FETÖ’den beslenen koloni aydınlarının kırmızı görmüş boğa gibi saldırdığı “Milli ve Yerli” konsepti bunun temelidir.

Tüm kimlik, meşrep, mezhep, etnisite, din, yaşam biçimi mensuplarının gelip altında birleşecekleri asgari müştereklerimiz vardır. Bunlar siyaset üstüdür. Vatan, özgürlük, demokrasi, özgürlükçü laiklik, güçlü Türkiye...

En ağır siyasi rekabeti bile bu şemsiye altında verebilirsiniz.

Halkın gördüğünü siyaset de görmeli, devletin inşası millet merkezli olmalı, kadroculuk bu devletin bağrından sökülüp atılmalıdır özetle.

15 Temmuz’da gördük ki, vatan yoksa onur yok, namus yok, hayat yok. Paranın, unvanın hiçbir ehemmiyeti yok.

Yani bu süreçten heyecan duymayıp hesap peşinde koşanların bile “Yerli ve Milli” davranmaktan başka yolu yok.

Suriye orada ibret olarak duruyor işte.

<p>Libya açıklarında batmak üzere olan şişme bottaki 97 düzensiz göçmen, bölgedeki Deniz Kuvvetleri

MSB duyurdu: Mehmetçiğin dikkati faciayı önledi

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi