• $8,4047
  • €10,1808
  • 506.756
  • 1460.86
30 Ağustos 2016 Salı

Demokrasiyi Erdoğan’dan dinleseniz...

1967 yılının 29 Ağustos’unda şehit/idam edilen Seyyid Kutub’un ünlü sözlerinden biriydi:

“Aşağılık bir yöntem kullanarak şerefli bir hedefe ulaşılamaz” diyordu Kutub.

Demokrasinin, Batı’nın en büyük ötekisi İslam’la mücadelede bir kalkan olarak kullanıldığını söylemişti. Çünkü boynuna urganı geçirenler demokrasi, insan hakları ve barış gibi birçok kamuflaj kullanıyorlardı.

Esma gibi binlerce sivil darbecilerin hedefi olurken, 15 Temmuz’un üzerinden iki ay geçmesine rağmen henüz Türkiye’ye teşrif edememiş birçok Batılı üst düzey yetkili soluğu Sisi’nin yanında almıştı.

Almanya’da 9 bine yakın çocuk kayıp, gündem bile olmuyor. Türkiye’deki AYM’nin doğru bir kararını çarpıtmak üzere seferber olan İsveç ve diğerleri sus pus. Fransa plajlarda burkinili Müslüman kadın avında. Danimarka ise mültecilerin değerli ziynet eşyalarına el koymak için yasa çıkarmıştı. Belçika PKK/PYD’lilere meydanlarını açmakta vd.

Begin-Sedat Stratejik Çalışmaları Merkezi Direktörü Efraim Inbar ABD’nin DAEŞ’i hedef alması ve İran’la nükleer anlaşmasını eleştiriyor, “DAEŞ İran’ın altını oymak için kullanışlı bir aparat. DAEŞ’i yok etmek yerine zayıf bir DAEŞ’in varlığı ehvendir” diyordu.

Yalnız da değildi. Ocak ayında Savunma Bakanı Moşe Yalon “Bana bir seçim yap derseniz, İran yerine DAEŞ’i tercih ederim” demişti.

Bunlar demokratik olduğunu iddia eden ülkeler.

Peki sorun demokrasinin evrensel içeriğinde mi?

Hem evet, hem hayır…

Evet, çünkü kabulün aksine demokrasinin evrensel tanımı, aslında evrensel değil Anglo-Sakson merkezlidir. Batılı yaşam biçimleri, Batı’nın menfaatleri ile sınırlanan bir demokrasi oyununu, bir sürü çürümüş kurumun ve ekonomik tekelin baskısı altında evrenselmiş gibi kabul ediyoruz.

Hayır; çünkü demokrasi, eğer halkın kendini kendi iradesiyle yönetmesini ima eden bir uzlaşma sistematiği ise, bunun önemli olduğunu ve tarihte kesitler halinde başarılar kaydettiğini, yani gözlemlenebildiğini söyleyebiliriz.

Yeni Türkiye buna bir örnek…

Batı real politiğinin bir aparatı haline gelen, araçsallaşan ve ırzına geçilen bir tahakküm modelinin demokrasi diye kabul edilmesi, Batı’nın dekadansının en önemli nedeni. Ama etkisi Batı ile sınırlı kalmadığı için tüm dünyalıların sorunsallaştırması gereken bir kriz.

“Dünya beşten büyüktür” çıkışı bunu ifade ediyordu. “One minute” de bu çürümeye bir isyandı.

Aslında Batı için de çok değerli bir eleştiriyi ima ediyordu. Erdoğan’ın uyarısına değer vermek yerine onu hedef seçtiler. Türkiye’yi önce Mısır, olmayınca Suriyeleştirmek istediler.

Eski İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ise 15 Temmuz’un başarılı olması halinde bunun Avrupa için bir felaket olacağını söylüyor; ki çok doğru.

Rakka’yı Meriç’e taşıyacaklardı. Şimdi Rakka DAEŞ’in elinden alınmak üzere, TSK’nın desteğiyle…

Hayat nasıl da doğruyu tasdik ediyor.

Ancak, DAEŞ ve PKK/PYD’ye bakış da hâlâ bu kadar araçsal, bu kadar kıt ve felaket bir ahlaki düşkünlüğü ifade ediyor.

Terör örgütleri üzerinden bir üçüncü dünya savaşı yaşıyoruz. Eğer Türkiye ayakta kalmasaydı bu durum, konvansiyonel bir dünya savaşına dönüşecekti.

Tüm işaretler her şeyi baştan konuşmamız gerektiğini gösteriyor.

<p>Irak'ın kuzeyinde icra edilen Pençe-Şimşek ve Pençe-Yıldırım operasyonları kapsamında tespit edil

Kuzey Irak'ta 5 PKK'lı terörist etkisiz hale getirildi

WhatsApp mesaj iletme özelliğini sınırlandırdı

Kirpikleriyle dünya rekoru kırdı

F.Bahçe'de beklenmedik ayrılık! Hem de şaka gibi rakama