• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
09 Haziran 2018 Cumartesi

Demokrasiden ne anlıyoruz?

Demokrasi konusu tarihin en çetrefilli meselelerinden birisi. Bu çok normal, çünkü menfaat çatışmaları içinde olması doğal olan değişik grupların aynı mekanı birbirlerini “boğazlamadan” paylaşmaları her zaman için zor bir konu olmuştur. Esasında, dünya tarihi, birlikte yaşama çabaları ile çöküşler arasında gidip gelen bir sarkaca benzer.

Bu manada demokrasi çok kırılgan bir sistemdir ve bir kez kurulduğunda otomatik olarak tıkır tıkır işlemez. Sürekli özen, dikkat ve daimi ilgi ister. Söylenen odur ki, demokrasinin değeri de bu kırılganlığından ileri gelir.

Tabii ki adalet ile demokrasi birbiri için vazgeçilmez iki unsurdur. Bir yerde adaletteki eksiklik, ekonomik zayıflık ve toplumsal huzursuzluk demektir. Adalet ise, mümkün olan her kesime, hiçbir ayrıcalık veya dezavantaj tanımadan ulaştığında anlamlı olur. Uzun süren ve toplumun büyük çoğunluğunu etkileyen adaletsizlikler, toplumsal patlamalara neden olur. Bu patlamalar bazen, isyan, bazen “devrim” gibi terimlerle vücut bulsa da, genellikle bu türden patlamaların sonucunda adalete ulaşıldığı görülmemiştir. Adalet adına kan döküldüğünde, daha ciddi adaletsizliklerin temeli atılıyor, demokrasi rafa kalkıyor demektir.

Demek istediğim, anlamlı bir demokratik düzene ve geniş tabanlı bir adalet duygusuna kavuşmanın kestirme bir yolu yoktur. Demokrasi, sabır gerektiren bir müzakereler sürecidir. Menfaatleri, yaşam biçimleri, çözüm önerileri çakışmayan, çatışan kesimlerin, aynı siyasi zeminde, kamusal alanda söyleşmeleri, ancak tıpkı futbol oyununda olduğu gibi, tüm oyuncuları bağlayan kurallara riayet edilmesiyle mümkündür. Bu olduğunda, ki çok zordur, o ülkede demokrasi kültüründen bahsedilebilir. Demokrasi kültürü ise, demokrasi ağacının yetişebildiği tek tarladır.

1960’larda herkesi heyecana gark eden öğrenci hareketlerini bir kesim ateşli bir şekilde desteklerken, Horkheimer gibi birtakım filozoflar da bu hareketlere kuşkuyla yaklaşıyorlardı. Bu nedenle oldukça baskı gören Horkheimer görüşlerini şöyle özetliyordu:

“Bütün kusurlarına karşın, sarsak bir demokrasi bile bugün bir devrimin kaçınılmaz sonucu olacak bir diktatörlükten iyidir — bunu açıkça söylemek, doğruluk adına zorunlu görünüyor bana... Sınırlı özgürlüğü gittikçe artan tehditlere karşı savunmak, korumak ve mümkün olduğu yerlerde de genişletmek, umutsuz eylemlerle onu tehlikeye atmaktan çok daha acil bir görevdir.”

Gezi krizinde Horkheimer’ı şanslı kılacak denli ağır saldırılara uğradığımda, bu görüşleri ifade etmekten çekinmedim. Bir küçük burjuva şımarıklığını demokrasi sanacak kadar aklımız başımızdan gitmediği gibi, bunun organik bir halk hareketi olmadığı da barizdi. Nitekim şartların Emniyet Müdür Yardımcısı Ramazan Emekli gibi FETÖ’cülerce hazırlandığı, halka karşı aşırı sert polis müdahalesinin altında FETÖ’nün olduğu ortaya çıktı. O günlerde aynı zamanda bu polis şiddetini de eleştirmiştik.

Horkheimer ve benim gibi düşünenler süreçte haklı çıktı. Eğer Gezi veya 15 Temmuz işgal girişimi başarılı olsa, kaybeden demokrasi olacak ve gerçek bir diktatörlükle tanışacaktık.

Oysa şimdi, 24 Haziran’da kendi irademizi ortaya koyacağımız demokratik bir seçime gidiyoruz. Bu tek başına çok değerli bir kazanımdır. Demokrasimizi geliştirmek için gerekli olan tüm araç gereç elimizin altındadır.

<p>Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşmesinde ger

Dendias provokasyon için mi geldi?

Milli Savunma Bakanlığı fotoğrafları paylaştı

''Baharın müjdecisi'' leylekler Bingöl'e renk kattı

Bozuk parayla öyle bir şey yaptı ki görenleri hayrete düşürdü