• $8,4571
  • €10,2778
  • 501.031
  • 1441.33
05 Mart 2018 Pazartesi

Biz ne yapmış olduk?

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile çok değerli bir reform dönemine girmiş bulunuyoruz. Gündelik siyasi gerilimler ve kutuplaşma teorileri ile etkisi ortadan kaldırılamayacak, aktüel olaylarla değeri zarar görmeyecek çok büyük bir refom yapıldı. Cumhuriyet tarihine bakıldığında, 1950’lilerde çok partili hayata geçiş bununla mukayese edilebilir. Özal dönemi bir ikincisi sayılabilir. 2002’den 16 Nisan’a kadarki süreç de bir diğer demokratik hamle safhası olarak kayda geçmekte.

Şimdi ise, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde ve AK Parti’nin siyasal taşıyıcılığında daha farklı bir sürece girmiş bulunuyoruz. Dört dönemden bahsettik. 1950’li yıllarda yaşanan çok partili hayata geçiş de bir sistemsel değişiklik sayılabilir. Her ne kadar statüko buna on yılda bir yapılan darbelerle cevap vermiş, çok partili yaşam sıkça kesintiye uğramış olsa da, millet eline geçen her fırsatta iradesini meşru siyasi hareketlerden yana koyarak ülkenin tam totaliter bir yapıya savrulmasına engel olmuştur.

Ancak, Özal ve Erdoğan dönemleri, liderin öne çıktığı, büyük hamlelerin yapıldığı, lakin kazanımların sistem haline gelmeyerek, reların geri alınma tehlikesini içeren bir kırılganlık içeriyordu.

Bu kırılganlık ise tehlikeyi davet eden bir durumdu. Nitekim Özal 1993 yılında adı konmamış bir darbeyle tasfiye edildiğinde, Türkiye dehşet tüneline yuvarlanmış, sonrasında 28 Şubat darbesine ulaşılmıştı. Bu darbe yüzünden ülkenin 350 milyar doları hortumlanmış, ülke şubat krizinde duvara toslamış, devlet fiilen iflas etmişti.

2013 yılını da 1993 yılına benzetebiliriz. Erdoğan tam bir sürek avına maruz kaldı. Çünkü bir liderin varlığını ortadan kaldırmak, bir sistemi bozmaktan çok daha kolay olacaktı. Türkiye düşmanları bundan her zaman cesaret aldılar. Erdoğan ne kadar yetenekli, zeki, gözü kara olursa olsun, en nihayetinde bir insandı ve onu hal etmek her zaman mümkündü.

İşte, 16 Nisan ile millet iradesinin temel, kritik, nihai belirleyici olduğu bir siyasal sistemi anayasal kural haline getirdik. Yüzde 50+ 1 oy kuralı, demokratik siyasal sistemimizin her zaman millet iradesinin kontrolünde olmasını sağlayacaktır. Seçmen aldatılamayacak, milletin seçtiği siyasiler sürek avına maruz kalmayacaklar.

Bu manada, bu demokratik reformla, hem özgürlük, hem demokrasi hem de güvenlik sorunlarmızı aynı anda çözecek yepyeni bir lige çıkmış olduk.

Millet seçimlerde her zaman kendi iradesini savunan liderlerini korumuştur. 2019’da ise, toplam iradesini bir yüzyıl garantiye alacak tarihi bir fırsat önüne gelmiş olacak.

<p>Bedir Acar: </p><p>'Kur'an'da iki yerde geçen ve Hz. Ya'kūb'un ikinci adı veya lakabı olan İ

Vicdan öldüğünde geriye ne kalır?

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi