• $8,4396
  • €10,0747
  • 492.239
  • 1392.91
11 Aralık 2018 Salı

Batı’nın “Doğu anlatısı” çöküyor mu?

Geçen günlerde “Ölümcül Makineler” adlı bir bilim kurgu film izledim. Bilimkurguya oldum olası meraklıyım ve maalesef uzun süreden beri bu türde güzel bir film izleyemedim. “Ölümcül Makineler” de bu açıdan beni tatmin etmedi. Ama film, Doğu-Batı ve kolonyalizm hakkında oldukça politik bir bağlam üzerine kurulmuştu. Bu açıdan ilginçti.

Medeniyet 60 dakikalık savaşlasona ermiş, yenibir yaşam biçimi gelişmişti. Yeniyi tırnak içine aldım, çünkü esasen aynı hikayeyi yeniden tekrarlıyordu insanlık. Yeryüzünde hareket eden devasa makinelerden mürekkep şehirler vardı ve bu dev şehirler daha küçük olanları yiyerekenerjisini sağlıyordu. Film Londra isimli dev mobil şehri merkezine alarak ilerliyordu. Filmin hemen başında Londra’nın tuz yüklü küçük bir maden kentini nasıl midesine indirdiğini izliyordunuz.

Bu teknoloji harikası mekanikşehir göz korkutucuydu şüphesiz. Ancak bir sorun vardı. Londra küçük şehirleri yutarak yolun sonuna gelmişti. Çünkü av sayısı giderek tükeniyordu ve Darwinci Doğal seçiciliksistemi artık derde deva olamayacaktı. Londra’nın Doğu’daki büyük muhalif ülkeyi yutması gerekliydi. Burası şüphesiz Çin diyarıydı ve güçlü bir duvar seddi ile korunuyordu.

Nihayet bu seddi yıkmayı başaracak bir silah geliştirdiklerinde, Londra, “Çin Seddi”ne doğru dümen kırdı. Ancak “İnsanlık onuru faşizmi yendi” ve işgalde muvaffak olunamadı. Seddin önünde kırıma uğrayan Londra’nın binlerce sivil sakini Doğu ülkesinin sınır kapısına dayandıklarında, onların imha mı edileceği, yoksa kabul mü görecekleri belli değildi. Ancak Çinli bilge kral, onları sevgiyle ülkelerine kabul etti ve film böylelikle bitti.

Ben önce filmin Hoolywood’un Britanya’ya dönük bir golü mü diye merak ettiğimi ifade edeyim. Film İngiliz yazar Philip Reeve’in kitabından uyarlanmış ve Yeni Zelandalı Christian Rivers tarafından çekilmiş. Yazarın politik geçmişi var mı diye de şöyle bir araştırdım; ancak pek bir şey bulamadım. Öyle veya böyle, sömürgecilik anlayışı yüzünden biten bir medeniyet, aynı batağa yine Batı’nın eliyle saplanacakken, Doğu onu feraset, kahramanlık ve inancıyla yeniyor. Üstelik bu yenilgiyi bir soykırım gerekçesi saymıyor.

Film hiçbir şey yapmasa bile, bilindik iyi/ileri Batı, kötü/geri Doğu klişesini hedef almış. Konu sıkıtısından mı, orijinallik arayışından mı, yoksa Batı’daki Doğu’ya dönük büyük anlatının çöküşünden mi kaynaklanıyor bilemem. Ama ilk kez milyonlara ulaşacak ana akım bir filmde böyle bir durumla karşılaşıyorum. Belki de benim noksanlığımdır.

Herhalükarda, Doğu/Batı klişe ve stereotiplerinin kırılması, tarihi ve günümüzü anlamak için önemli. Doğu da, Batı da alıp başını başka gezegenlere taşınmayacağına göre, bir arada yaşamanın makul yollarını bulabilmek için yüzleşme şart.

<p>Antalya'nın Manavgat ilçesinde binlerce hektarlık alanda etkili olan orman yangınında, yaşlı bir

Yaralı Alman vatandaşına ayranlı müdahale

Fransa'da 400 evsiz Vosges Meydanı'nda çadır kurdu

Nizip sabunu yurt içi ve dışından yoğun ilgi görüyor

Milas'taki yangında zarar gören 80 hektarlık ormanlık alan havadan görüntülendi