• $9,5898
  • €11,1675
  • 556.979
  • 1494.32
15 Ekim 2016 Cumartesi

Batı’daki Erdoğanfobia’nın nedeni...

Sizler bu yazıyı okurken umuyorum ki biz Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi güz oturumunu tamamlamış ve Strasburg’dan ülkemize dönmüş olacağız.

Perşembe günü sabah oturumunda 15 Temmuz darbesi ve arkasından yaşanan gelişmeler tartışılacaktı.

Bir gün önce Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu çok iyi bir konuşma yaptı. Hamasetten uzak ama kararlı, dikleşmeden dik durarak soruları cevapladı. AKPM başkanlığı yapmış olduğu için de burada ciddi bir itibar ve çevreye sahip. Süreyi de çok başarılı kullandığı için şov yapmak isteyenlere fırsat vermemişti.

Güz oturumunda Türkiye’yi “dövmek” isteyenler oldukça mutsuzdular. HDP’liler de debelenip durdular. Onlara birkaç mimli radikal eklendi vs. Ancak Türkiye için herhangi bir subjektif karar çıkartmaları mümkün olmadı.

Perşembe günkü oturum bu altyapı ile başladı. Delegasyon Başkanımız Talip Küçükcan’ı özellikle tebrik etmek lazım. Hem ikili ve heyet görüşmelerinde arka planda, hem de genel kurulda yaptığı güçlü konuşmayla çok etkili çalıştı. Delegasyonu da iyi motive etti.

Türkiye adına konuşan CHP’li Gülsün Bilgehan’a de teşekkür etmek isterim. Türkiye’deki durumu çok iyi izah etti. Eleştirilerini de yaptı ama objektiviteden hiç kopmadı. İşte yapıcı, yerli ve milli muhalefet böyle olur dedirtti.

Ben ise konuşmamda FETÖ’nün yeni nesil bir terör örgütü olduğunu ve bunun meseleyi anlamayı zorlaştırdığını ifade ettim. Ancak bu belanın sadece bizim meselemiz olmadığını, bir süre sonra birçok ülkenin “Bizi de bu beladan kurtarın” diyerek Türkiye’den asistanlık isteyebileceğini belirttim.

Tabii çifte standartlar sinirleri çok zorluyor. PKK’nın AK Partili Kürt siyasileri hedef gösteren paçavra gazeteleri kapandı diye Avrupa kurumlarında ağıt yakanlar, Türkiye’yi hesaba çekmeye çalışanlar, şehit edilen bu insanlarımızı bir kez bile masaya getirmiyorlar.

Ama biz getirdik. Konuşmamda bu acı meseleye de yer verdim. Son iki ay içinde PKK tarafından şehit edilen Naci Adıyaman, Ahmet Budak, Aydın Müştü ve Deryan Akert’in adını sayarak “Onlar bir daha konuşamayacak çünkü AK Partili Kürt oldukları için öldürüldüler” dedim.

Tabii bu kurumların, BM gibi, aşırı araçsallaştırılması ona eşlik eden politik/ekonomik ve askeri güç zayıfladığında varlıklarını anlamsız kılıyor. Tersinden ifade edersek, özellikle Avrupa hızla her açıdan erirken bir de çifte standarda dayalı, kibirli tutumlar sergilediğinde etkisi eriyor. Yani, ya evrensel değerlere sahip olup dünyaya anlamlı çözümler sunacaksınız, ya da paranız ve gücünüzle tahakküm uygulayacaksınız.

Nitekim perşembe günü Genel Kurul’da konuşma yapan Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier Avrupa kurumlarının Ukrayna ve Suriye gibi ciddi sorunlarda etkili olmamasının nedenini açıklarken dünyanın nasıl değiştiğini de açıklıyordu. “Artık dünya iki kutuplu değil, çok kutuplu. Artık çok daha fazla aktör var. Soğuk Savaş dönemine bu manada dönmek mümkün değil. Artık dünyadaki sorunlara da çözümlere de yol açan iki başkent yok...”

Bu aslında 2013’ten beri neden Türkiye’de üst aklın giriştiği darbelerin başarısız olduğunu da açıklıyor. ABD, AB ve Rusya’yı ciddiye almalı ama onlara Soğuk Savaş’taki anlamları (hayranlık/korku) yüklememeliyiz. Bunu özellikle ülkemizde siyaset yapanların anlaması lazım. Çünkü ya ABD, ya İngiltere ya da AB korumasında politika yapmak gibi bir ekol de söz konusu.

İşte dünyadaki bu değişimi sanırım en iyi okuyan siyasetçi Sayın Erdoğan. Aslında onun özgüvenli i/bağımsız karar ve icraatları bir kurguyu, simülasyonu yok ediyor. Avrupa ve ABD’de gözlemlediğimiz Erdoğanfobia’nın gerçek nedeni bu; Steinmeier’in dediği nokta...

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Düzce'nin 1830 rakımlı Kardüz Yaylası'na kar yağdı

Az bilinen tarihi fotoğraflar ve hikayeleri

''Gıda Denetim Seferberliği'' kapsamında Trakya'da denetimler başladı