• $ 5,7999
  • € 6,4271
  • 273.293
  • 109038
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Başlangıç olumlu, şimdi sıra icraatta...

Türkiye-ABD ilişkilerinde oldukça hareketli geçen günlerin ardından Başbakan Binali Yıldırım ile görüşen Başkan Yardımcısı Pence “Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir gün” ifadesi kullandı. “Müttefiklik ve ortaklık temelinde ikili işbirliğinin gelecek dönemde yoğunlaştırılması ve yanlış anlamaların giderilmesi” konusunda mutabakat sağlandı.

Son hareketliliğin salıyı çarşambaya bağlayan gece Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Trump arasında geçen ve “Trump’ın şu ana kadar yaptığı en verimli görüşme” olarak tarif edilen telefon konuşmasından sonra yaşandığını biliyoruz. Öyle ki, çok sonra planlanan CIA Başkanı Pompeo’nun Türkiye ziyareti “apar topar” hale geldi ve ertesi gün gerçekleşti.

“Yanlış anlamalar” sözü sanırım Obama dönemindeki krizler için kullanılan diplomatik bir ifade. Ancak eski ABD Ankara Büyükelçisi Jeffrey de olayın ABD yönünü “Erdoğan diğerleri gibi bizim her dediğimizi yapmıyor ve bizi kızdırıyor. Biz buna alışmamışız. Oysa diğer liderler bizi dinler gibi yaparak kendi bildiklerini okuduklarında bir sorun çıkmıyordu” mealinde ifade etmişti. (Tabii bu içindeki uyarıyı gizleyen okşayıcı bir abartıydı.)

Yani olayın iki yönü var ki, gerçekten iki ülkenin bunları halletmesi lazım. İlki, ABD’nin müttefiklik ve ortaklık konseptinden Obama döneminde çıkmış, Türkiye yerine PYD gibi PKK’nın uzantısı bir örgütle çalışmaya yönelmiş olmasıdır. Suriye’deki bu tercihin Türkiye için varlık sorunu olduğu, Suriye’nin kuzeyinde ABD silahlarıyla bir koridor kurmaya çalışan PKK’nın Türkiye’nin Güneydoğu’sunu hendekler kazarak koparmaya çalıştığını yeni yönetimin görmesi gerekiyor.

Pompeo’nun da önüne de PKK ve FETÖ ile ilgili belgeler kondu zaten. Bu konulardaki “yanlış anlama”yı sona erdirmek amacıyla…

ABD’nin PYD ve FETÖ konusundaki fiili pozisyonu anormal, sürdürülemez bir durumdur. Sürdürülmesi için Türkiye’nin yok sayılması, harcanması gerekir. Bunun olanaksızlığı kanıtlanmışken, ABD’ye de hiçbir açıdan faydası yoktur.

Diğer veçhede ise, Türkiye’nin eşit düzeye getirmeye çalıştığı ilişkilerdeki konsept değişikliği talebi vardır. Tabii ki güçler, potansiyeller göz önüne alınarak, Türkiye’nin kurduğu tüm ilişkiler ve dâhil olduğu tüm kuruluşlarda, eşit bir muhatap olarak işbirliği yapmaya hakkı vardır. Türkiye’nin bu talebine alışmak zor olabilir. 1950’li yılların ve Soğuk Savaş’ın getirdiği koşullarda, kas gücü olan ama zayıf bir bünyeye sahip Türkiye ile bugünkü Türkiye arasındaki farkı görmek, bu arızi dönemin bittiğini kabul etmek herkesin hayrına olacaktır.

Nitekim Trump “Erdoğan, Ortadoğu’da merkezde olmalı, onun ve ülkesinin taleplerine cevap vermeliyiz. Ve şunu kabul etmeliyiz: Erdoğan ülkesiyle güçlü bir lider. Böyle değilmiş gibi davranamayız” derken bu rasyonaliteyi fark etmişti.

Türkiye-ABD ilişkilerinde Obama döneminde “Böyle değilmiş gibi davranılması” yüzünden ilişkilerde hasar oluştu. Çözümler ertelendi. Bunun ciddi sonuçları oldu. Sanki PYD/PKK ve FETÖ Türkiye’nin yerini alabilirmiş gibi davranıldı. Gerçi 15 Temmuz darbesi başarılı olsaydı, gerçeğin böyle yer değiştirmesi belki mümkün olabilecekti.

Ama Türkiye buna müsaade etmedi. Özvarlığını destansı bir demokratik direnişle korumasını bildi. Bundan sonra gelen Fırat Kalkanı harekâtı ile Suriye ve Ortadoğu’da Türkiye’nin olmadığı bir mekanizmanın işlemeyeceği görüldü. Buna tabii Türkiye’nin her anlamda önünü açacak anayasa referandumunu da eklemek lazım. Şimdi sıra icraatta… Pence’in bahsettiği “yeni bir gün”ün arkasının gelebilmesi için bu sözlerin icraatlarla kural haline gelmesi gerekiyor.

Türkiye’nin emperyal bir hevesi yok; sadece özvarlığını korumaya çalışıyor. Bu kavrandığında taşlar yerine oturacaktır.

<p>Türk Deniz Kuvvetleri personeli subay, astsubay, uzman erbaş ve sözleşmeli erler arasından zorlu

´Timsahlar´ın Derin Sularda Nefes Kesen Eğitimi

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

Türkiye'ye korku salan Ali Göl efsanesi

Dünyanın lanetli kabul edilen 13 yeri ve hikayeleri