• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
23 Haziran 2016 Perşembe

Avrupa Konseyi'ndeki kumpas...

Herhalde bir düzenin çürümesinin en önemli belirtilerinden birisi, değerlerinin araçsallaştırılmaya müsait hale gelmesidir.
Ya da adalet, demokrasi gibi kavramların gereklerinden kendini bağışık görmeye başlamak...
Bugün üyesi olduğum Konsey dahil, Avrupa kurumlarının tümünde ciddi bir fonksiyon ve prestij kaybı yaşanıyor.
Bunu ben demiyorum; Jagland (AK Genel Sekreteri), Schulz (AP Başkanı) da ifade ediyorlar.
"Acınacak haldeyiz" diyordu geçenlerde Schulz, Jagland da Avrupa'nın ekonomik ve siyasi olarak gittikçe cüceleştiğini...
Bunun çeşitli nedenleri var tabii.
Ama krizin "işletim sistemi", yani temel değerlerdeki çürümeyle ilgili olduğunu da biliyoruz.
Avrupa, "Aydınlanma"nın fişekleyicisi olan "Kendini eleştirme" gücünü yitirmiş durumda.
Diğer kültürlere, farklılıklara saygı duymayan, "Bu işler burada böyle yapılır" dayatmasından da vazgeçmeyen bir kibir.
İnsan üzülüyor. Avrupa değerli bir uygarlık; hızlı bir şekilde Le Penleşiyor, dazlaklaşıyor.
Nüfus yaşlanırken, ekonomi kötüye gidiyor.
Ve artık gidip de soyabilecek sömürgeler bulmak kabil değil.
Seçimlere katılım düzeyi yüzde ellilerin altında.
Acaba gerçekten katılmaya değecek bir AB olacak mı yakın zamanda, onu bile öngöremiyoruz.

***

Türkiye Avrupa Konseyi'nn kurucu babalarından.
Ve Türkiye ile ilgili bir raporu dün itibarıyla "oyladık." Sonucu bilmiyorum, çünkü bu yazıyı öğlen arasında yazıyorum.
Raporun başlığı "Türkiye'de demokratik kurumların işleyişi".
Tüm çabamıza, sayısız görüşmelere rağmen, Türkiye'nin hiçbir görüşü rapora yansımadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oğlunun dahi rapora yansıtan
Sırp raportör Natasa Vuckovic, Türkiye tarafı ile yapılan görüşmelerden bir cümleyi dahi rapora almadı.
Hadi bunu geçtik; bildiğimiz çifte standartlar ve ayakoyunları.
Ama son günde eklenen "değişiklik önergeleriyle", rapor birden bire Türkiye'nin tekrar izleme/denetleme sürecine alınması tartışmasına dönüştü.
Ermenistanlılar, PKK ve HDP'liler, Birleşik Sol ve Sosyalist grubun ittifakı ile sıradan bir rapor bir kumpasa dönüştürüldü.
Başrole eşi Kürt olan Hollandalı Pieter Omitzigt vardı. (Hollandalı seçmenlerimize duyurulur.)
HDP vekiller dilenci gibi oradan oraya koşuşturup kendilerini acındırıyorlardı. AK üyesi olmayan Hişyar Özsoy'u genel kurulda konuşturdular.
Tabii konuşmalar acındırma ile iftiralardan oluşuyordu.
Başkan Talip Küçükcan ve heyet olağanüstü bir çaba gösterdi.
Sonuç ne olur bilmiyorum.
Ama Avrupa ile kurduğumuz, daha doğrusu derimiz gibi benimsediğimiz bu ilişki biçminde bir problem olduğunu görüyorum ben.
Bu bir dayatma, alt/üst ilişkisi... Bir tür vesayet kurmuşlar Türkiye üzerinde.
Alman kararından sonra yaptığımız türden hamasi/duygusal tepkilere savrulmadan, Avrupa kurumlarıyla ilişkimizi yeni bir zemine oturtmak mümkün mü, değilse ne yapmak gerekir buna bakmak gerekir.
Muhtemelen Türkiye'yi denetim sürecine almak için bir adım atılacak bu akşamki kararda. 2017 yaz toplantısında,
"Türkiye karantinaya alınsın mı alınmasın mı" ana gündem olacak böylelikle.
Yani hiçbir ülkeye yapmadıkları bir uygulamayı Türkiye için ilk kez yaratmış olacaklar.
Konuşmamda bunun altını çizdim.
Bu kumpas gerçekleşirse, bunun Avrupa Konseyi için bir sonuç yaratması gerekir.
Ve bunun soğukkanlı planlanması şarttır.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Yeni varyant hızla yayılıyor... Kovid geçirip, tat ve koku kaybı

Beynimizin parmak izi, hastalıkları veya kişileri tanımak için kullanılabilir mi?

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!