• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
5 Temmuz 2013 Cuma

Erdoğan’ın karizması meselesi...

Başbakan’ın karizmasıyla neden bu kadar çok uğraşıldığını merak ediyorum. En aklı başında sanılan liberal yazarlardan, sıradan solcu-Kemalist kalemlere, müzmin AK Parti düşmanlarından, beyaz Türklere ve ana muhalefet partisi liderine kadar pek çok isim, bir süredir, Başbakan Erdoğan’ın karizmasıyla meşgul. 
Bunun bir anlamı olmalı, diye düşünüyorum. 
Bir başbakanın sözünün, davranışının, kişiliğinin her zaman tartışma konusu olabileceğini biliyorum; fakat Gezi’yle birlikte başlayan süreçte özellikle Başbakan’ın kişiliğinin hedef alındığını sanırım bu ülkede yaşayan, duyma ve görme yeteneğine sahip her vatandaş kabul eder. Gezi’nin ilk günlerinde parklara, duvarlara, Taksim’deki İstiklal Caddesi’nin parke taşlarının üzerine yüzlerce, binlerce Başbakan’a ağır hakaret ve küfür içeren sloganlar yazılıp çizildi. 
Göze sokulurcasına, dikkat çekici bir fazlalığı vardı bu küfürlerin. 
Bunlar bana bildiğimiz küfür ve hakaretten daha çok birtakım “olağan işaretler” gibi geldi. 
Bu sokak çalışması sosyal medyada, internet siteleri ve bazı gazetelerde ısrarla sürdürüldü. Solcular, Kemalistler, ulusalcılar ve bazı liberaller hâlâ İstiklal Caddesi’nde yürürken ayaklarınızın altında kalan o küfür yazılarından farklı şeyler yazıp söylemiyorlar. 
Ana muhalefet partisi lideri grup konuşmalarında benzer şeyleri söyleyip duruyor. 
Bunun nedenini anlamaya çalışıyorum. 
Başbakan’ın güçlü kişiliğinin, sert üslubunun bunlara sebep olabileceğini düşünenler var; bu etkileri elbette göz ardı etmiyorum. 
Ancak tüm bu karalamalar bana Başbakan’ın sistemli, kontrollü, profesyonelce hedef alındığını düşündürüyor. 
Erdoğan’ı önce zihinlerde “devirmek” istediler, istiyorlar.  Zihinlerde deviremediğiniz bir lideri gerçek hayatta da deviremezsiniz; Gezi’yle birlikte başlayan süreçte Erdoğan karşıtı koalisyonun “devrim taktiği” buydu.
Yıllardır tanıdığım, yazılarını takip ettiğim pek çok etkili ismin, düne kadar siyasal iktidara yakın bir odağın, bir günde, hep bir ağızdan Başbakan Erdoğan’ı “diktatör” ilan etmelerini kuşku verici buldum. 
Kaleme aldıkları her satırda, ağızlarından dökülen her kelimede -sokakta bile insanlar arasında korunması gereken terbiye sınırlarını aşan- Başbakan’ın kişiliğine odaklanmaları bana hiç de olağan gelmedi, gelmiyor ya da ben bu yönelimleri eleştiri sınırları içerisinde algılayamıyorum. Kuşkusuz liderler de sıradan bir vatandaş gibi eleştirilip bütün icraatları mercek altına alınabilir. 
Çağımızda kimse eleştirel akla sınır koyamaz. 
Ama burada kabul edelim ki karşı karşıya olduğumuz olay bir liderin eleştirilmesini kat be kat aşıyor. 
Başbakan’a yönelik bir “kişilik suikastı” yapılıyor, “psikolojik harekât” uygulanıyor. 
“Psikolojik harekâtları sadece asker uygular” diye, itiraz edenleri duyar gibi oluyorum. Tarihi yanlış biliyorsunuz derim; askeri vesayet döneminde karargâhta hazırlanan bütün psikolojik harekât planlarını yine bu medya ve aşağı yukarı yine aynı kalemler uyguluyordu; unutmadık! 
Şu bizi yanıltmasın; bunların aslında öyle Başbakan’ın kişiliğiyle pek alıp veremedikleri de yok. Yakın zamana kadar askerle nasıl yatıp kalktıkları arşivlerde mevcut. En gözü kara askeri otoriteyle can ciğer kuzu sarması olanların, bugün kalkıp “şahsiyet” gösterilerinde bulunmaları, “demokrasi” ve “özgürlük” havarisi kesilmeleri bana çok tutarlı gelmiyor. 
Esas rahatsız oldukları konu, Erdoğan’ın Kürt sorunu gibi tarihi bir meseleyi büyük bir kararlılıkla çözüm gündemine alıp, uygulama safhasına geçirmiş olmasıdır. 
Yeni Türkiye’yi bu siyasal iktidar kuruyor; esas mesele bu! 

<p>Haber: Ayşe Gültekin </p><p>'İSTANBUL BİR OKULSA BEYOĞLU BUNUN MERKEZİ' </p><p>Beyo

Kültür ve sanatın kalbi Beyoğlu

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor