• $9,26
  • €10,8092
  • 531.75
  • 1432.8
22 Ağustos 2015 Cumartesi

Devletin güvenlik politikası olmaz mı?

Devletin Kürt meselesinde güvenlik politikalarına yönelmesi hep eleştiri konusu oldu. Bu bir yere kadar doğru. Fakat devletin sağlam bir güvenlik politikasına duyduğu ihtiyaç ise nedense gözardı ediliyor. Son günlerde artan PKK terörü gösterdi ki, devletin aslında çok sağlam bir güvenlik politikasına ihtiyacı var. PKK canı her istediğinde asker, polis, sivil ayrımı yapmadan katliam yaparken devletin de kendisini savunabilmesi lazım. 1990'lı yıllarda devlet, PKK terörünün kaynağı veya sorumlusu olarak işaret edilirdi. Oysa o günden bu yana devlet büyük değişim geçirdi. Eski devlet kalmadı. Kürt kimliği üzerindeki baskılar tek tek kaldırıldı. İnkâr, ret ve asimilasyon politikalarına son verildi. Hatta PKK ile Oslo'da, örgüt lideriyle de İmralı'da görüşmeye başlandı.
Buna rağmen PKK asker, polis, sivil katletmeye devam ediyor. Devletin güvenlik politikalarının ise bu teröre karşı yeterli gelmediği görülüyor. Ordu, PKK'nın saldırılarına karşı pek hazırlıklı görünmüyor. Asfalt yollara döşenen mayınlar hâlâ can alıyor. Hâl böyleyken devletin PKK'ya karşı sağlam bir güvenlik politikası olduğu söylenebilir mi? Ya da bu ölümler kaçınılmaz mı? PKK, masadan sıkılıp her kalktığında rahatça asker öldürebilir mi? PKK'nın askerlerimizi öldürmemesi için illa da her talebinin karşılanması mı gerekiyor? Bu devlet, PKK her asker öldürdüğünde "Tamam gel, masada halledelim" demek zorunda mı? Bunun sonu nereye varır?
-
PKK tarafından çözüm süreciyle ilgili yapılan ifşaatlar şoke edici nitelikte. PKK yöneticileri, barış sürecini şehirleri silahlandırmak için fırsat olarak kullandıklarını açıklıyorlar. Ankara barış yapmaya gayret ederken örgüt kentleri silah ve bombalarla takviye etmiş! Bu bile aslında barışı, çözümü hangi tarafın istediğini yeterince gösteriyor. Buna rağmen hâlâ devletin teröre karşı önlem almasına itiraz edenler var. Güvenlik politikalarının kendi başına bir anlamı olmadığı açık. Ankara da bunun farkında olmalı ki 2006 yılından beri gerek Oslo'da ve gerekse İmralı'daki görüşmelerde bu soruna demokratik bir çözüm bulmaya çalışıyor.
Bu arayıştan tümden vazgeçmesi elbette beklenemez. Ama bu sürecin öğrettiği önemli bir gerçek var; sağlam bir güvenlik politikasına sahip olmayan bir devlet barış da yapamaz, çözüm de üretemez. Güvenlik zaafı taşıyan bir devleti hiçbir terör örgütü ciddiye almaz. Daha düne kadar sadece "Bizimle diyalog kurun, silahları devre dışı bırakalım" diye yalvaran örgüt Oslo'da, İmralı'da, hatta Dolmabahçe Sarayı'nda muhatap alınmalarına karşın sudan sebepler uydurarak askerlerimizi öldürmeyi sürdürdü. Eskiden dağla sınırlı olan terörü ovalara, şehirlere, sivil alanlara taşımaya başladılar. Eğer sağlam bir güvenlik politikası uygulansa, ordu teröre karşı kendini özel olarak organize edebilse herhalde PKK da bu kadar kolay şekilde "Canım sıkıldı, yine askerlerinizi öldüreceğim" diyemezdi.
Çözüm sürecinin başarıya ulaşamamasının sebebi bence devletin demokratik çözüme kapalı olması değil, aksine devletin güvenlik zaafını gören PKK'nın terörle sonuç almayı umması. Bu süreç gösterdi ki barış için önce güvenlik sağlanmalı; güvenliği sağlamadan barış yapmak imkansız.

<p>Bu görüntüler Dışişleri Bakanı  Çavuşoğlu'nun ailesine ait değil gazeteci Barış Yarkadaş'ın buna

CHP'nin çamur at stratejisi

21. yüzyılın en iyi dizisi seçildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nijerya Cumhurbaşkanı ile ortak basın toplantısı düzenledi

Mersin'de TURKOVAC Faz-3 çalışması kapsamında gönüllüler aşılanıyor