• $9,2427
  • €10,79
  • 530.14
  • 1432.8
29 Kasım 2014 Cumartesi

CHP'nin seçimi ve Baykal'ın yolu

"Bu bir kaset olayı değildir, bir komplodur. Bu komplonun hedefi sadece ben değilim, aynı zamanda CHP'dir. CHP de bu kirli tezgâhlar karşısında yolunu seçmek zorundadır. Benim istifa kararım, hem Türkiye siyasetini hem CHP'yi yeniden tanzim etmek isteyenlere bir imkân tanıyacak hem de CHP'ye bu komployla hesaplaşma fırsatı verecektir."

Deniz Baykal, 10 Mayıs 2010'da parti genel merkezi binasında yaptığı basın açıklamasında kaset komplosunu bu sözlerle açıklıyordu. Bu ifadelerden de anlaşılacağı gibi Baykal, kaset komplosuyla CHP'nin ve Türkiye siyasetinin yeniden dizayn edilmek istendiğinin farkındaydı. Partisini de bu komployla hesaplaşmaya ve CHP'nin ele geçirilmesine karşı çıkmaya çağırıyordu.
Ne var ki bu komplo CHP'nin dokusuna sızan, onun bir parçası haline gelen isimler üzerinden yürüdüğü için kısa sürede sonuç aldı. CHP yöneticileri, başlarına geleni anlama fırsatı bulamadan makamlarından uzaklaştırıldı. Yeniden tanzim edilen CHP yönetimi, Türkiye siyasetini dizayn etmek için hazırlandı. Kılıçdaroğlu'nun 17-25 Aralık darbesi öncesi ABD ziyareti, bu açıdan bir dönüm noktasıdır. CHP, bu ziyaretten sonra Pensilvanya'nın kurduğu istihbarat ağının yönlendirmesiyle darbenin siyasi üssü haline getirildi.
Türkiye siyasetini tanzim etmek için önce CHP dizayn edildi. Baykal'ın işaret ettiği gibi CHP, komplonun bu yanıyla hesaplaşma fırsatına sahipti, fakat başaramadı. Parti yönetimi, komployu düzenleyen "üst aklın" denetimine geçti. 30 Mart Yerel Seçimleri ile 30 Ağustos Cumhurbaşkanlığı Seçimleri'nde yaşanan büyük yenilginin ardından aslında Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlık koltuğunda bir gün daha oturmaması gerekiyordu. Ancak Kemal Bey'i kurtaran yine komplonun arkasındaki "üst akıl" oldu; bu güç, seçim sonuçlarını ve Kılıçdaroğlu'nu sorgulatmadı. Hatta Meclis'teki "yumruklu saldırıyı" organize ederek Kemal Bey'i tartışılırken "mağdur" ve "kahraman" haline getirdi.
"MİT'in CHP'ye operasyon çektiği" iddiası da CHP'nin iç gündemini saptırmak amacıyla gündeme getirildi. Kılıçdaroğlu, Cemaat'in isteği doğrultusunda hem MİT'i hedef yaptı, hem parti içi tartışmaları bitirdi.
Ancak CHP, kaset komplosuyla er ya da geç hesaplaşmak zorunda. Dikkatleri MİT'in üzerinde toplayarak, bu hesaplaşmadan kaçmak mümkün değil. Sadece CHP'liler değil elbette; Deniz Baykal'ın da kaset komplosuyla ne kadar yüzleşme cesaretine sahip olduğu tartışma götürür. Fas'taki Cemaat okulunu ziyaretinin ardından Baykal'ın Zirve Üniversitesi'ndeki bir panelde Cemaat'e arka çıkması, hükümeti ise paralel yapıya karşı yürüttüğü mücadeleden dolayı suçlaması da bunu gösteriyor. Tabii burada akla şu sorular geliyor: CHP Genel Başkanlık koltuğundan kaset komplosuyla ayrılmak zorunda kalan Deniz Baykal, dönüş vizesi için umudu Cemaate mi bağladı? Eğer böyle değilse CHP'lilerin değil, Baykal'ın da hâlâ komployla yüzleşmesi fırsatı var. Komployla yüzleşerek, savaşarak itibarını geri kazanma şansı varken Baykal'ın, Cemaat'e boyun eğerek, adeta bir dilenci gibi itibarını geri istemesi kasetçilere teslim olması anlamına gelir. Ki bu Baykal'ın düşeceği son tuzak olur. Baykal, 10 Mayıs 2010'da düzenlediği basın toplantısında söylediği şu sözleri hatırlıyor mu: "Ben bu komploya teslim olmayacağım, siz de olmayın!"

DESTİCİ: 'MİT dinliyor' demedim

BBP (Büyük Birlik Partisi) Genel Başkan Yardımcısı Ünsal Karabulut, BBP Genel Bakanı Mustafa Destici ve Alperenler ile ilgili yazıma itiraz ve eleştirilerini aktarmak için dün beni aradı. Ünsal Karabulut, Sayın Destici'nin MİT tarafından dinlendiğine dair bir ifadesinin bulunmadığını, aksine Destici'nin, hükümet tarafından dinlendiğine dair uyarıldığını söyledi. "MİT değilse Cemaat mi?" diye yönelttiğim soruya Karabulut, "Yorum sizin" yanıtını verdi.
Karabulut, yazıda yer alan "Bizim tarlayı sürmüşler" sözünün rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'na ait olmadığını ve Reha Muhtar'ın tanıklığının dışında bu konuda bir kanıt bulunmadığını belirterek, bu sözün Yazıcıoğlu'na hakaret içeriği taşıdığını vurguladı.
Köşemde yer alan "Alperen Ocakları'na üye gençlerin ülkenin en büyük siyasi suikastlarında kullanıldığına" dair ifadelere de itiraz eden Karabulut, ne Rahip Santoro, ne Malatya Zirve Katliamı dava dosyalarında Alperen gençliğiyle ilgili suçlamaların yer aldığını söyledi. Hrant Dink suikastında yer alan gençler ile HDP Genel Merkezi'ndeki bıçaklı saldırıyı düzenleyen kişiyi sorduğumda ise Karabulut, adı geçen isimlerin kendi gençlik örgütlerine gelip gitmiş olabileceklerini ancak bunların kendi üyeleri olmadığını, 'Alperenler' adıyla pek çok dernek açıldığını, bunların da kendileriyle bağlantılı olmadığını sözlerine ekledi.

<p> </p>

Arabeskin 'Babası' kim?

21. yüzyılın en iyi dizisi seçildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nijerya Cumhurbaşkanı ile ortak basın toplantısı düzenledi

Mersin'de TURKOVAC Faz-3 çalışması kapsamında gönüllüler aşılanıyor