• $8,1447
  • €9,7219
  • 455.625
  • 1383.32
20 Şubat 2015 Cuma

CHP-Cemaat ilişkisine dair...

Kurtuluş Tayiz
Kurtuluş Tayiz
YAZARIN SAYFASI

17-25 Aralık darbesinin ardından yaşanan gelişmeleri basit biçimde "iktidar savaşı" olarak tanımlayıp aradan çekilenlerin eksik bıraktığı soru, bu savaşın taraflarının kimler olduğuydu. Gerçi bu soruya "Gülen ve Erdoğan arasındaki iktidar savaşı" biçiminde yanıt verenler de yok değildi; ancak bu yanıtın koskoca bir "iktidar savaşı"nı açıklamaya yeterli olmadığını kabul etmek gerekiyor. Bir iktidar savaşının kişilerle sınırlandırılamayacağı, farklı toplumsal grupları kapsayacağı ve bu grupların ekonomik-siyasal çıkarlarını yansıtacağı açıktır. Kaldı ki küreselleşme çağında iktidar savaşları, uluslararası bir nitelik kazanmıştır.

Türkiye'de 17-25 Aralık darbesi sırasında uç verdiği kabul edildiğinde "iktidar savaşı”nın görünürdeki siyasi temsilcisi CHP'ydi. İktidara yönelik suçlamaları bu parti demokratik alanın içine taşıdı ve iktidar savaşının temsilcisi olarak göründü. Ne var ki bu görüntüye rağmen yine de CHP, 17 Aralık'ta kopan kavganın bir tarafı olarak algılanmadı; bunun nedeni, CHP'nin bu savaşın öznesi olmamasıydı. CHP, devleti ele geçirmek isteyen ama gayrimeşru yapısı nedeniyle demokratik alana giremeyen derin bir gücün sadece taşeronluğunu yaptı. Burada CHP'nin çıkarlarını yansıttığı gruplar ile taşeronluğunu yaptığı derin gücün çıkarlarının örtüştüğü öne sürülebilir, ancak bu bile CHP'yi iktidar savaşının bir tarafı kılmaya yetmez; savaşın öznesi kimse, asıl tarafı da o olur; CHP, bu savaşta sadece derin bir gücün nesnesi olduğundan, temsil ettiği toplumsal kesimler adına bir taraf da olamadı.
Deniz Baykal'a karşı geliştirilen kaset komplosunun amacı CHP ile derin bir gücün çıkarlarını örtüştürmek değildi elbette; kaset komplosunu yapan derin yapının amacı, önce CHP'yi sonra da Türkiye'yi dizayn etmekti. Kaset kumpasının ardından, 10 Mayıs 2010'da kameraların karşısına geçen Deniz Baykal, bu gerçeğe şöyle dikkat çekmişti: "Bu bir kaset olayı değildir, bir komplodur. Bu komplonun hedefi sadece ben değilim, aynı zamanda CHP'dir. CHP de bu kirli tezgâhlar karşısında yolunu seçmek zorundadır. Benim istifa kararım, hem Türkiye siyasetini hem CHP'yi yeniden tanzim etmek isteyenlere bir imkân tanıyacak hem de CHP'ye bu komployla hesaplaşma fırsatı verecektir." (10 Mayıs 2010) Kabul edelim ki CHP, Cemaat için bir ortak değil, ele geçirilip yönlendirilecek siyasi bir partiydi sadece. Bazılarına zor gelse de CHP, kaset kumpasını gerçekleştiren paralel yapı için sadece bir kurbandı. Bu ilişkinin zamanla aşka dönüştüğünü savunanlar da var; ki bu, bence çok da yanlış değil.
AKŞAM ve Star gazetesinin günlerdir yayımladığı istihbarat raporlarına dayanan paralel yapı ile bazı CHP'liler arasındaki diyaloglarda da bu ruh hali açıkça gözle görülüyor. Cemaat'in Türkiye'deki istihbarat şebekesini yönetmekle ilgilenen şahıs, CHP'nin Meclis grup başkan vekili ile İstanbul milletvekili karşısında fazlasıyla baskın pozisyonda. Casuslukla suçlanan bu yapının elemanı, CHP'lilere karşı sorgulayıcı, yönlendirici, azarlayıcı, tehdit edici bir dil kullanıyor; CHP'liler ise bu kişi karşısında itaat eden, emir bekleyen, uygulayan ve yerine getiren pasif bir tavır sergiliyor. Öyle ki CHP'liler, genel başkanlarının bile bu derin yapının emri altında olduğunu beyan etmelerine rağmen, karşı tarafın "Gerzek başkanına söyle..." türünden hakaretlerine engel olamıyor. Basit bir söylem analiziyle bile Cemaat-CHP ilişkisinin bir ortaklığa dayanmadığını çıkarmak mümkün. Ortada tek bir tarafın aklı ve verdiği savaş var; CHP, bu savaşın sadece bir aparatı. Pensilvanya'nın "siyasi kolu" demek bile bu ilişkide CHP'ye fazla şahsiyet kazandırmak anlamına gelir ki, bunu en azından CHP yöneticileri için söylemek hakaret sayılmasa gerek.
Pensilvanya'nın ya da paralel yapının iktidar savaşının en azından bir tarafı gibi göründüğü gerçek. Savaşın öznesi bu grup gibi. Ama ciddi bir "iktidar savaşı" analizi yapmaya kalktığımızda, bu istihbarat şebekesinin toplumun hangi kesimlerinin çıkarlarını temsilen bu savaşa katıldığını anlamak güçleşir. Paralel yapıyı güvenlik bürokrasisi içinde filizlenen bir çıkar grubu olarak tanımladığımızda bile çok fazla yol alamayız. Bu yöndeki değerlendirmeler, casusluğa varan eylemleriyle öne çıkan bu istihbarat şebekesini "iktidar savaşı"nın bir tarafı olarak göstermeye yetmiyor. İktidar partisi, Türkiye'nin 81 ilinde büyük oy desteğine sahip bir parti. Sokaktaki her iki insandan birinin oyunu alarak geniş bir temsiliyete sahip. Peki paralel yapı hangi toplum kesimlerinin enerjisini yansıtıyor, dersiniz? Bir iktidar savaşından bahsedilecekse, bu savaşın tarafı olarak gösterilen Cemaat'in dayandığı sınıfsal-toplumsal kaynağın da belli olması gerekmez mi? Karşımızda güvenlik bürokrasisi içinde yuvalanan, adım adım devletin tüm kademelerine sızan, casusluk yöntemleri kullanan ve laik kesimlerin memnuniyetsizliğini de devşirmeye çalışarak iktidarı devirmeye kalkan bir istihbarat grubu var. "İktidar savaşı" için ortada bir istihbarat şebekesinden daha fazlası olması gerekir. Yapılacak bu yönlü analizlere küresel güçleri dâhil etmeden bir yere varmak pek mümkün değil. Seçilmiş hükümete karşı darbeye kalkan, devletin her kademesindeki yöneticiyi dinleyen, cumhurbaşkanını ölümle tehdit eden ve bu ülkenin başbakanını dinlemeye hâlâ devam eden bu istihbarat şebekesinin enerjisini yerel dinamiklerden almadığı ise gayet açık. Parelel yapı sahnede özne olarak görünse de asıl özne, bu yapıya enerji kazandıran uluslararası güçler veya istihbarat örgütleridir. "Dış" faktörleri katmadan yapılacak "iktidar savaşı" analizlerinin görüldüğü gibi hiçbir ciddiyeti yok.

<p>Peki, kod 29 olarak bilinen fedih kodunun kaldırılması ne  anlam ifade ediyor? Çalışma hayatından

Kod 29'un kaldırılması ne anlam ifade ediyor?

Osmanlı döneminde padişahların iftar sofralarını süsleyen yemekler

Petranboard'u kapan zirveye koştu

Muş'un yüksek kesimleri beyaz örtüyle kaplandı