• $13,5136
  • €15,3543
  • 771.526
  • 1809.65
4 Eylül 2013 Çarşamba

Bir sütçü polisiyesi

Gezi’den bu yana “korkular”la ilgili sosyolojik-siyasal analizler dikkat çekici bir şekilde ön plana çıktı. En sık işlenen tez de “Gezi’yle birlikte korku duvarlarının aşıldığı” yönünde. Son olarak Zaman’dan İhsan Dağı da siyasal iktidarın toplumu yapay korkular üreterek yönetmeye çalıştığını yazdı. 
Durum gerçekten böyle mi? 
İktidar korku üreterek mi ülkeyi idare ediyor? 
Bunu ciddi ciddi düşünmeye ve değerlendirmeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. 
Korku ve iktidar arasında sıkı bir bağ olduğu tartışmasız bir doğru. İktidarların yüzyıllarca yapay korkular üreterek toplumları yönettiği de bir gerçek. Yakın tarihe kadar da siyasal sistemimizin korkular üzerine inşa edildiğini söyleyebiliriz. Bölünme korkusu, irtica tehdidi kuşkusuz bugün ortaya çıkmadı, kökleri Osmanlı’nın son dönemlerine, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına kadar uzanır. 
Fakat siyasal sistemimizin, üzerine bina edildiği korku rejimi son 11 yıldır ciddi bir değişim geçirmekte. Cumhuriyetin “düşman” olarak gördüğü Kürtlerle barışılıyor. Sevr paranoyası, bölünme korkusu artık aşılıyor. Kürtler kendi kimlikleriyle ve iradeleriyle siyasal sisteme dahil oluyor. 
Dindarlar için de öyle. Yıllarca karabasan gibi üzerimize çöken şeriat ve irtica tehdidinin su köpüğü gibi yapay ve geçici olduğu ortaya çıktı. Siyasi hayatın dışına itilen nüfusun-henüz tümüyle olmasa bile- büyük bir bölümüne artık kamu hayatının kapıları açıldı. 
Türk siyasal sistemindeki bu yapısal değişimi, dönüşümü AK Parti iktidarı gerçekleştiriyor. 
Bu iktidarın “korku üreterek” toplumu yönetmeye çalıştığını iddia etmek bana biraz abartılı bir değerlendirme gibi geliyor. 
Aksine siyasal sistemin korku üreten kaynakları bu iktidar tarafından tek tek kurutuluyor. 
Askerin, bürokratik elitin ve “makbul” vatandaşların merkezde olduğu siyasal sistem değiştikçe korku dağları bir bir yıkılıyor. 
Siyasal iktidar aslında çözüm süreci başlatma yerine dev bir korku kaynağı olan “PKK terörü”nü gündemde tutmayı sürdürebilirdi. 
Kendinden önceki hükümetler gibi her şeyi “PKK terörüyle” açıklamayı da seçebilirdi. 
Bölünme korkusunu körüklemeye devam edebilirdi. 
Yıllarca böyle yönetilmedi mi bu ülke? 
“Korkular” temelsiz yeşermez; siyasal ve toplumsal kaynaklar besler korkuları. 
Hiçbir iktidar “korku” uyduramaz. 
Bunu yapmaya kalksa bile bunun karşılığını alamaz. 
Tamam, tüm bunları bir tarafa bırakalım. 
İhsan Dağı ve başka entelektüellerin iktidarı, “korku” üreten politikaları veya yaklaşımları üzerinden eleştirebileceği zamanlar hiç olmadı mı? 
Elbette oldu. 
Ergenekon soruşturması ve KCK operasyonları sırasında toplumda “korku” hissedilir düzeydeydi. 
Memleketteki simitçi-gazozcu bile bir gün sabahın köründe evinden alınabileceğine dair korku duyuyordu. 
Polis devleti uygulamalarına en çok yaklaştığımız dönemlerdi o günler. 
Merak ediyorum; bugün iktidarı korku rejimi kurmakla suçlayanlar neden o günlerde “Polis devleti olduk”, “Ergenekon korkusuyla toplum yönetiliyor” diye eleştirmedi? 
Toplumun taşıyamayacağı noktaya gelen o korkuları, hükümet yine kendi yaptığı düzenlemelerle kuruttu. 
İktidar, toplumu korkuyla yönetme eğiliminde olsaydı sanırım o dönem Ergenekon’u kullanarak korku imparatorluğu bile kurabilirdi. 
İktidarın Gezi’deki sert tutumu ve demokratik dönüşümü ağırdan alan yaklaşımı eleştirilebilir; ancak hükümetin yapay korkular üreterek otoriter bir rejimi meşrulaştırmaya çalıştığı iddiası gerçekçi değil. 
Bakın Ertuğrul Özkök bile her sabah kapıyı sütçü yerine polisin çalma ihtimalinden korkmuyor artık. 
O bile sütçüden bahsetmeyi bıraktı. 
Biraz gerçekçi olalım lütfen.   

<p>Coronavirüsün en çok mutasyona uğramış versiyonu olan ve 30'dan fazla mutasyonun tespit edildiği

Çok mutasyonlu yeni Covid-19 varyantı: Omicron

Yunus polislerinin zorlu eğitiminden kareler

Misafirlerini kendi tasarladığı 'dönen ev'de ağırlıyor

Çöpe gidecek malzemeleri dönüştürüp dünyaya pazarlıyor