• $9,5898
  • €11,1675
  • 556.979
  • 1494.32
7 Kasım 2014 Cuma

Aklıma takılan sorular

6-7 Ekim olaylarıyla birlikte çözüm süreci bir süreliğine de olsa durdu. İki taraf da bu sürede olup biteni gözden geçirme fırsatı buldu. Şimdi yeniden yola koyulma hazırlıkları yapılıyor. Ancak sürecin başarıya ulaşması için iki tarafın da yanıtlaması gereken bazı sorular var. Bunlardan ilki "karanlık el" ile ilgili. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, bu "karanlık el"in, 6-7 Ekim olaylarında provokasyon yaptığını açıklamıştı. Ben de karanlık bir elin varlığına kuşkusuz inanıyorum; bu karanlık el, çözüm süreci başladığı günden beri aktif; Gezi'de, 17-25 Aralık darbesinde, Paris suikastında, bayrak provokasyonunda, Lice'de ve 6-7 Ekim olaylarında yüzünü gösterip kayboldu. Bu el, son olarak HDP Genel Merkezi'nde bir yöneticiye bıçaklı saldırıda görüldü.
Ancak Kürt hareketi bu karanlık elin barışı, kardeşliği, çözüm sürecini sabote etmek için görünüp kaybolduğunu görmesine, bilmesine rağmen neden bu olaylarda faturayı devamlı hükümete çıkarıyor? HDP'li yöneticinin bıçaklandığı son olaydan sonra Kürt siyasetçiler neden o karanlık eli pas geçip "Hükümet partimizi hedef gösterdi" açıklaması yaptı? BDP'liler, saldırının iki tarafı birbirine düşürme, sürecin yeniden başlamasını engelleme amacıyla yapıldığını göz ardı edip sorumluluğu neden Başbakan Davutoğlu'na yükledi? HDP İstanbul milletvekili Sebahat Tuncel, karanlık bir elin varlığından hiç şüphe etmeden Twitter hesabından neden "AKP partimizi hedef gösterdi. PM üyemiz Ahmet Karataş Ankara il binamızın önünde saldırıya uğradı. Boğazı kesildi" mesajı attı? Hasip Kaplan neden "Partimiz IŞİDvari bir saldırıyla karşı karşıya kalmıştır. Hükümet partimizi kapatmak istiyor" diye açıklama yaptı? Karanlık bir elin varlığını hiç hesaba katmadan, bu saldırıdan doğrudan "AKP hükümetini" sorumlu tutmak ne anlama geliyor? Selahattin Demirtaş "Devlet, bu saldırıyla bize 'hepinizin boğazını keseriz' mesajı verdi. Herkes duysun! Kafamızı kesseniz bile gövdemiz size teslim olmayacak!" derken neden karanlık el yerine hükümeti işaret ediyor? Bir tane HDP'li çıkıp neden "Bu saldırı karanlık elin marifetidir, çözüm sürecine yönelik bir provokasyondur" demedi? Bunu söylemek neden Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan'a düştü? Hükümet üyeleri, bu tür olayları barış sürecine yönelik bir provokasyon, komplo olarak görürken, HDP'liler neden sorumlu olarak hep hükümeti gösteriyor? Barışa, çözüme, kardeşliğe niyeti olan bir parti bu karanlık yapıyı, derin eli neden görmeye yanaşmıyor?
Çözüm sürecine müdahale eden karanlık elin varlığı aslında sır değil. Süreç başladığı günden beri her fırsatta kendisini yeni bir provokasyonla gösteriyor. Buna rağmen Kürt hareketi neden bu karanlık eli görmezden gelip, sorumluluğu hükümete atarak süreci biraz daha zora sokuyor? O karanlık el sadece devletin içinden uzansa, hükümeti bu eli bulup çıkarmak için eleştirmek doğru olabilir; ama hükümet bu karanlık yapıya yönelik ciddi bir temizlik harekâtı başlattı ve o günden beri de bu el, Kürt mahallesini kendisine mesken tuttu. HDP'li Demirtaş bile 6-7 Ekim olaylarını, bu karanlık elin provokasyona dönüştürdüğünü söyledi. O halde neden her olayda hükümet görülüyor da bu karanlık yapı görülmüyor? Çözüm sürecini bozmaya çalışan bu karanlık eli görmeye bir türlü yanaşmamanın sebebi ne?
Kandil ve HDP'li yöneticiler derin devleti, paralel yapıyı ve bu karanlık eli görmezden gelerek çözüm sürecini yürütemez. Bu barış sürecinin doğasına da aykırı. Çözüm masasına oturan taraflardan biri sürekli derin yapıyla paslaşıyorsa, o masadan barış çıkmaz. Bu karanlık elin tasfiyesine destek olmak yerine Kandil ve HDP'nin yaptığı; derin yapıyı gizleyerek kamuoyunu, barış sürecini hükümetin bozduğuna inandırmaya çalışmak. HDP'nin çözüm sürecinin yeniden başlamasına dönük çabaları da bana hiç samimi gelmiyor, aksine taktik bir manevra gibi duruyor; 6-7 Ekim'in kanlı izlerini sildiklerine inandıkları gün, yeniden, başka bir provokasyonla sahnede yerlerini alacaklar. Samimi olsalardı, hükümetin devlet içerisindeki paralel yapı ve karanlık odakları tasfiyesine destek verirlerdi. Ne var ki hükümet ve İmralı, Kandil ile HDP destek olsun veya olmasın, KCK'nın içine kadar uzanan, uluslararası desteği bulunan bu çeteyle baş edecek güçte. Çatışma ve kaos çıkarmak isteyenler değil, barış isteyenler ve samimiyetle müzakere masasında kalanlar kazanacak.

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Düzce'nin 1830 rakımlı Kardüz Yaylası'na kar yağdı

Az bilinen tarihi fotoğraflar ve hikayeleri

''Gıda Denetim Seferberliği'' kapsamında Trakya'da denetimler başladı