• $8,4749
  • €10,2717
  • 499.459
  • 1441.33
30 Haziran 2017 Cuma

ABD’nin sözüne değil yaptığına bakın

Kurtuluş Tayiz
Kurtuluş Tayiz
YAZARIN SAYFASI

ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, Türkiye’nin terör örgütü PKK/PYD ile ilgili endişelerini gidermek için buradaki muhataplarına üst üste mesajlar gönderiyor. Mattis, ABD’nin PYD ile zorunlu ve geçici bir ilişki yaşadığını ve bu terör örgütüne verilen silahların ileride toplanacağını tekrarlıyor. Beklentisi Türkiye’nin bu sözlere ikna olarak yanı başında olup bitenlere ses çıkarmaması herhalde.

Ne var ki, ABD’nin PKK/PYD ile ilişkisi ne zorunlu bir tercih, ne geçici bir ilişki; aksine uzun bir geçmişi olan ve bugünden yarına sonlanmayacak kadar da güçlü bir ilişki. “PYD’yi kullanıp, atacaklar” diyenlere de inanmayın; zira Barzani için de zamanında aynı şeyler söyleniyordu. Sonrası ise herkesin malumu.

ABD’nin terör örgütüyle kurduğu ilişkinin en az 40 yıllık bir arka planı ve hazırlık süreci var. Apo’yu 1979’da Şam ve Lübnan’a yerleştiren, burada koruma altında tutan, destekleyen gücün “Kürt devleti” (Ya da İkinci İsrail) planları ta o günlere uzanır. Bu ilişki, sistematik olarak bugünlere kadar gelmiş.

PYD’nin kuruluş süreci de Amerika’dan bağımsız değil. Abdullah Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan, bir röportajında “PYD’yi 2004’te Kandil’de ABD’nin siparişi üzerine kurduk” demişti. Sanıldığı gibi ABD ile PKK/PYD ilişkileri DEAŞ’ın ortaya çıkmasıyla başlamadı, DEAŞ’ın bitmesi veya temizlenmesiyle de sona ermeyecek.

Pentagon, Türkleri “bu geçici bir ilişki, mecburi bir tercih, PYD kullanılıp atılacak” hikayeleriyle oyalayarak biraz zaman kazanmak istiyor. Peki bu neyin zamanı? Elbette içeride güçlenmek için ihtiyaç duydukları “zaman”; devleti hizaya getirecek kadar bir süreye ihtiyaçları var. Ankara’yı Amerikan politikasıyla uyumlu hale sokmak zorundalar. Ya bir yol bulacaklar, ya bir yol açacaklar!

Türkiye’deki “siyasi muhalefet”in ve “Türk medyası”nın bütün gayreti, devletin yönünü ABD’ye doğru çevirmeye dönüktür; bu olmadığında ise devleti içeriden çökerterek Pentagon’un önünü açmaya çalışıyorlar.

FETÖ ve PKK, 40 yıldır bu gayretin içinde; CHP, HDP, sol örgütler, meslek odaları, bu gayretin uzantısı. Bu yapılar, Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıflatacak, içeriden çökertecek, bölecek enstrümanlar olarak tasarlandı.

Burada “Türk medyası” için özel bir parantez açmak gerekir; nasıl ki FETÖ’nün İslamcılıkla, PKK’nın Kürtlerle bir alakası yoksa, “Türk medyası”nın da Türk milletiyle bir bağı, bağlantısı yok. Hakim medyanın amacı Türk milletini Batı karşısında kıpırdayamaz hale getirmektir. Türkiye’deki hakim medya düzeni, tamamen buna göre dizayn edilmiştir.

Peki adım adım kuşatma altına alınan bu ülkenin devleti, milleti ne durumda? Bu gidişatın farkında mı? Devletin başı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklamalara bakılırsa Ankara, tüm olup bitenin fazlasıyla farkında. ABD’deki görev değişiminin bölge politikalarına nasıl yansıyacağını bir süre gözlemleyen Erdoğan, Başkan Trump’ın Suriye konusunda Obama’nın peşinden gittiğini görünce Türkiye’nin duruşunu daha da anlaşılır hale getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen hafta Suriye sınırındaki Akçakale’de yaptığı açıklamalar, Ankara’nın, bugüne kadar ABD’ye gönderdiği en sert ve en net mesaj olarak görülebilir. Türkiye’nin duruşunu Erdoğan şu sözlerle açıklığa kavuşturdu: “Güneyimizde, Suriye’nin kuzeyinde PYD/YPG bunlar bir gayretin içerisindeler. Yanınızda, arkanızda kim olursa olsun, bilesiniz ki Türkiye Cumhuriyeti devleti, silahlı kuvvetleriyle, bütün imkanlarıyla Kuzey Suriye’de bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyecektir. Bunu biz Amerika’ya da, diğer ülkelere de söyledik.”

Türkiye’nin istikameti budur.

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

Bakan Varank, Ankara Şehir Hastanesi Klinik Araştırmalar Merkezi'ni ziyaret etti

Tüm bildiklerinizi unutun! Seyahat ve deniz yolculuklarını kökten değiştirecek

Filistinli aileler, işgalci İsrail saldırılarından korunmak için okullara sığındı