• $ 5,3059
  • € 6,0104
  • 228
  • 101.728
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

“28 Şubat” söylemi

Siyasi çekişmelerin de bir ahlakı, olgunluğu, düzeyi olması beklenir; 28 Şubat’ın güçleriyle aynı cephede yer alıp, iktidara aynı mevziden ateş edip sonra da iktidar partisini 28 Şubat’çı olmakla suçlamak gerçekçi olmadığı gibi ahlaklı da değil. Kimse iktidar partisiyle, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile aynı tarafta durmak, mücadele etmek zorunda değil elbet, hatta muhalefet tarafına geçerek itiraz ve eleştiriyi esas alan bir çizgide de yer tutabilir. Siyasette, medyada olur şeyler bunlar, gayet normal.

Ama bunu yaparken işin kolayına kaçıp “28 Şubat’ta bu kadar baskı görmedik” diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve AK Parti’yi Postmodern darbecilerle eşitlemek ucuz olduğu kadar ahlaksızca, vicdansızca, art niyetli bir muhalif davranış olur. Sırf muhalefet olsun diye de yazılacak, söylenecek laflar değil bunlar.

“12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta bu kadar baskı ortamı yoktu” demek kolay. Herkes istediği eleştiriyi, suçlamayı tabii rahatça yapabiliyor. Fakat biraz gerçekçi olalım; muhalefet, iktidara karşı geniş bir koalisyon kurmuş durumda. 28 Şubatçısından 12 Eylülcüsüne, Fetö’cüsünden PKK/HDP’sine, DHKP-C’sine kadar bütün güçler “Anti-Erdoğan” cephesinde birleşmiş siyaset yapıyor. Üstelik Batı da bu cepheye arka çıkarak seçimlerde destek veriyor. Ülkede siyasi olarak ciddi bir özgürlük ortamı var. 28 Şubat’ta CHP, PKK’nın siyasi uzantısı HDP’yle, sözde “irticacı” olarak yaftalanan Saadet Partisi’yle, FETÖ’ye yakın İP’yle koalisyon, adına “Millet ittifakı” dediği geniş bir siyasi cephe kurabilir miydi?

Muhalefet, 15 Temmuz darbe girişi hiç olmamış gibi davranıyor. 28 Şubat’ı hatırlatmayı pek seviyorlar ama nedense 15 Temmuz’u ısrarla unutturmaya çalışıyorlar. Darbeci hainler, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesini ortadan kaldırmak için suikast timleri görevlendirmişlerdi. Şimdi bunlar hiç olmamış gibi Erdoğan’ı “diktatörlük” ile suçlamanın maruz görülecek hiçbir yanı yoktur. Erdoğan, siyasi tarihimizin gördüğü en kanlı darbenin hedefi ve aynı zamanda mağdur bir lideridir; bu gerçeği bir yana bırakıp onu ısrarla “diktatör” olarak göstermek, kodlamak ciddi bir psikolojik harp taktiği değil de nedir? Erdoğan’ı darbecilerle, hükümet uygulamalarını darbe dönemleriyle eşitlemek, aynı göstermek; AK Parti ve Erdoğan’ı “diktatörlük”, “otoriterlik” göndermeleriyle kodlamak, Irak ve Suriye’yi kan gölüne çeviren küresel çetenin sistemli bir kara propaganda yöntemidir. Bu söylem aynı zamanda müdahaleye zemin oluşturmak amacıyla üretilmiştir.

Bu dili, söylemi kullanıp, ülkeye yabancı müdahalesi için çalışan muhalefetle aynı mevzide konumlanıp ardından “ama baskı var, darbe dönemlerindeki gibi” demek dürüstlük değil, kurnazlık ve bir tür yavuz hırsızlıktır. 28 Şubat’ı gerçekleştiren güçler bugün daha geniş bir cephede Erdoğan ve AK Parti’ye karşı birleşmiş durumda. Arkalarında da Batılı güçler var. Uyanıklara bakın ki, hem 28 Şubat’ın güçleriyle birlikte hareket ediyor hem de hükümeti 28 Şubatçı olmakla suçluyorlar! Dil cambazlığı da bir yere kadar; millet bu ağlak, ucuz edebiyata prim vermeyeceği gibi az buçuk millet nezdinde kredisi olanı da tümden hafızasından siler, hatırlatalım!

Üsküdar Belediyesi´nde görev yapan bir temizlik işçisinin, köpekle olan dostluğu izleyenlerin içini

Temizlik işçisi ve sokak köpeğinin içleri ısıtan dostluğu

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Hayalleri uğruna mesleğinden vazgeçerek kuklabaz oldu

1896 yılından bugüne tarihi fotoğraf makineleri