• $8,5295
  • €10,0986
  • 493.531
  • 1431.78
20 Haziran 2015 Cumartesi

ABD’nin Suriye tuzağı

Suriye’nin orta ve uzun vadeli geleceği çok bilinmeyenli bir denklemdir. Konuyla ilgili birçok taraf bulunmaktadır ve tarafların birbirleriyle ilişkileri de, bölgeye ilişkin tutumları da değişkenlikler göstermektedir. Ama en azından son 30 yıldır birçok kere kanıtlanmış olan gerçek şudur ki ABD’nin bölgeye ilişkin vizyonu aslında sürekli bir kaos ortamı yaratmaktır.

1979’daki İran İslam devriminden sonra Saddam’ı savaşa kışkırtarak ilk adımı atan ABD, kargaşayı her fırsatta daha da derinleştirmeye uğraşmış, birbiri ardından gelen projelerinden her biri bir öncekinden daha büyük felaketlere yol açmıştır. ABD’nin sonradan kendisinin de kabul ettiği gibi tamamıyla sahte delillere dayandırdığı 2003 Irak müdahalesi, bu politikayı ‘sınırları değiştirme’ ve ‘ülkeleri ortadan kaldırma’ aşamasına ulaştırmıştır. Geniş Ortadoğu’ya, yani İslam Dünyası’na bir göz atacak olursak bazı ülkelerin fiiliyatta ya artık mevcut olmadıklarını ya da paramparça edilip, harap ve bitap duruma düştüklerini görüyoruz. Irak, Suriye, Yemen, Libya, Sudan, Somali, Afganistan ilk akla gelen örneklerdir. Bu durumda geleceğe yönelik ABD’nin politikalarına güvenerek ve ABD ile paralel şekilde sürdürülmesi düşünülen tüm projeler başarısız olmaya mahkûmdur, vahim sonuçlar doğurabilir.
Geçmişte kimi uzmanların sandıkları gibi ABD’nin bölgeye demokrasi getireceği de, genişletilmiş Ortadoğu projesi de, Arap Baharı’na destek projesi de kocaman birer yalandır. Ancak sadece genel vaatler içeren bu projeler değil ABD’nin iyi veya kötü, olumlu veya olumsuz değerlendirilebilecek tüm projeleri sahtedir. Örneğin ABD’nin Irak-İran savaşıyla İslam Devrimi’ni yıkma projesi de yalandı, nitekim İran iyice zayıflayınca 1985’te Humeyni’ye el altından silah ve yedek parça yolladı. İran-Kontra olarak anılan bu olayda ünlü Kissinger ’bırakın savaşsınlar, hepsi bitinceye kadar birbirlerini öldürsünler’ demişti. Aynı şekilde ABD’nin Mübarek’i tasfiye etmek için Mursi’nin gelmesine rıza göstermesi ama daha sonra Sisi’ye darbe yaptırması da, sonuçta kargaşayı Mısır’a yayma çabalarıdır.
ABD’nin Suriye politikası da genel kaos stratejisinin bir parçasıdır. ABD, Esad rejimine sözde karşıdır ve bu rejime muhalif olan güçleri desteklemeye yönelik eğit-donat projesi yapmaktadır. Oysa ABD Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı bu projede desteklenenlerin Esad’ı hedef almayıp sadece IŞİD’le savaşacaklarını belirtmişlerdir. Zaten sürekli Suriye’yi bombalayan koalisyon uçaklarının Esad’la rota paylaşımı yaptıkları açıktır. Aynı sivil halkı bir gün ABD’nin, ertesi günü Esad’ın bombaladığı da olmuştur. Öte yandan Suriye hava savunma sisteminin gerçekte Rus subayları tarafından ve ABD ile Rusya arasındaki koordinasyonla yürütüldüğünü de bilmeliyiz.
ABD’nin Kandil’deki savaş ağalarını parayla satın aldığı ve Demirtaş’ı da 2014 Eylülü’ndeki Amerika gezisi sırasında angaje ettiği anlaşılmıştır. Kuzey Suriye’de ısmarlama bir devlet kurma vaadiyle kandırdığı savaş ağaları şimdi Güneydoğu’da her aileden bir-iki çocuğu askere Suriye’ye çağırmaktadırlar. Artık ne eski PKK kalmıştır, ne eski önderlik, ne de barış süreci. Ne var ki, bunun bedelini onlara yine ABD ödetecektir. 30 Haziran’da İran’la anlaşmaya hazırlanan ABD, Ruhani’nin Suriye’ye binlerce asker göndermesine engel olacak mıdır? İşler tersine döner de, bugün etnik temizlik yapanların kendileri temizlik nesnesine dönüşürlerse nereye kaçacaklardır? ‘Bırakın birbirlerini öldürsünler’ diyen Kissinger’i unutmasınlar.

<p class='MsoNormal'>Komşusunun telefonuna ulaşamadıklarını belirten ünlü  komedyen Gökbakar evdeki

Şahan Gökbakar komşusunun evinin yandığını duyurdu

Iğdır'da yıkılan cezaevinin yerine yapılan sosyal yaşam alanı ilgi görüyor

Milli Güvenlik Kurulu Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplandı

Uludağ'da yangın ihtimaline karşı helikopterli denetimler artırıldı