• $9,5236
  • €11,0847
  • 546.252
  • 1455.42
2 Mayıs 2015 Cumartesi

1 Mayıs 77 ve ‘derin devlet’ aldatmacası

Dikkat! ‘Derin devlet’ ifadesi masum değildir, politikada meşruiyet dışı ve canice eylemleri maskelemek için uydurulmuş bir tabirdir. Yasadışı güçler devlet zırhına bürünebilmek için ‘her devletin gerektiğinde rutin işlerin dışına çıkabileceğini’ iddia etmiş ve kanlı eylemlerine haklılık zemini hazırlamışlardır.
Diğer yandan, küresel kapitalizmin hizmetindeki liberal solcular ve paralelciler de tarih ve gerçek dışı soyut bir ’devlet kavramı’ ortaya atmış ve her türlü melanetten sistematik biçimde devleti sorumlu tutmuşlardır. Bu yaklaşımın doğal sonucu, ülkenin meşru genelkurmay başkanının sistematik biçimde terör örgütü lideri olarak suçlanmasıdır.
Gizli faaliyetler, kara para ve uyuşturucu trafiği ile petrol savaşları konusunda küresel planda bir uzman olan Kanadalı Profesör Peter Dale Scott, ‘Amerikan Savaş Makinesi’ adlı kitabında ‘derin devlet’ kavramını bu nedenlerle eleştirmekte ve onun yerine ‘derin güçler’ ifadesinin kullanılmasını önermektedir. ABD ölçeğinde ‘derin güçler’ esas olarak ölçüsüz derecede büyük servet sahiplerinden, ideolojik şebekelerden ve onların devlet mekanizması içinden devşirdikleri çete unsurlarından oluşmaktadır. Diğer ülkelerdeki derin güçler de benzer bir yapıdadır ve ABD hegemonyası altındaki dünya sisteminin bir parçasını oluşturmaktadırlar. Bu yapı, Scott’un deyimiyle ‘overworld’ yani ‘üst dünya’ olmaktadır ve üst aklın sahibidir.
Türkiye’de de ABD’den çok daha aşırı bir şekilde bir zenginlik yoğunlaşması vardır. Bir tek ailenin ülke ekonomisinin yüzde 10’unu ele geçirmiş olduğu bir ülkede ‘derin devlet’i de, ‘derin güçleri’ de tartışmak aslında anlamsızdır. 1960’lardan beri sadece sosyolojik planda değil, fiili olarak da ülke politikasını darbelerle, komplolarla, provokasyon ve operasyonlarla etkileyenler sanıldığı gibi Ankara’da değil İstanbul’dadır. Bunlar ABD’nin yönlendirmesi, desteği, zaman zaman kadro takviyesi, medya ve istihbarat gücüyle hareket etmektedirler. Küresel plandaki bu faaliyetlerin yerel hukuk ve güvenlik makamları tarafından deşifre edilmesi zordur ve faillerin meçhul kalması buradan kaynaklanmaktadır. Bu güçler güvenlik servislerinin özellikle İstanbul ayağını on yıllardır ele geçirmişlerdir ve neredeyse tamamıyla kendi çıkarları için kullanmaktadırlar. Ankara’da bu yapıya karşı ortaya çıkan direnç, ABD’nin 90’lı yıllardan itibaren paralel yapıyı güçlendirmesi ve sisteme eklemesini gerektirmiştir. Bu yapıyı bu şekilde ele aldığımız zaman son yıllardaki ‘derin’ operasyonların, bunlarda rol alan Amerikancı sol ve sağ unsurların, onları maskeleyen bir kısım medyanın hep aynı yere bağlı olduğunu anlarız.
1 Mayıs 1977’ye dönersek gerçekler aslında açık ve göz önündedir. Olay esnasında Taksim’de Saraçhane tarafından havaya sıkılan bir kurşun binlerce kişinin Kazancı Yokuşu’na doğru kaçışmasına neden olmuştur. Aynı anda Kazancı Yokuşu’nun alt tarafından da havaya sıkılan tek bir mermi 37 kişinin birbirini ezmesiyle sonuçlanmıştır. Olayda kurşun yarasıyla ölen sadece tek bir kişi vardır. Demek ki çok sayıda kurşun atılmışsa da provokasyonun gerçekleşmesi için biri yukardan biri aşağıdan iki el ateş yeterli olmuştur.
1 Mayıs 1977’de ateş edenler arasında bugün HDP listelerinden aday olanlar var mıdır? Bunu HDP Başkanı Demirtaş açıklamalıdır. Ama daha da önemlisi o günlerde basında çarşaf çarşaf yayımladığı ilanlarla askeri darbe çağrıları yapan TÜSİAD artık hesap vermelidir.

<p>Verdiğiniz nefes aldığınız nefesle  karışmıyor. Akıllı maske telefonla kontrol ediliyor.</p><p>Ak

Akıllı maske nefes aldıracak

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu